Gönderen Konu: Hurdacının Aşkı  (Okunma sayısı 1736 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Serdar102

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 60
  • ÜYENİN İTİBARI 0
  • Cinsiyet: Bay
Hurdacının Aşkı
« : 29 Ekim 2013, 15:45:28 »

Hurdacı genç el arabasıyla hurda toplamaya çıkmıştı:

" Haydi, demir alırım, bakır alırım, alüminyum alırım, sarı alırım. " diye bağırıyordu.

Çok zengin, katları, yatları, köşkleri, fabrikala rı bulunan bir ailenin kızı olan Hülya, üstü açık, spor arabasıyla köşkün bahçesinden yola çıkmıştı. Hurdacı gencin sesini duyunca frene bastı. Bekledi. Hurdacı genç, arabasının yanından geçerken:

" Affedersi niz ama, siz aldığınız demirleri, bakırları ne yapıyorsunuz? " diye sordu.

Bunun üzerine hurdacı genç durdu:

" Ne yapacağım, bunları alan hurda deposu var, oraya satıyorum. "

" İyi kazanıyor musun? Bu iş günde ne kadar para bırakıyor? "

" Ben çok gezerim. Gün sonunda on kağıt kazandıysam, keyfim yerine gelir. Bazen çöpten hurda çıkıyor. Böyle hurdanın tümü kar. On beş-yirmi kağıt kazandığım günler oldu. Böyle ballı günlerde, kendime bir ziyafet çekerim. "

" Ziyafet mi? Nasıl bir ziyafet bu? Kokteyl partisi falan mı? "

" Kokteyl partisini hiç duymadım. Bir keresinde Halk Partisi'ne gitmiştim. Sağ olsunlar. Bana çok iyi davrandılar. Küçümsemediler. Çıkarken, buyur, yine gel dedilerdi ya, ikinci kere gidemedim . "

" Siz neler söylüyorsunuz? Halk Partisi de nereden çıktı? Kendime ziyafet çekerim dediydini z. "

" Ziyafet işte ama kendi çapımda. Çarşıdaki kebapçıda bir buçuk iskender yerim."

Yakışıklı hurdacı genç, muzipçe o kadar güzel gülümsedi ki, Hülya da gülümsemekten kendini alamadı. Hülya'nın birden aklına köşkün arka tarafındaki atıl demirler geldi. Orada bir de eski soba vardı. Çocukluğundan beri onlar orada duruyordu . Bilmem bu genç onlara kaç para verirdi?

Hülya:

" Arkadaş, senin adın ne? " diye sordu. " Benim adım Hülya: "

Hurdacı genç:

" Benim adımda Şevket ama arkadaşlar bana Şevko derler. "

Hülya:

" Şevko, bizim köşkün arka tarafında hurda demirler var. Sanırım bir de eski soba olacaktı. Onlara ne verirsin? "

Şevko:

" Önce demirleri ve sobayı göreyim sonra bir fiyat biçerim. "

Hülya spor arabasını köşkün önüne park etti. Şevko ise, tek tekerlekl i el arabasını iterek, birlikte köşkün bahçesine girdiler ve köşkün arka tarafına doğru yürüdüler. Onları köşkün penceresi nden seyretmek te olan Hülya'nın babası, yanında korumaları olduğu halde, bahçeye çıktı ve Hülya'nın yanına gitti.

Hülya'nın babası:

" Kızım ne oluyor? Bu hurdacı da neyin nesi? "

Hülya:

" Hiç babacığım. Bu Şevko. Az önce arkadaş olduk. "

Hülya'nın babası:

" Arkadaş mı oldun? "

Hülya:

" Evet, arkadaş oldum ve buradaki demirleri ona satmak istiyorum . "

Hülya'nın babası:

" Ee iyi, sat bakalım. "

Hülya, Şevko'dan yana dönerek:

" Arkadaş, bu demirlere ve sobaya ne verirsin? "

Şevko:

" Demirler para etmez, arabaya atıvereyim. Sobaya beş lira veririm. "

Hülya:

" Sen şimdi bu kadar demir para etmez diyorsun ha? Ama kilo hesabı satacaksın. Demirler kalsın. Sobaya beş lira az, şuna on beş desek. "

Şevko:

" Hemen kızma arkadaş! Sobaya on beş tamam ama yanında demirleri de isterim yani burada ne varsa hepsine on beş. "

Hülya:

" Olmaz! Hepsine yirmi. Beş kuruş aşağı olmaz. "

Şevko:

" Tamam, hepsine yirmi. Ben şunları arabaya yükleyivereyim. "

Şevko, demirleri ve sobayı arabasına yükledikten sonra, Hülya'ya dönerek:

" Şimdilik beş lirayı vereyim, kalanı yarın bu vakitler buraya getiririm . Görüşmek üzere. " deyip, arabasını iterek götürmeye başladı.

Hülya, Şevko'nun verdiği beş liraya bakakaldı. Bir an babasıyla gözgöze geldi. Babası onun haline acıyarak bakıyordu:

" Kızım, seni Amerikala rda boşuna okutmuşum. İktisat üniversitesinden mezunsun ama üniversitenin ünisinden haberi olmayan birine karşı yirmi sıfır galip gelmen gerekirke n, on beşe beş yeniliyor sun. Bu genç sana on beş lirayı getirmez. Gitti gider. "

Babası bu sözleri söyledikten sonra korumalarıyla birlikte uzaklaştı. Hülya iki damla gözyaşının yanaklarına süzüldüğünü farketti. Bebeklik günleri hariç, ağlamadığını biliyordu . Çok iyi bildiği bir şey daha vardı: İnsan karakterl eri. Karakter tahmini işinde hiçbir zaman yanılmamıştı. Tahmini doğru çıkarsa, Şevko yarın gelir ve on beş lirayı getirirdi . Eğer Şevko yarın gelir ve on beş lirayı getirirse, ondan ayrılmayacağına kendi kendine söz verdi.

Yarın olmuştu. Hülya bir saati aşkın bir zamandır köşkün bahçesinde dolanıp duruyordu . Bilmem kaçıncı defa bahçe kapısına yaklaşmıştı ki, Şevko'yu gördü. Şevko gelmişti:

" Kusura bakma, arkadaş. Dün yanımda başka param yoktu da ondan öyle oldu. Yoksa borç bırakmak istemezdi m. İşte on beş lira. "

Hülya:

" Parayı getirdin ya gerisinin önemi yok. Demirlerl e sobayı satınca sana iyi kar kaldı mı? "

Şevko:

" Aman, ne demezsin! Çok iyi kazandım. Onları altmış liraya aldılar. Yirmi sana verdim bana kırk lira kaldı. Şimdiye kadar böyle ballı alışveriş yapmamıştım. Çarşıdaki kebapçıya gidiyorum . Benimle gelir misin, arkadaş? İskender haricinde ayran, kola ne içersen ısmarlarım. "

Hülya, Şevko'nun dedikleri ne bir güldü, bir güldü ki sormayın!

Onlar çarşıdaki kebapçıda çok güzel ve neşeli bir ziyafet çektiler. Hülya konuşma aralarına sorucukla r sıkıştırarak Şevko'yu daha yakından tanımak fırsatını buldu. Onda gelişmeye, daha çok kazanmaya uygun muhteşem bir ticari zeka bulunduğunu farketti. Dört yıllık hurdacı ve yirmi beş yaşındaydı. Askerliğini yaptıktan sonra köyüne dönmemiş, Bursa'da kalmıştı. Köyünde beşi bitirmiş, altının yan kapısından geçmişti. ( Altıncı sınıfa ait birkaç kitap bulmuş ve bunları okumuşluğu vardı. ) Daha dün canlıca yaşadığı olayda adam beş lira sermaye ile on beş lira bocunu ödemiş, kırk lira da temiz para kazanmıştı. Yirmi liranın karı kırk lira olmuştu. Demek ki, yirmi bin lirası olsa kısa zamanda kırk bin lira kar edebilird i.

Hülya birkaç gün sonra durumu babasına anlatarak, Şevko'yu şirketlerinden birinde işe aldırdı. Şevko ilk gün kıyafetlerini yadırgadı. Takım elbiseli, beyaz gömlekli, kravatlı halini aynada görünce şaşırdı ama zamanla alıştı. Hülya bu ilk avansın deyip beş bin lira verince cebi kızıştı. Para tomarı pantolonu nun cebinde şişkinlik yapınca bir cüzdan alıp ceketinin iç cebine koymayı ihmal etmedi.

Şevko kiralık olarak tuttuğu apartman dairesind e satın aldığı pek çok kitabı okumaya başladı. Aradan aylar geçtikçe, beyninin hücreleri bilgiyle, bilimle, kültürle aydınlanmaya başladıkça, çağdaşlaştıkça, bakışları değişti, gözlerinden zeka fışkırmaya başladı. İnanılmazı gerçekleştirip dünyaya bir fakirin neler yapabilec eğini göstermek istiyordu . Bunun için yıllardır fırsat kollamıştı. Beyninin en ücra köşelerindeki fikirleri, çevresindekilerden yanlış anlarlar diye açıklamaktan korktuğu düşünceleri şirketteki çalışma ofisine gelen Hülya'ya anlatıyor ve takdir görüyordu. Ne demek öyle, söz gümüştür. Şevko'ya göre, söz altın değerindeydi. Söz, ağızdan çıkar ve iyiyi, doğruyu, güzeli anlatırdı. Konuşacaktın, her konuda bilgini ortaya koyacaktın. Herkes istediği konuda fikir ileri sürüp yorum yapabilir di. Bu konuda ben böyle düşünüyorum derdin ve kesinlikl e yanlışa düşmezdin. Önemli olan, ben diyebilme kti. Boyun bükmeden, eğilmeden savunduğun fikrin takipçisi olabiliyo rsan, Ne Mutlu Türküm Diyene.

Şevko, Hülya'nın ofise uğramadığı günlerde huzursuz oluyordu. Her gün mutlaka onu görmek, onunla konuşmak istiyordu . Zamanla Hülya'yı sevmeye başladığını fark etti. Hem bu sevgi öylesine büyük bir sevgiydi ki, kısaca adına aşk dedi. İnsanoğlu dünyada var oldukça aşk da var olacak ve benim aşkım, sırılsıklam aşık olan Şevko'nun aşkı yani Hurdacının Aşkı adıyla isim bulacaktır.

Aslında Hülya da Şevko'ya karşı ilgisiz değildi. Tanıştığı ilk günlerde Şevko'ya karşı derin bir his ve sevgi duyduğunu anlamıştı. Şevko'ya yardımcı olmuş, onu sokaktan kurtarmış ve zirveye taşıyordu.

Aradan beş yıl geçti. Bu beş yıllık sürede Şevko para kazanmanın incelikle rini keşfetmekle meşguldü. Bir aralık para kazanmanın püf noktaları isimli bir kitap bastırmaya kalkışmış ve Hülya'nın gayretler i sonucu hazırladığı dökümanları sobada yakmıştı. Tahvil ve hisse senedi alımlarına girişen Şevko kıyısından, köşesinden de olsa azıcık bir servet oluşturmuştu. Şirketten kazandığı parayı yani aldığı maaşı derin dondurucu ya atmıyor, o parayı çalıştırarak, paraya para kazandırıp, kasasına sıcak para girişi sağlıyordu.

Bir gün Şevko, çalışma ofisine gelen Hülya'ya aşkını anlattı. Onu çok sevdiğini ve evlenmek istediğini söyledi. Hülya da, Şevko'ya, kendisini çok sevdiğini ve evlenme teklifini hemen kabul edebileceğini fakat babasının da olurunu almak istediğini söyledi.

Köşkteki akşam yemeğinden sonra Hülya, babasına, bugün bir evlenme teklifi aldığını, bu teklifi yapan genci yıllardır tanıdığını ve onu çok sevdiğini söyledi. Bunun üzerine babası:

" Kızım, bu gencin otomobil fabrikası var mı? " diye sordu.

" Yok baba, nereden olsun? Belki zamanla otomobil fabrikası kurar. "

" Bak kızım, ben zenginliğe haddinden fazla önem veririm. Seninle evlenecek olanın mutlaka otomobil fabrikası olmalı. Sen doğduğun gün, ben bu kararı almıştım. Fabrikası olmayana ben kız vermem. "

" Baba, bana talip olan bizim Şevko. Hani bir zamanlar hurdacıydı da, sonradan şirkette ona iş vermiştin. Üstün gayretler i sonucu beş yılda şirketin karını yüz kat arttıran Şevko. "

" Tamam işte, Şevko, mevko. Kursun otomobil fabrikasını gelsin seni benden istesin. Ben seni sevdiğinle evlendirm em demedim ki. "

Ertesi gün Hülya, Şevko'ya, babasıyla konuştuklarını anlattı. Bunun üzerine Şevko:

" Baban market, pastane açmamı istemiyor ki, otomobil fabrikası diyor. Bankadaki paramı, tahvil ve hisse senetleri mi ortaya koysam otomobil fabrikasının bir kısmını inşa ettiririm . Bu fabrikanın yan kuruluş binaları olacak. Bunları hangi arsa üstüne yaptırırsın? Fabrikanın içindeki makinalar tonla para tutar. "

Hülya:

" Bak Şevko, arsa işini düşünme. İki yıl önce babamın bana yaş günümde armağan ettiği beş bin dönümlük arsa yeter. Birkaç bankada yüklü miktarda hesabım var. Altın, mücevher falan da var. İşe girişelim. Paramız yetmezse kredi çekeriz. Hem babam fabrikayı yarıladığımızı görsün, desteğini esirgemez . "

Şevko ile Hülya iki yıl içinde otomobil fabrikasını hizmete sokup ilk yaptıkları otomobill eri piyasaya sürdü. Otomobill er geniş bir alıcı kitlesi tarafından rağbet gördü ve çok tutuldu. Hülya bir gün Şevko ile birlikte, babasını otomobil fabrikasına götürdü. Fabrikayı gezen baba, Şevko ile Hülya'nın alnından öptü.

Ertesi akşam Şevko iki tanıdığıyla gidip, Hülya'yı babasından istedi. Baba, Hülya'yı Şevko'ya verdi. Bir ay sonra nişan, iki ay sonra düğünleri yapıldı. En lüks otellerde yapılan nişan ve düğüne Türkiye ve dünya jet sosyetesi nin tanınmış simaları katıldı. Şevko ile Hülya evlenerek muratlarına erdiler. Hurdacının Aşkı hikayesi de burada sona erdi.

SON

Serdar Yıldırım

Çevrimdışı Uğur YUCA

  • FotokoliK
  • Gemlik Forum Hayranı
  • ***********
  • İleti: 5.923
  • ÜYENİN İTİBARI 556
  • Cinsiyet: Bay
  • Yaşıyorsan Gelecege bak
    • uguryuca
Ynt: Hurdacının Aşkı
« Yanıtla #1 : 04 Kasım 2013, 14:03:41 »
sürükleyici bir hikaye paylaşımınız için teşekkürler

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi