Gönderen Konu: Für Die Meister - Bram Stoker [2006]  (Okunma sayısı 1729 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sacrife

  • Hizli Üye
  • ****
  • İleti: 295
  • ÜYENİN İTİBARI 190
  • Cinsiyet: Bayan
  • ....üstinsan....
Für Die Meister - Bram Stoker [2006]
« : 02 Mayıs 2008, 17:39:07 »
Yolu ne kadar uzatsam da , ne kadar bilmediğim ara sokaklara dalarak bir çıkmaza düşmeye çalışsam da farkındayım : en ters doğrultuda atılmış bir adım bile beni gideceğim yere biraz daha yaklaştırıyor.Sona doğru ya da başa doğru , sonda ya da baştayım ; bilemiyor um.Yürürken kollarımı ne kadar sallarsam sallayayım faydası yok.Biraz dan yanından geçeceğim şu direğe kafamı vursam defalarca belki dururum , ama ancak bir süreliğine.Beni ne aylar , ne yıllar , ne de ötenazi’nin adilliğine inanmış bir doktor kurtarabi lir.Evet , böyle bir durumda en fazla ölürüm.Eğer çözüm ölmek olsaydı direkler gibi barbarca tercihler yerine kendimi son teknoloji ile donatılmış şu jeeplerde n birinin altına atardım.Medeniyetin tekerlekl eri kauçuk bir juggernau t’mışcasına sırtıma çıkar , beni sonsuza kadar asfaltın metrelerc e altındaki serinliğe gömerdi. Cansız bedenimin etrafına toplanan insanlar ise sonradan üzerinde bir kimlik bile bulunamay an bu gencin -onlara göre- kısacık hayatının böyle boktan bir şekilde son bulmasına üzülecekti.Hayat mücadelesi yorgunu cümleleri ve endüstrinin artıkları ile kirlenmiş acımaları ile...Ölüm düşmek üzere olan bir kalede şerefle yaşanmışçasına görkemli olmayacak tı belki ama yine de ölecektim.Çözüm bu olsaydı ölürdüm de.Ama ölüm bir son değil , yalnızca değişimdir.Perde bir anlığına kalkar ama bu tekrar inmeyeceğine değil , tekrar ineceğine işarettir sadece. Öksürdü ve bir an için olsun düşüncelerinden sıyrıldı. Etrafında durmaksızın  akan insan trafiğine aldırmadan öylece durdu. “Her geri geldiğinde kıçıma saplanan bir bıçak gibi acı veren 6. hissim ve tüm kehanetle r bulmam gereken yerin burası olduğunu söylüyor.Hayatta böyle bir kararı bir kere verir insan; ama bu yapmama engel olmamalı.Şimdi...” Sözünü bitirmede n arkadan sol omzuna aldığı şiddetli darbe kendi etrafında yarım tur kadar dönmesini sağladı.Yanından omuz atarak geçen adamla kısa bir göz teması yaşadıktan sonra büyük kararların zor durumlar içerisinde ve üzerinde uzun boylu düşünmeksizin alınması gerektiğine karar verdi ve kapısının önünde durduğu berber dükkanından içeri girdi.Zih ninde az önce bıyıklı bir adamdan aldığı darbenin ona gönderilmiş ilahi bir mesaj olup olmadığını tartarken ağzından belli belirsiz bir “hayırlı işler” çıktı. Böylece bir saniye önce unuttuğu durumunu (kim bilir kaçıncıya yeniden) fark etti.Gird iği dükkana şöylece bir baktı.Duvarları boydan boya kaplayan aynaların sağladığı derinlik olmasa; insan boğabilecek kadar küçük olan bu dükkanda iki berber (bir usta , bir de kalfa) ve bir çırak büyük bir başarı örneği göstererek aynı anda iş görüyorlardı.İstanbul yazlarına özgü ıslak hava içeride sıra beklemekt e olan insanların giysileri nin altlarından aynaların duvara bakan yüzlerine kadar en karanlık yerlere bile giriyor , her yerde kendinden bir parça bırakarak ucuz bir klima taklidi olarak kullanılan duvardaki pervanede n dışarıya çıkıyordu.“Hoş geldin abi , buyur” dedi içlerinde yaşça en küçük görünen çırak.13’ünde  ya var , ya yoktu.Kim bilir ne zaman saçlarını bu iğrenç modele sokmuş (eskilerin “Travolta saçı“ dedikleri bu olsa gerek) , buna rağmen bütün gününü berber dükkanlarında saç süpürmekle geçiren insanlara has bir özellikle iğrençliğin bir türlü farkına varamamıştı.Üzerindeki renkli gömleğin bilekleri ve yakası tozla karışık terden simsiyah olmuş , altındaki beyaz pantalonu n kıç tarafı eskilikte n parlamaya başlamıştı.Tam da bu çocuğun pantalonu nun kıçını eskitebil ecek kadar oturup oturmadığını düşünürken kalfa olabilece k yaşta görünen “Bir kaç kişi var sırada , biraz bekleyece ksin ama.” Dedi bıyık altından gülümseyerek.“Beklerim ; acelem yok.” Çırak bu alışılagelmiş cevabı duyar  duymaz Selim’e şöyle bir baktı ve arkasını dönüp aynada saçlarını düzeltmeye başladı.Daha doğrusu uyandığından beri aralıklı olarak yaptığı bir işe devam etti.Seli m ise konuşmaktan azat edilmiş olmanın verdiği mutluluk ile serbestçe dükkanı incelemey e devam etti.“Demek burası” dedi kendi kendine , yanında gazete okuyan adam kafasını ona çevirince Selim de ona döndü ve bir süre bakıştılar.Selim adama gülümseyince o da gülümsedi ve “evet burası” dedi ; “Burası bu çevrenin en iyi erkek kuaförüdür.Size de öyle tarif etmiş olmalılar.” En iyi mi , ben iyi olduğundan bile emin değilim diye geçirdi aklından.“Bana tam olarak böyle söylenmedi.Ama yine de kolayca buldum.” dedi ve bakışlarını adamdan kaçırdı.Kemal ise fazla konuşmak istemeyen bu garip yabancının üzerine çok düşmedi ; gazetesin e döndü.Gazete okur gibi yaparken bu gün de patronund an para alamadığını karısına nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.Eve gidip parasızlıktan üç başlı bir canavara dönüşmüş olan karısının yüzünü görmektense , az önce yanındaki adama “en iyi” diyerek yalan attığı bu lanet 3.sınıf berberde kalmayı tercih ettiğini düşündü bir an.Tam o sırada gazeteye kayan gözleri onu tuttuğu takımın yeni aldığı “Süper Yıldız”ın bilgisaya rda forma giydirilm iş resmine götürdü , sakinleşti Kemal.Yakında başlayacak sezonun hayaline daldı.Uyudu Kemal ; bir kez daha yaklaşmışken dünyanın kapısını aralamaya , tekrar rüyalar alemine yuvarlandı.Hem de gözleri sonuna kadar açık bir halde...“Bana tam olarak böyle söylenmedi.Ama yine de kolayca buldum.” Dedi ve bakışlarını adamdan kaçırdı Selim.Bir an ne zamandan beri sesli düşündüğünü bilmediğini fark etti.Yanında oturan adamın düşünceli düşünceli okuduğu şeyin “tarafsız” bir spor gazetesi olduğunu görünce gülümsedi.”İyi geceler” dedi belli belirsiz bir sesle ve dükkanı seyretmey e kaldığı yerden devam etti.Açılalı en fazla bir ya da bir buçuk sene olmuşa benziyord u.“Usta” olmaya üçlü arasında en yakın olan delikanlının mağrur görünmeye çalışan eski elbiseler i ve gözlerinin altındaki morluklar , henüz bitmemiş borçların ve uykusuz gecelerin belirtisi olmalıydı.Üzerlerine binen yükle çökmüş omuzlar duvardaki ustalık belgesini n sahibinin kafasını taşımanın verdiği azim ile ayakta durabiliy ordı.Ama sadece buradayke n...Gece dükkanın kepenkler ini çekip evi doğru yollandıktan sonra , üzerlerine bir de bomboş bir kafa taşımanın vicdan azabı yıkılınca , omuzların evde bulunacak biri tarafından iyice ovulması gerekiyor du. “Böyle hayat olmaz olsun!” dedi omuzlarda n biri , yani en azından Selim öyle düşündü ve bu hoşuna gitti.Ken di kendine kurduğu bu eğlenceli hayal ile gülümserken “kalfa”nın onu çağırdığını fark etti.”Gelicek misin?” şeklinde bir davete “hemen geliyorum” diye cevap verdi ve zıplayarak yerinden kalkıp berber koltuğuna oturdu.Ağzındaki kürdanı durmaksızın dudağının bir tarafından diğer tarafına geçirirken bir yandan da berberler e özgü hareketle rle biraz sonra bir sanat eseri haline getireceği saçları kurcalıyordu , “Nasıl olsun ?” diye sordu.Sel im tam cevap verecekke n talimat yan koltuktak i müşteriden geldi : “Abinin saçlarını yine her zamanki gibi kes.” Beni hayatında görmemiş adam saçlarımın her zamanki modelini nereden bilecek diye düşündü Selim ve “Kısa” dedi. “Ele gelmeyece k kadar kısa olsun.” Berber gülümseyerek onayladı ve yandaki müşteriye göz kırparak Selim’in kafasını eğip saçlarını yıkamaya başladı.Bir an için kafasını toparlama ya çalıştı Selim : buraya neden geldiğini,“orası”nın burası olduğu bilgisini tamamlaya cak işaretin nerede olduğunu , bu adamların nasıl olup da onu tanıyormuşçasına konuştuklarını anlamaya çalıştı.Fakat sıcak su ve ucuz şampuan ile ovularak taciz edilen beyni sadece son soru işareti için bir cevap getirebil di : her gün yüzlerce kişinin kafasını okşayan berber , onu kolaylıkla bir başkası sanabilir di.Kaldı ki buraya daha önce gelmiş olması imkansızdı.”Böyle adi ve pis bir yer ruhumun asilliği ile uyuşmuyor ,  yani herhalde öyledir.” dedi kendi kendine ağzına su kaçırmamaya çalışarak ; böylece ağzından sadece kimsenin anlamadığı kısık bir gurultu çıktı.Ellerin üzerinden çekildiğini hissetti,şimdi havlu hazırlanıyor olmalıydı.Bir-iki-üç ve kafası şimdi baam diye geriye yatırılacaktı.Gözlerini ancak berber yüzünü kabaca sildikten sonra açabildi.Şimdi kendisini daha yakından görebiliyordu : Yorgun yüzü , zamandan etkilenme mişcesine genç görünüyordu.Saçları yer yer beyazlama ya başlamış , üstlerden de birazcık açılmıştı.Tekrar kaybetmek için çok yaşlı , bulmak içinse çok gencim diye düşündü.Tam o sırada aynada sol yanağında bir ben olduğunu gördü , berber havluyu asıp gelene kadar bugüne kadar neden fark etmedim acaba dedi ve eliyle yanağını ovuşturmaya başladı.Aynada görünen yerin üzerinden defalarca geçti , ama hiçbir şey bulamadı.Orda duruyordu işte , sol gözünün üç parmak altında.Daha yakından bakmak için aynaya eğildi ve beni gördü.Ama benin  sahibi başka birisiydi ve aynanın arkasından ona bakıyordu.“Bana yardım edebilece k misin ?” dedi Selim’e fısıldayarak. “Eminim insanlar deli olduğumu düşünüyorlar,onlara gerçeği bir türlü gösteremiyorum.Lütfen yardım et bana.”  Orta yaşlı , yüzüne dökülen siyah saçlarının arasındaki beyaz tellere rağmen gençliğindeki güzelliğinden çok şey kaybetmed iği belliydi. Yorgun ve korkmuş    gözlerini sıkı sıkı yumdu ve “Hisset!” diye hırladı. “Yine beni konuşuyorlar.” Selim şöyle bir etrafına baktı , dükkandaki hemen herkes ikili gruplar halinde birşeyler konuşuyordu.Tekrar aynadaki yüze döndü ve bulamadığı için üzgün olduğunu gösteren gözlerle baktı. “Ne olduğunu bilmeden yaptıkları şeylerden dolayı affet onları.”
Berber kendi kendine konuşan bu garip müşterisine aldırmadı ve üst taraflard an kesmeye başladı.Adamın bu sessizliğinde bir garipseme olduğunu fark eden Selim sustu ve sırtını koltuğa yasladı.Şimdi dışarıdan aynaya vuran ışık yüzünden arkadaki yüzü zar zor seçebiliyordu.Berber konuştuğunu fark etmesin diye sıktığı dişlerinin arasından “Anlat” dedi. “Seni niye aradığımı , niye burada olduğumu bilmeliyi m.”“Ben burada olduğum için.” dedi aynadaki yüz.İki elini aynanın yukarıdaki kısımlarına yapıştırmış , yüzünü de sanki arkadan birşey sıkıştırıyormuş gibi aynaya dayamıştı.“Ben ise buraya nasıl geldiğimi bilmiyoru m.İlk başta sadece hayal ettim.Herşey tıpkı ikimizin arasındakiler gibi bir hayal ile başladı...Kuşatmanın son günüydü , kalenin kuzey burçlarından gelen korkunç çığlıklar ve savaş naraları  “onların” önlerine gelen herkesi ezerek ilerlemey e devam ettikleri ni gösteriyordu.Benim ise yüce çarlarımızın unutmayı bir aile geleneği haline getirdikl eri bu sınır bölgesinde “onlarla” ilgili bildiğim şeyler sadece efsaneler di : bu vahşi savaşçıların bölgesine giren hiç kimse bir daha geri dönemiyordu.Evet , erkekleri kazığa oturtuyor , boğuyor ; kadınları ise  kendileri ne ait hale getiriyor lardı.Hem de en iğrenç şark usüllerini kullanara k.Babam ve Annem bu rezil sonla karşılaşmamak için zehir içtiler gözlerimin önünde.Annem son damlayı içtiği an fosforlu yeşil bir ışıkla kaynayama başlayan gözlerini bana çevirdi ve “Nikol , peki Nikol ne olacak?” dedi.Çaresizlikle haykıran babam bana doğru döndü ve ağlayarak beni tutup duvara fırlattı.Ağlayarak doğrulmaya çalıştım ama gözlerimi kırmızı yapış yapış bir perde kapladı , öldüğümü ve rahipleri n anlattığı Aden Bahçelerine doğru yolculuğa çıktığımı düşündüm.Başımdaki acı geçmeye başladığında dışarıdaki gürültünün tekrar yükseldiğini duydum.Ce nnetin kapılarından geri çevrilmiş  olmalıydım.Gözlerime dolan kanları silip ayağa kalktığımda içinde bulunduğum durumun çaresizliğini fark ettim : Bu unutulmuş lanetli slav  kalesinin komutanı ve onun sevgili eşi ,  beni ; biricik kızlarını öldürmeleri gerekeceğini unutup kendileri ne yetecek kadar zehir alıp kapıyı kilitlemişlerdi.Bu hatayı kanı zehirle dolmaya başladığında fark eden zavallı babam eriyen kaslarındaki son güçle beni öldürmeye çalışmıştı.Ama ne yazık ki boynumu kırabilecek kadar hızlı fırlatamadı beni.Ve bir hamle daha yapabilme k için – çok keskindi zehir.Yer de bana doğru ellerini uzatmış gözleri açık yatışını bir an beynimde çakan ışık ile fark ettim ; o sahneyi mezarımda bile hatırlayacağım.Tabi eğer bir mezarım olursa...İçinde bulunduğumuz oda , kuzey burçlarındaki kulenin çatı aralığıydı.Belli ki babam son anlarımızda bize hiçbir yoldan ulaşamamalarını istediği için burayı seçmişti ; eski mimarinin gizli erdemleri yle yapılmış taş duvarların soğukluğu ışık girmeyen odayı daha da karanlık hale getiriyor du.Ne kendimi atabileceğim bir pencere , ne de kırıp kalbime saplayaya bileceğim bir tahta parçası vardı.“Onlar” kapıyı zorlamaya devam ediyorlar dı , o günden beri ne zaman gözlerimi kapatsam attıkları çığlıklar kulaklarımda yankılanıyor.Sonsuz karanlık ve onu yırtabilecek tek bir ışık hüzmesine bile yaşama fırsatı vermeyen bir ümitsizlik...Belki her düşündüğünde bunun için bana kızıyorsun , sana hak vermiyor değilim.Ama düşün , sen olsan ne yapardın ? Aç kurtlar üzerine üşüşmek üzereyken , ödenecek bedelin büyüklüğü kaç kişiyi bildiği tüm kaçış yollarını denemekte n alıkoyabilir ki ?Diz çöktüm ve yalvarmay a başladım.Yalvardım ve her sözümle asil olarak varolmuş ruhumu biraz daha alçalttım.Tanrı , Şeytan , Melek , İblis , Cin , Cadı ; beni içinde bulunduğum şu çıkışsız odadan çıkartabilecek tüm varlıklara yalvardım.Dışarıda çığlıklar atan vahşi , terli savaşçıların elinden beni kurtarabi lecek olan her varlığa...Elimde olan her şeyi tek tek sundum , hem de bir an bile tereddüt etmeden.K endi ruhumu , geleceğimi , sevdikler imin ruhlarını..Ve en son da seninkini ...Hayatı boyunca onurlu yaşamış , tanrısı adına savaşmış bir kahraman olan sevgilimi n ruhunu lanetledi m ölümlü hayatımın son anlarında , ve birden bütün ses kesildi.Çağrım cevap bulmuştu.Kim ya da neyin yardımıyla bilmiyoru m ama kurtulmuştum.O ana kadar yaşadığım herşey bir oyunmuş gibi geldi ilk anda.Kalkıp kapıyı açmak istedim.A niden gelen bir destek tarafından kurtarılmış olmalıydım.Yürümeye çalıştım ve içinde bulunduğum mekansızlığı ilk kez o an fark ettim.San ki içinde nefes alabildiğim bir çamurun içindeydim ; hareket etmek , bağırmak nafileydi .Oyun oynamak , ve kaybetmek insanlara özgü bir davranıştır...Ve dışarıdaki sesleri her ne kestiyse – benimle oyun oynamıyordu.Nerede olduğumu hala bilmiyoru m.Tek bildiğim şu an bana baktığın pencere açılana kadar karanlıkta kaldığım.Binlerce , belki milyonlar ca yüz gördüm pencerede n ama hiçbiri beni fark edemedi.B u tarafı sadece senin gözlerin görebilecekti beynimin içindeki sancıların bana söylediğine göre , sen ise çok ama çok uzaktaydın.Ama her gün biraz daha yaklaştığını hissettim .Ödediğim bedel buydu; sen beni bulana kadar seni bekleyece ktim.Sen ise , sürekli unutup yeniden öğrenmekle lanetlend in.Ama şimdi özgür olabiliri m , bunu sen yapabilir sin.Şmiel , her şey senin dudaklarının arasında.Birlikte tekrar edersek kurtulabi liriz...”Yani senin hayatın için ben lanetlend im.” dedi Selim aynaya bakmadan. “Sen sevgilim , ruhumun ikizisin. Demek ki bu yüzden her gece rüyalarımda seni görüyordum , hem de kim olduğunu bilmeden. ..”“Evet Şmiel , şimdi artık biliyorsu n.Beni kurtarırsan üzerimizdeki kötü olan her şey kalkacak. Tekrar eskisi gibi tek vücut olabiliri z.Haydi sevgilim , bu anı çok uzun zamandır bekliyoru m.”Düşündü Selim , berber dükkanı yavaş yavaş ortaçağdan kalma bir şatoya dönüştü.Dökülen kan geldi gözlerinin önüne , köylülerin ve savaşçıların kanı.Kanı emen toprak ilk mahsuller ini vermeden düzenlenen evlilik töreni geldi gözlerinin önüne ; o ve aynadaki yüzün evliliği.Gelinlik içindeki o yüze baktı , baktı ve kale tekrar berber dükkanı haline geldi.Eğilmiş kendisine inceler gibi bakan kalfaya şöyle bir baktı ve tekrar aynaya döndü.“Evet sen osun ; hayatım , yani hayatlarım boyunca aradığım o yüzün sahibisin .Şimdi seni buldum , ama sanırım sadece benim lanetim bitiyor.Çünkü senin dediğin gibi eski sevgilim , aradan geçen zaman boyunca sürekli unuttum ve öğrendim.Kim bilir kaç defa birden bire hiç tanımadığım bir yerde kim olduğumu bilmeden uyandım.Aklımda tek kalan yüzündü , bulmam gereken o masum yüz...Ama ben o yüzü asla aşkla aramadım , eğer her şey anlattığın gibiyse aşk ilk lanet anında yok olmuş olmalı.Aslında benim aradığım arayışın kendisiyd i.Şimdi buldum , lanetim sona erdi ; ama seninki yeni başlıyor olmalı.Çünkü arayış biterse , aranacak birşey kalmadığı için bitmelidi r...”Kemal tam 4-4-2 nin 3-5-2 ye olan ezici üstünlüğüne olan inancını kafasında pekiştirirken önündeki koltukta oturan garip adamın aynaya yumruk attığını gördü.Cam parçalarının saplandığı eli kanlar içinde kalan adamı öfkeyle kucaklaya n dükkan sahipleri yaka paça dışarıya taşırlarken “Kim bilir neyle boğuşuyordu zavallı.Hayat gailesi işte...” dedi.Adam ise her tarafı kana bulayarak yumruğunu sallıyor ve kaybedece k kadar yaşlı olmadığını haykırıyordu...

ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
alıp götürüyorlar seni benden birdenbir e sensiz kalıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorla r gözümün önünde birdenbir e sensiz kalıyorum
avaz avaz bağırıyoruz kimseler duymuyor sesimizi
alıp götürüyorlar seni benden
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorla r gözümün önünde çaresizliğimden utanıyorum
bedenin hiç olmadığı kadar çok titriyor elin-yüzün kan içinde
ne kadar çok vuruyorla r kimseler duymuyor sesimizi
ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
her defasında gözümün önünde sensiz kalıyorum
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
vuruyorla r seni çaresizliğimden utanıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
korkuyoru m...

Çevrimdışı chilekshey

  • Hizli Üye
  • ****
  • İleti: 457
  • ÜYENİN İTİBARI 22
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rüyaları gerçekleştirmenın en iyi yolu uyanmaktır
Für Die Meister - Bram Stoker [2006]
« Yanıtla #1 : 02 Mayıs 2008, 17:40:16 »
tamamdır olduu senn msjları konuları hep silmişler yhaa
.
.
.
.
.
.
.
.
.



Çevrimdışı sacrife

  • Hizli Üye
  • ****
  • İleti: 295
  • ÜYENİN İTİBARI 190
  • Cinsiyet: Bayan
  • ....üstinsan....
Für Die Meister - Bram Stoker [2006]
« Yanıtla #2 : 02 Mayıs 2008, 17:46:02 »
üyeligimi silince konularda ziyaretçi olarak kaldım o yüzden silinmiştir
ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
alıp götürüyorlar seni benden birdenbir e sensiz kalıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorla r gözümün önünde birdenbir e sensiz kalıyorum
avaz avaz bağırıyoruz kimseler duymuyor sesimizi
alıp götürüyorlar seni benden
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorla r gözümün önünde çaresizliğimden utanıyorum
bedenin hiç olmadığı kadar çok titriyor elin-yüzün kan içinde
ne kadar çok vuruyorla r kimseler duymuyor sesimizi
ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
her defasında gözümün önünde sensiz kalıyorum
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
vuruyorla r seni çaresizliğimden utanıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
korkuyoru m...

Çevrimdışı chilekshey

  • Hizli Üye
  • ****
  • İleti: 457
  • ÜYENİN İTİBARI 22
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rüyaları gerçekleştirmenın en iyi yolu uyanmaktır
Für Die Meister - Bram Stoker [2006]
« Yanıtla #3 : 03 Mayıs 2008, 09:48:33 »
anladım  :o
.
.
.
.
.
.
.
.
.



 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi