Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İSLAMİ BİLGİLER / Şüphesiz Biz Ona, Doğru Yolu Gösterdik. ( İnsan Suresi 3.)
« Son İleti Gönderen: halukgta 04 Temmuz 2018, 21:30:39 »
Bizler Kur’an ın açık ve anlaşılır olduğunu, Kur’an ın birçok ayetinden okuduğumuz ve tebliğ alıp iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki bu iman kalplerim ize yerleşmediği için okuyup, iman ettik dediğimiz ayetlerin, tam tersini hayatımıza geçiriyoruz. Halbuki Allah İnsan suresi 3. ayetinde: “ŞÜPHESİZ BİZ ONA DOĞRU YOLU GÖSTERDİK, İSTER İNANIR İSTER İNKAR EDER”, diyerek bizlerin izleyecek tek yolun, Kur’an olduğunu bildirmiştir.

Bu konu çok önemli, onun içindir ki neredeyse yazdığım makaleler imin bir çoğunun ana konusunu, yaptığımız bu yanlışlara ayırıyorum. Peki sonuç alıyor musunuz diye sorarsanız, azınlık bir kısım kardeşlerim hariç, genel çoğunluğumuz, ne yazık ki İslam ı Kur‘an merkezli yaşamadığı için, anlamamak ta ısrar ediyorlar . Tabi bu durumda çok açık ve basit, belki de birkaç cümleyle bahsedeceğimiz, hatırlatacağımız ayetleri, daha detaylı, Kur’an dan bir çok örnekler vererek, yaptığımız yanlışı anlatma gereği duyuyorum . Bu konu, bir kardeşimizin dikkatini çekmiş olmalı ki, bakın bana kısaca nasıl bir cevap yazma gereği duymuş. Önemsediğim için, sizlerle paylaşmak istedim.

“Haluk Hoca, ALLAH'IN BİR İKİ SATIRDA ANLATTIĞI MESELEYİ, SİZ BİR KAÇ SAYFADA ANLATTINI Z. Kur'an bu kadar anlaşılmaz bir Kitap mı?”

Çok doğru, Allah anlayasınız ve ibret alasınız diye gönderdiğim ayetleri, kolay, açık ve nice örneklerle izah ettik ve öyle gönderdik der bizlere. Bizler bunca ayetleri tebliğ aldığımız halde hala, açıkta ne kadar açık, her ayeti herkes anlayamaz, veli insanlar anlar deyip, işin içinden çıkıyoruz. Çok daha ilginci, Allah dinin anası, temeli, bizlerin sorumlu olduğumuz ayetleri MUHKEM, yani şüphe duyulmaya cak kadar açık gönderdim dediği halde, bizler Allah ın ayetlerin i izlememiz gerekirke n, inatla beşerin rivayetle rinin ardı sıra gidiyor, Allah ın ayetlerin i, anlaşılması zor ilan edip,  görmezden geliyoruz .

Bu gerçekleri görmezden gelen kardeşlerime, sabırla Kur’an dan birçok örnekler vermeye devam ediyorum. Tabi böyle olunca, bir cümleyle anlatabil eceğimiz bir konuyu, sayfalarc a örnekler vererek anlatılma gereği duyuyorum . Belki yanlışlarını fark ederler diye. Şöyle düşünebilirsiniz. İsteyen anlar, istemeyen anlamaz dersek, kolayı seçmiş oluruz. Yüzlerce yıldır, toplumu Allah ile aldatan din tacirleri, toplumun kanına öyle girmiş ki, Müslümanlar HAKKI BATIL, BATILI HAK OLARAK KABUL EDER OLMUŞ.

Böyle bir topluma, bir konuyu anlatırken, kısaca bir cümleyle kestirip atamazsınız. Çünkü minareyi çalan din tacirleri, yalanlarının ortaya çıkmaması için öyle sözleri, Allah ın elçisinin adıyla topluma anlatmışlar ki, toplum yanlış yapmaktan korkarken, farkında olmadan Kur’an ı inkar ettiğinin farkına bile varamaz olmuşlar. Günümüz mezhep ve fıkıh inancının şekillendirdiği İslam, farkında olmadan Kur’an da çelişki yaratıyor ama bunun bile farkına varamıyoruz. Allah ile aldatılmış bu toplum, ne yazık ki kolay ikna olmuyor.

Allah çok basit ve birkaç cümleyle ŞEFAAT, yani bağışlanma affetme konusunu apaçık bir şekilde açıklamış ve demiş ki: “ Şefaat tümden bana aittir. Hiç bir şefaatin fayda etmediği o günden sakının” Sizlere sorsam ve desem ki, Allah bu hükümlerinde, kendisind en başka affedici, şefaat eden olabilir diyor mu? Yada daha sonra bu hükmünden vazgeçer mi? Eğer Kur’an ın diğer ayetlerin de, kelimeler e farklı anlamlar yükleyip, evet Allah ın yanında peygamber ler, veli, evliya kişilerde şefaatçidir dediğimiz andan itibaren, Kur’an da çelişki yaratacağımız gibi, Allah a da saygısızlığın en büyüğünü yapmış oluruz.

İşte makaleler imin daha detaylı olmasının ve birçok ayetlerle konuyu izah etmeye, hatırlatmaya, düşünmeye vesile olmamın, çaba göstermemin nedeni, bu yanlışlarımıza ışık tutabilme k ve azda olsa bazı kardeşlerimizin, farkında lığını sağlamaktır amacım. Zaten böyle aldatıcıların çıkarak, toplumun kafasını karıştırmak isteyenle rin önüne geçebilmek için Allah, şöyle diyor Kur’an da. ” BİZ HER ŞEYDEN NİCE ÖRNEKLERİ, DEĞİŞİK İFADELERLE VERDİK Kİ ANLAYASIN IZ”

Benimde yaptığım bundan ibarettir . Hurafe inançların, dine ilaveleri nin yanlışlığını kardeşlerime anlatabil mek, bir konunun doğru anlaşılabilmesi için, bir çok ayet örneği vermek zorunda kalıyorum. Hatırlatmak isterim, ben ayetleri açıklamıyorum, çünkü ayetleri açıklayan, tefsir eden yalnız Allah dır. Haşa Allah ın açıklayamadığını anlayan ve açıklayanlar mı var aramızda.

Benim yaptığım, HAK İLE BATILI KARŞILAŞTIRMAK VE DİN KARDEŞLERİMİN DÜŞÜNMESİNE VESİLE OLMAKTIR.  Bunun dışında hiç kimsenin, ben ayeti açıkladım, açığa çıkardım, anlaşılır hale getrdim deme hakkı yoktur. Açıklayan, uyaran imtihan eden yalnız Allah dır. AÇIK OLMAYAN BİR KİTAPTAN, NASIL İMTİHAN OLABİLECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜRÜZ. Bizler, apaçık olan muhkem ayetlerde n yola çıkarak, ayetler üzerinde düşünerek hayatımıza geçirmeliyiz.

Yaşadığımız FIKIH  İslam ı, öyle kemikleşmiş ve rivayetle rle şekillendirilmiş yaşanıyor ki, mezhepler in yaptığı ilaveleri Kur’an da göremediğimizde, neredeyse Kur’an ın tamamı unutulup, bakın işte namazın kaç rekat olduğu bile Kur’an da yazmıyor deyip, işin içinden çıkıyoruz. Allah ın sınırlamadığını, kimin haddine sınırlamak. Bu sözleri söyleyen ve inanan bir insana, ne yazık ki bir ayetle yanlışını anlatmak o kadar zor ki, bunu anlatamam .

Beni sünnet inkarcısı olarak suçlayan kardeşlerim, farkında olmadan Kur’an inkarcısı olduğunu onlara anlatabil mek için, sabırla yazmaya Allah ın izniyle devam edeceğim. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi yalnız Allah ın sünnetine uymuştur. Bizlerde Allah ın elçisini örnek almak istiyorsa k, yalnız Allah ın sünneti Kur’an a uymalıyız.

Hepimiz hata yapabilir iz. En az hata yapmak istiyorsa k batıldan, hurafeden uzak, Allah ın bizleri imtihan edeceğine hükmettiği, Kur’an ın ipine sarılalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
2
Sizleri bu makalemde üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayetler, Bakara suresi 41 ve 42. ayetler olacaktır. Allah gönderdiği ayetlerin i üzerinde düşünmemizi, akıl yürütmemizi ve hayata geçirmemizi ister bizlerden . Gelin bizde Allah ın emrettiği yoldan bu ayetleri anlamaya çalışalım.
 
Bakara 41–42: Bunun için de, size geçmişte bildirilm iş olan haberleri doğrulayıcı nitelikte indirdiğim BU VAHYE İNANIN; ONUN GERÇEKLİĞİNİ İNKÂR EDENLERİN ÖNCÜSÜ OLMAYIN; mesajlarımı küçük bir kazanca değişmeyin ve Bana, yalnızca Bana karşı sorumlulu k bilinci taşıyın! HAKKI BATIL İLE ÖRTÜP BİLE BİLE GİZLEMEYİN. (Muhammed Esed meali)
 
Bu sözler üzerinde düşünelim önce, hak olan nedir? Sanırım hepimiz hak olanın KUR’AN olduğunu söyleyeceksiniz. Çok doğru gerçekten hak olan, Rabbin elçisi tarafından bizlere rehber olsun diye gönderdiği KUR’AN DIR. Şimdide bu düşüncemizi destekley en yani hak olanın ve bizlerin sarılması gereken kitabın yalnız ve yalnız KUR’AN olduğunu söylediği, diğer ayetlerde n birkaç örnek hatırlayalım.
 
Bakara 2: Bu, kendisind e şüphe olmayan, MUTTAKİLER İÇİN YOL GÖSTERİCİ BİR KİTAPTIR.
 
Bakara 121: KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ KİTABI GEREĞİ GİBİ OKUYANLAR, İŞTE ONA İMAN EDENLER BUNLARDIR . Kim onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri dir.
 
Furkan 1: FURKAN’I ÂLEMLERE BİR UYARICI OLSUN DİYE, KULUNA İNDİREN (ALLAH) NE YÜCEDİR.
 
Araf 170: KİTAP’A SIMSIKI SARILANLA RA ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimseleri n mükâfatını zayi etmeyiz.
 
Sanırım apaçık ayetleri, izah etmeye gerek yok. Hepsinde anlatılmak istenen, Kur’an a sarılmamız ve onu gereği gibi okuyan ve ona sarılanların gerçek iman edenler olduğu anlatılmaktadır.
 
Rabbimiz nasıl bir yolu izlememiz gerektiği konusunda, anahtarı elimize vermiş, fakat biz inatla o anahtarı elimize almak istemiyor uz. Sizce şu sözleri söyleyen Yaradan, bizlerin yöneleceği kitabın anahtarını vermiyor mu?
 
Zühruf 44: DOĞRUSU KUR'AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAK SINIZ.
 
Bu hükmü veren Yüce Rabbimiz, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, ondan imtihan edeceğim dedikten sonra, acaba bizleri Kur’an ın dışından da, bugün söyledikleri gibi, ciltlerce dolusu kitaplard an ve velilerin sözlerinden de sorumlu tutar mı? İşte bizler İslam ı böyle yaşıyoruz. HAKKA ÖYLE BATIL KARIŞTIRIYORUZ Kİ, HAK OLAN BATILIN İÇİNDE KAYBOLUYO R. Allah Bakara 41. ayetinde, size indirdiğim vahye inanın ve onun gerçeklerini inkâr edenler gibi olmayın diye açıkça bildiriyo r. Peki, bizler apaçık vahyin sözleri için neler diyoruz?
 
Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın dedikçe, yalnız Kur’an ile iman olmaz diyoruz. Allah Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık diyor, Kur’an da her bilgi yoktur, özet bilgileri içerir diyoruz. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, Allah ın elçisi de dinde tıpkı Allah gibi hüküm koyma yetkisi vardır diyoruz. Şefaat tümden bana aittir diye apaçık bildiren Allah ın ayetine inantla, peygamber ler, din ulemalarıda şefaatçidir demiyor muyuz? Tüm bunları söyleyenler, Allah ın apaçık hükümlerini inkâr etmiş olduklarının artık farkına varmalıdır. Yoksa hesap günü çok üzülenlerin safında olacağı çok açıktır.
 
Değerli dostlar, ayetin dikkat çekici uyarısı olan, Bakara suresi 42. ayette, Rabbimiz bizleri çok açık bir şekilde uyarıyor ve ne diyordu? HAKKI BATILLA KARIŞTIRIP DA, BİLE BİLE HAKKI GİZLEMEYİN.
 
Ne dersiniz, günümüzde hakkı batılla karıştırdığımızın farkın damıyız bizler? Bunca hatayı nasıl yapabiliy oruz? Yoksa gözlerde perde, gönüllerde mühür mü var? Allah ın apaçık söylediği sözlerin üzerinde düşünmeden, Allah ın Kur’an bütünlüğünde, ne anlatmak istediğini anlamadan, ataların inançlarına delil aramak adına Kur’an a bakarda, kelimeler in anlamları ile oynarsak, ancak kendimizi aldatmış ve oyalamış oluruz.
 
LÜTFEN HAKKI BATILLA GİZLEMEYELİM, YOKSA RABBİN HIŞMINDAN ASLA KURTULAMA YIZ ve mahşer günü pişman olanların safında oluruz. Hak olan yalnız Kur’an dır, bunu lütfen unutmayalım.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

http://hakyolkuran.com/
3
İSLAMİ BİLGİLER / Oruçlarımızı, Neden Hicri/Ay Takvimine Göre Tutuyoruz.
« Son İleti Gönderen: halukgta 31 Mayıs 2018, 18:16:03 »

İslam ı yaşarken, her zaman bizlere öğretilenleri,  ya da söylenenleri Kur’an ile sorgulama lıyız deriz.  Bazı kardeşlerimiz ise sorgulama k insanı dinden çıkartır, din sorgulanır mı diye itiraz eder. Hâlbuki sorgulama k, kesin bilgi ile karşılaştırmaktır. Oda iman ettiğimiz Kur’an dır. Allah bile indirdiği ve uymamız gereken ayetleri, hemen körü körüne inanmamızı istemez, bizlerin ayetler üzerinde önce düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Elbette bununda bir nedeni vardır.  Eğer böyle yaparsak, doğru olduğundan emin olduğumuz bir şeyi, gerektiği gibi titizlikl e yerine getirmemi zi ve savunmamızı sağlar bu çabalarımız. BUDA BİZLERİN İMANININ, KALPLERİNE GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERLEŞMESİNE NEDEN OLUR. Bunu yapmadığımız takdir de, dine giren batıl ve hurafeyi din zannetmem iz kaçınılmazdır.

Bu düşünceler ışığında, günümüzde tartışılan bir konu hakkında, sizlerin düşünmenıze vesile olmak istiyorum . Şöyle bir düşünceyi, tartışmaya açanlar var. “RAMAZAN ORUCUNU, NEDEN AY TAKVİMİNE YANİ HİCRİ TAKVİME GÖRE TUTUYORUZ . GÜNEŞ TAKVİMİNE YANİ MİLADİ TAKVİME GÖRE TUTUP, SABİTLESEK DAHA İYİ OLMAZ MI? ÇÜNKÜ ALLAH ORUCUNUZU, AY TAKVİMİNE GÖRE TUTUN DEMİYOR KUR’AN DA.”

Aslında son kısımda söylenen doğru, Allah orucunuzu, ayın ismi olan Ramazan ayına gelince, o ayı oruçlu geçirin diyor. Çünkü Kur’an güneşten ve aydan bahsederk en, onlar bir hesaba göre hareket ederler diyerek, ikisinin de bizler için, günleri, ayları belirleye n zaman ölçüsü olduğunu söylüyor.  Gelin bu konuyu, Kur’an ın verdiği bilgiler ışığında, düşünerek, aklımızı kullanara k anlamaya çalışalım.  Önce konuyla ilgili ayetleri yazalım.

Bakara 185: Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayette n kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O HALDE BU AYA ULAŞANINIZ ONU ORUÇLU GEÇİRSİN….(Yaşar Nuri meali)

Rahman 5: GÜNEŞ VE AY BİR HESABA GÖRE HAREKET ETMEKTEDİR. (Diyanet meali)

Enam 96: Allah, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, GÜNEŞ VE AYI VAKİTLERİN TAYİNİ İÇİN BİRER HESAP ÖLÇÜSÜ KILANDIR. İşte bu, güçlü olan ve her şeyi pekiyi bilen Allah'ın takdiridi r. (Bayraktar Bayraklı meali)

Dikkat ettiyseni z, Allah o gün kullanılan takvimde, ayın ismi olan Ramazan ayından bahsedile rek, Kur’an ın bu ayda indirilme ye başlandığını söylüyor ve bu aya erişen, onu oruçlu geçirsin diyor. Dikkat ederseniz hangi takvim olduğu konusunda n bahsedilm iyor. Diğer iki ayette ise, güneşin ve ayın, bir hesaba göre hareket ettiğinden bahsedere k, ikisinin de vakitleri tayin için, zaman ölçüsü olduğu bilgisini veriyor. Konuyu daha iyi anlayabil mek için, Kur’an dan araştırmaya devam edelim.

Bakara 189: Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: ONLAR, İNSANLAR VE ÖZELLİKLE HAC İÇİN VAKİT ÖLÇÜLERİDİR. ( Diyanet vakfı meali)

İşte bu ayette Allah, aslında bizlere çok önemli bir bilgi veriyor ve de yol gösteriyor. Tabi düşünen, aklını kullanan kulları için. Allah özellikle ay takvimind en bahsedere k, bu takvim sizlerin Hac aylarını tespitini z için önemlidir diyor. Yani Hac aylarını, bu kelimeyi özellikle kullanıyorum, çünkü Allah Bakara 197. ayetinde, HAC BİLİNEN AYLARDADI R der. Ama bizler günümüzde, ne yazık ki HACCI zilhiccen in birkaç gününe sıkıştırarak, Müslümanları çok büyük zorluklar la karşı karşıya gelmesine neden olmuşuz. Allah Bakara suresi 189. ayetinde, Hac aylarında Hac ibadetimi zi, AY takvimine göre özellikle yerine getirmemi zi emretmiştir.

Peki, Allah bunu neden emretmiş olabilir? Bildiğiniz gibi Güneş takvimi sabittir ve Ay takvimi güneş takvimine göre 11 gün önce gelir.  Ay takvimi sabit değil hareketli dir. Ay takvimind e aylar tüm mevsimler i dolaşır. Bundan dolayıdır ki, Allah özellikle tüm dünya Müslümanlarının, ülkelerinin hava şartlarını da düşünerek, Hac aylarının her mevsimi dolaşmasından dolayı, adaletin sağlanması adına, Hac ibadetimi zi AY TAKVİMİNE BAĞLAMIŞTIR.

Şöyle bir soru sorabilir siniz. Çok doğru Allah, Hac vakitleri ni Ay takvimine bağlamış, ama Oruç konusunda böyle bir hüküm vermemiş diyebilir siniz. Yani Oruç konusunda, Güneş takvimini kullanabi liriz diyenler var.  Değerli din kardeşlerim, Allah bazı konularda bizlere yol gösterir ve bakalım gösterdiğim yolu, farklı yaşantılarında, konularda kullanaca klar mı diye de, diğer konuların hayata geçirilmesini bizlere özellikle bırakır.  Bu konuyu daha iyi anlayabil memiz için, Kur’an dan sizlere iki farklı örnek vermek istiyorum .

Allah Cuma salâtı, toplu ibadet, yani Cuma namazı konusunda emrini verir, ama bunun hangi gün yapılacağını söylemez, çağrıldığında gidilmesi ni bildirir. Bu ayeti yerine getirebil mek için, ayetin indiği günlerde Allah ın elçisi ve ashabı, bir araya gelmişler. Yahudiler haftalık toplu ibadetler ini cumartesi, Hıristiyanlarda Pazar günü yaptıkları için, Müslümanların Cuma günü yapmasının daha uygun olduğuna karar verilmiş. Ama her ne hikmetse, bu konuda aynı itiraz yapılmıyor ve Cuma günü yaptığımız toplu namazı, Perşembe günü yapalım, hangi gün yapılacağı Kur’an da yok demiyorla r. 

İkinci örneğe gelince. Yine Allah haram ayların, bir yıl içinde dört ay olduğunu bildirmiş Kur’an da, ama hangi aylar olacağını belirleme yip, o günkü toplumun birlikte karar vermesini istemiştir. Tabi Haram ayların ne maksatla, Allah ın emrettiği konusunu da doğru anlamalıyız.  Ama bu emrin sulandırıldığını, sayısını sabit tutup, işlerine geldiği gibi yerlerini değiştirmelerine, Allah kızıyor ve bunu sakın yapmayın diye uyarıyor Kur’an da. 

Bu bilgilerd en sonra, gelelim asıl konumuza. Allah Hac konusunda özellikle Ay takvimini kullanmamızı istemesin in nedenini söylemiştik. Tüm mevsimi dolaşarak, dünyada yaşayan tüm Müslümanların adaletli bir şekilde, her mevsimde Hac görevini yapmaları adınaydı. Bir Müslüman ın önünde, Allah ın böyle bir örneği dururken, sizce Oruç konusunda farklı bir takvimi kullanması mümkün mü? Allah ın elçisi ve ashabı, elbette bu örnekten yola çıkarak, kendileri nin Oruç konusunda da, Ay takvimini kullanma kararı aldıkları çok açıktır. Onun içindir ki, oruçlarımızı güneş takvimine göre sabitleye lim demek, asla dünya Müslümanları adına, mevsim farklılıklarından dolayı adaletli olmayacak tır. Bu ve buna benzer konularda, tüm Müslümanların birlikte hareket etmesi de çok önemlidir. Yani biz ülke olarak, oruçlarımızı güneş takvimine sabitliyo ruz demek yanlış olur.

Bu konuda şunu da belirtmek isterim. Güneş takvimi çok daha hassas ve daha teknik bilgiler gereken bir takvimdir . SIRASI GELMİŞKEN SÖYLEMEK İSTERİM. DAHA HASSAS VE BİLİMSEL ÖLÇÜLERLE HESAPLAND IĞI İÇİN, HESABI ZOR OLDUĞUNDAN, KARIŞIKLIK OLMAMASI VE DÜNYA MÜSLÜMANLARI ARASINDA, DAHA KOLAY BİRLİKTELİK SAĞLANMASI ADINA, AY TAKVİMİNİN DİNİ KONULARDA KABUL EDİLMİŞ OLMASI, KUVVETLİ MUHTEMELDİR. Çünkü ay takvimini n takibi, gözlemleyerek yapılabiliyor. Yeni ayın ilk günü, hilalin görülmesiyle başlar.

Bu konuda söylememiz gereken çok önemli bir konuda, güneş takvimini n genel hayatımızda, günümüzde asla vazgeçilemez bir takvim oluşudur. Çünkü ilmin gelişmesiyle, ayların ve yılların çok daha hassas tespiti, güneş takvimiyl e sağlanmıştır.  Güneş takvimiyl e bir yılın 365 gün 6 saat olduğu, çok ince detayları ile hesaplandığı halde, ay takvimiyl e bu ince hesap yapılamadığından, ay takvimi, 354 gündür. Yani güneş takvimind en 11 gün eksiktir.

Sonuç olarak, şunu söylemek isterim. Hac görevimizi ve Ramazan oruçlarımızı tutarken, Ay takvimind en istifade etmemiz, dünya Müslümanları arasında daha adaletli olacağı, çok açık anlaşılmaktadır. Bu konuda tartışmanın da akılcı olmayacağını, Kur’an dan aldığım örneklerden yola çıkarak söyleyebilirim.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

4
Bizlerin günümüzde yaşadığımız İslam anlayışının, ne yazık ki cahiliye toplumunu n yaşadığı İslam anlayışından hiçbir farkı yok. Allah ın uyarıcı kitaplar göndermesinin nedenini, daha önce gönderdiğim uyarıları göz ardı edip batıla, hurafeye sapmaları nedeniyle gönderdiğini söyler. En son olarak da gönderdiği Kur’an da, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlara örnekler verir ki, aynı hataları yapmayalım. Bu makalemde, üzerinde sizleri düşünmeye davet ettiğim ayeti önce yazalım.

Maide 50: Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorla r? Kesin olarak inanacak bir toplum için, KİMİN HÜKMÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA GÜZELDİR? (Diyanet meali)

Bakın bu ayet, bugün bizlerin yaptığı yanlışları, bizlere hatırlatıyor ve diyor ki, Allah dan başka hüküm koyan yoktur, sakın dinde Kur’an dan başka hüküm koyucular aramayın. Kimin hükmü Allah ın kimden daha doğrudur, güzeldir diyerek bizleri çok açık bir şekilde uyarıyor. BİR BAŞKA DEYİŞLE ALLAH DAN BAŞKA HÜKÜM KOYUCULAR ARAMAK, CAHİLİYE TOPLUMUNU N İNANÇLARIDIR DİYOR YARADAN.

Peki, bizler bu uyarılardan ders alıyor muyuz? Cahiliye toplumunu n yaptığı yanlışları yapmıyor muyuz? Ne yazık ki hepsini, belki de daha fazlasını bugün bizler yapıyoruz ve diyoruz ki hiç korkmadan, “Allah ın elçisinin de, dinde hüküm koyma yetkisi vardır. Kur’an da her bilgi yoktur, detay verilmemiştir. Allah ın elçisinin rivayet hadisleri olmasaydı, ne namazımızı kılabilirdik, nede orucumuzu tutabilir dik.” Bu sözlere inanıp yaşadığımız içinde, İslam toplumlarından dinde bölünme, savaş, düşmanlık eksik olmuyor. Elimizde apaçık Allah ın kitabı durduğu halde, Kur’an ı terk edip, beşeri bilgileri dinleştirmenın acısını çekiyoruz. Aynı uyarıları Allah Kur’an da birçok kez yapmış, hatırlayalım.

KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51)

O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185)

ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)

KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87)

Ama gözlerde perde, gönüllerde mühür olunca, batıl inançlar ne yazık ki Kur’an ın önüne geçiyor. Bunları söylediğimizde, verdikler i cevap çok ilginç. Siz peygamber imizi postacı yaptınız. Biz asla böyle bir şey söylemedik, bunu söyleyen, hurafeyi, rivayetle ri dinleştirmek isteyenle rin kendi nefisleri nde uydurdukl arı yakıştırmalardır. Allah ın elçisiyle, postacı karşılaştırılır mı? Neymiş postacı getirdiği postanın içeriğini bilmiyorm uş. Bilmiş olsaydı, Allah ın elçisine postacımı derdiniz. Peygamber imiz elbette postacı değildi, O örnek insan Allah ın güven elçisiydi. Ama lütfen unutmayalım, Peygamber imiz, ALLAH IN DİNDE HÜKÜM ORTAĞIDA DEĞİLDİ.

Allah Kur’an da, Kehf suresi 26. ayetinde, “KENDİ HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ” diye bizlere bildirir. Yine Furkan suresi 2. ayetinde, “HÜKÜMRANLIĞINDA, ONUN HİÇBİR ORTAĞI OLMAMIŞTIR”, diyerek, İslam dininde hüküm koyucu yalnız Allah, onun kitabı Kur’an olduğunu birçok kez bizlere, üstüne basa basa bildirmiştir. Allah ın ayetlerin e gözlerini kapatıp, beşerin sözleriyle imanlarını yaşayanlara Kur’an gerçeklerini hatırlatmak, her Müslüman ın görevidir.

Sizlere hatırlatacağım, aşağıdaki ayet üzerinde lütfen dikkatle düşünelim, inanın düşünmeden yaptığımız yanlışlar, hesap günü bizleri çok üzecek hatırlatırım.

İsra 73–74–75: Müşrikler, SANA VAHYETTİĞİMİZDEN BAŞKA BİR ŞEYİ YALAN YERE BİZE İSNAT ETMEN İÇİN seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edecekler di. Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledece ktin. O ZAMAN, HİÇ ŞÜPHESİZ SANA HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIKINTILA RINI KAT KAT TATTIRIRD IK; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.  (Diyanet vakfı meali)

Allah ayetlerin i muhkem, yani apaçık gönderdiğini söyler, tabi batılın etkisinde kalanlar, gönül gözleri açık olmayanla r, bu gerçekleri göremezler. Allah elçisine, bakın ne diyor. Sana vahyettiğimiz ayetlerde n başka şeyleri de, yalan yere Allah a nispet etmenı istediler . Böylece bizim gönderdiğimiz ayetleri görmezden gelmenı sağlayarak, ayetlerim izi inkâr etmenı sağlayacaklardı diyor. Ne kadar ilginç ve dikkat çekici bir ayet. Devamında ise, eğer seni sebatkâr bulmasaydık, yani ayetlerim ize itaatkâr olmasaydın, onlara meyledip, onların sözlerini de dinin içinde gibi gösterecektin diyor. Eğer bu yanlışı yapsaydın, seni cezalandırırdık diyor.

Gelelim günümüze. Bizler eğer, Allah ın elçisinin izinden gittiğimizi söylüyorsak, Allah ın elçisinin yaptığı gibi İslam ı yaşamalıyız. Çünkü ayette de bahsettiği gibi, Peygamber imiz yalnız Kur’an a uymuş, asla Kur’an ın dışından hiçbir bilgiyi, sözü dinin içine ilave ederek, bunlarda İslam ın emridir dememiştir. Demesinin de mümkün olmadığının, açık kanıtıdır bu ayetler.

Sizlere son olarak bazı ayetler hatırlatmak istiyorum . Bu ayetler, Kur’an ın sınırlarını aşarak, batılın etkisinde İslam ı yaşayıp, Allah ın hükmüne ortak koşanlara hatırlatmadır.

Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali)

Muhammed 2: İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. (Diyanet vakfı meali)

Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNA NA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenleri n en hayırlısıdır. (Diyanet meali)

Allah düşünen kullarına, çok açık hükümler veriyor ve bakın ne diyor. Kurtuluşa erecek olan kullarım, benim gönderdiğim Kur’an a uyanlar olacaktır diyor. Hatırlatırım başka kaynaklar dan bahsetmiy or. Allah diğer ayetinde de aynı konuyu tekrar ediyor, anlama zorluğu çekenlere ne diyor? Hak olarak Allah katından, Muhammed e indirilen Kur’an a inanların Allah günahlarını affeder diyor. Yunus 109. ayette de elçisine seslenere k bakın ne diyor. Sana vahyettiğim Kur’an ayetlerin e uy ve sakın acele etme sabret, gerektiğinde ihtiyacın olan ayetler indirilec ektir diyor. Hani Allah ın elçisi de dinde hüküm koyardı, ne oldu? Allah buna izin vermediğini, apaçık daha nasıl söylesin.

Değerli din kardeşlerim, lütfen batılın, hurafenin, atalar inancının etkisinde n kurtulalım, bunu yapmayıp, düşünmeden, araştırmadan imanımızı yaşamaya devam edersek, huzuru mahşerde şaşıran, üzülenlerin safında buluruz kendimizi .

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


5
İSLAMİ BİLGİLER / Yaratan Rabbin Adıyla Oku, Ne Anlama Geliyor?
« Son İleti Gönderen: halukgta 01 Mayıs 2018, 11:32:04 »

Kur’an ayetlerin in ilk indirilme ye başlandığında, Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaradan Rabbin adıyla oku diye geçer. Sizce bu ayette geçen OKU emriyle Allah elçisine, ne söylemek istiyor olabilir? Kur’an ı oku diyor dersek, daha indirilmiş bir kitap, ayetler olmadığına göre, bu ayette geçen OKU emrinden, indirdiğimiz ayetleri, bildiğimiz şekliyle biz söyleyince sende tekrarla şeklinde anlarsak, sanırım ayetin bizlere anlatmaya çalıştığı asıl amacı tam anlamamış oluruz. Konuyu daha iyi anlayabil memiz için, bu ayetin devamındaki 2 ayeti de yazalım, daha sonra üstünde birlikte düşünelim.

Alak 1–2–3: YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU! O, insanı bir yapışkan döllenmiş yumurta hücresinden yarattı. OKU; ÇÜNKÜ RABBİN SONSUZ KEREM SAHİBİDİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu konuyu doğru anlayabil memiz için, önce Kur’an da bolca geçen ve Allah ın elçisinin okumasını istediği AYET kelimesin in ne anlama geldiğini de doğru anlamamız gerekir. Ayet kelimesi Arapçada, DELİL, AÇIK ALAMET, İŞARET, MUCİZE anlamlarına gelir. Yukarıdaki ayeti anlamaya çalışırken, lütfen ayet kelimesin in anlamını unutmayalım.

Allah Alak suresinde, Yaratan Rabbin adıyla oku derken, dikkat ettiyseni z çok dikkat çekici bir örnekle devam ediyor. İnsanın yaradılışındaki mucizeyi örnek veriyor ve devamında da yine aynı kelimeyi kullanıyor OKU yani İKRA. Devamında da Allah, sonsuz kerem sahibi diyerek, Onun yüceliğine vurgu yapıyor.

Buradan şunu anlıyoruz. Allah elçisine şunu söylüyor İKRA/OKU derken. Önce sen Allah ın yarattığı gücü, mucizeler i, delili gör. Bizzat insanların, nasıl bir mucizeyle yaratıldığını anla, yani kendini önce tanı, yaratılmışlığın ve tabiatın mucizesin i oku, yani düşün ve farkında ol diyor. BAZEN BİZLER ŞÖYLE DERİZ, BEN BU KİŞİNİN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU YÜZÜNDEN OKUDUM. Yani nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu, görünüşünden, davranışlarından fark ettim anlamındadır. Allah da elçisini bu konuda uyarıyor ve diyor ki, seni elçi olarak seçtim, sen önce bu görevin ne derece önemli olduğunun farkına var. Kendini önce tanı, gökyüzünde ve yeryüzünde Allah ın yarattığı ayetleri önce doğru oku ki, görevini de layığı ile yerine getirebil esin. Aslında Allah buna benzer bir örneği de bizlere verir Kur’an da ve bakın nasıl uyarır.

Casiye 3: Kuşkusuz, göklerde ve yerde, iman sahipleri için SAYISIZ AYETLER VARDIR. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetiyle Allah bizlere, iman etmiş kullarının, Allah ın gücünü anlayabil meleri için, tabiatın yaradılış gerçeklerini okumamızı, yani gözlerimizle şahit olup, gönlümüzle destekley ip, görmemiz gerektiğini söylüyor. Demek ki bu ve benzeri ayetlerde okumak, yalnız kelimeler in tekrarı anlamında olmadığı, gerçekleri gördüğümüzde, düşünerek, aklımızı kullanara k Allah ın yarattıklarını şahit olup, Allah ın ayetlerin i okumak anlamında olduğu anlaşılıyor. Bunun farkında olabilmek içinde, Kur’an ın birçok ayetinde Allah ın yaptığı uyarıları unutmayalım. HALA DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ. FAKAT DÜŞÜNEN Mİ VAR. ALLAH, AYETLERI SIZE IŞTE BÖYLE AÇIKLAR KI, DERİN DERİN DÜŞÜNEBILESINIZ.

Bu konuyu daha net anlayabil memiz için, şöyle özetleyebiliriz. OKU emrinin bir anlamı, bizzat tebliğ edileni okuyup, üzerinde düşünmek anlamı olduğu, birde gözlerimizle, duygularımızla Allah ın ayetlerin i tabiatta görüp, onun gücüne, yüceliğine, eşsizliğine şahit olup, gönlümüzle onaylamak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Necm suresi 18. ayette, yine ayet kelimesi, Allah ın gücünü, onun mucizeler ini Allah ın elçisi gördüğünde de kullanılıyor ve “ANDOLSUN O, RABBİNİN EN BÜYÜK AYETLERİNDEN BİR KISMINI GÖRDÜ.” Şeklinde geçer. Yani bu ayette de Allah ın elçisi, böylece Allah ın ayetlerin i okuduğunu, yani gözleriyle görüp bizzat şahit olduğu anlatılmaktadır.

Zariyat 20. ayetinde de Allah, ”KESİN OLARAK İNANANLAR İÇİN YERYÜZÜNDE AYETLER VARDIR.“ diyerek, bu ayetleri yani Allah ın mucizeler ini Allah, bizlerin bizzat görerek şahit olarak okumamızı, yani düşünüp anlamamızı istemekte dir. Bu konuda bir örnek daha vermek istiyorum .

Fussilet 53: ONLARA DIŞ ÂLEMDEKİ VE KENDİ İÇLERİNDEKİ AYETLERİMİZİ/doğa kanunlarını göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın gerçek/hak olduğunu anlayacak lardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah ın bir yazılı, birde yazılı olmayan ayetleri var. Yazılı olmayan ayetleri bizler eğer nefisleri mizde, aklımızda okuyup gerçekleri göremiyorsak, yazılı olan ayetleri okuyup anlamamız mümkün olmayacak tır. Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaratan Rabbinin adıyla oku derken, Allah önce yarattığım, gözlerinle şahit olduğun ayetlerim i önce oku diyor. ONLARI OKU VE DÜŞÜNKİ GÖREVİNİN BİLİNCİNDE OLASIN.

Konuyu özetlemek gerekirse . Çok önemli bir konuda bir iş yapmadan önce, emin olabilmem iz için, bizlere yalnız yazılı kaynaklar yeterli gelmez. Yapacağımız işin doğruluğunu önce nefsimize, vicdanımıza ve aklımıza onaylatma mız gerekir. Buda görsel araştırmalarla olur. Eğer bunun doğruluğuna kendimizi inandırmışsak, yapmak istediğimizi yakınlarımıza anlatıp kabul ettirebil iriz ve çevremizden de destek alabiliri z.

Onun için de Allah, sizlere göndereceğim kitabı tebliğ alıp okumadan önce, benim gücüme ve yarattığım âleme bakın ve gerçekleri iyi okuyun diyor. Bizlerde Kur’an ı batılın ve hurafenin etkisinde kalmadan okuyup anlamak istiyorsa k, önce Allah ın elçisine yaptığı yolu izlemeliy iz. KUR’AN DAN ÖNCE, ALLAH IN YARATTIĞI TABİAT AYETLERİNİ DOĞRU OKUMALIYI Z Kİ, GÖNLÜMÜZ, VİCDANIMIZ VE AKLIMIZ, ALLAH IN AYETLERİNE TESLİM OLSUN.  Bunu gereği gibi yapmadığımız için, Allah ın kitabını bir kenara koyduk ve Kur’an da her şey yoktur, özet bilgiler vardır demekle yetinmedi k, birde Kur’an ı herkes anlayamaz diyerek, Allah ile kulu arasına Allah yasaklama sına rağmen veliler, efendiler, şeyhler edindik.

Dilerim Allah dan, bu yanlışımızı fark eden ve batıldan uzaklaşan, Allah ın uyardığı gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, Allah ın azınlık Salih kullarından oluruz..

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

6
İSLAMİ BİLGİLER / Kur'an ın Tercümesi, Meali Kur'an Değil Midir?
« Son İleti Gönderen: halukgta 19 Nisan 2018, 10:01:57 »
Bazı arkadaşlarımız Kur’an kelimesin den, yalnız Arapça okuduğumuz kitabın olduğunu anlıyor ve diyorlar ki, Kur’an ın tercümesi Kur’an değil mealdir. Gerçekten bu sözler doğru olabilir mi? Kur’an yani Allah ın vahyinin ana özelliği, değişmez kuralı Arapça oluşumudur, yoksa Allah ın vahyinde bizlere iletmek istediği emirleri yani anlamı, manasımıdır? Meal kelime anlamı olarak anlam, kavram, ortaya çıkan şey, sonuç, netice anlamlarına gelir. Yani Kur’an ı Arapçasından dilimize çevirip, Allah bizlere ne söylüyor ve bizlerden ne istiyor, onun apaçık tercüme edildiği hali anlamındadır. Bu durumda buna nasıl olurda, Kur’an değildir deriz? Kur’an anlamadığımız, bilmediğimiz dilden olan halimidir? Bu sözler, toplumu tedirgin eden, hatta Kur’an ı anlayarak okumaktan alı koyan düşüncelerdir.

Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an ı düşünerek okuyan bir Müslüman rahatlıkla verebilir . Bakın bu sorunun cevabını, İmamı Azam Ebu Hanife, yüzlerce yıl önce nasıl vermiş.

“Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARI N TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) varlıklardır. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.”

GERÇEKTENDE KUR’AN, ALLAH IN KULLARINA AÇIK MESAJIDIR . Anlamını bilmeden okuduğumuz, Arapça ayetlerin yalnız Kur’an olduğunu söylersek, Allah ın bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitabın amacına, özüne tamamen ters düşen bir hükmü vermiş oluruz Kur’an kelimesin e. KUR’AN ALLAH IN BİZLERE TEBLİĞİDİR, MESAJIDIR, VAHYİDİR. BU TEBLİĞİ EĞER ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ BİR LİSANDA OKUYORSAK, TEBLİĞ GERÇEKLEŞMEMİŞ DEMEKTİR Kİ, BU DURUMDA NASIL OLURDA ASIL KUR’AN YALNIZ ARAPÇADIR DERİZ. Allah ne diyor Kur’an da birçok ayetinde? Kullarım ayetler üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Anlamadan okuduğumuzda, sizce Allah ın bu emrini yerine bizler getirebil ir miyiz? Bunu yapamıyorsak, hala nasıl olurda anlamadan Arapça okuduğumuzda bu Kur’an olur, anladığımız dile çevrildiğinde Kur’an olmaz deriz. Bu düşünce Kur’an ın indiriliş amacına tamamen ters düşer.

KUR’AN KELİME ANLAMI OLARAK, OKUMAK, OKUNAN ŞEY ANLAMINA GELİR. Elbette anlamadan okumak değil, anlayarak ve düşünerek okumak. Bu durumda Kur’an için, Allah ın vahiyleri ni bir araya getirilip, anlayarak düşünerek okumak anlamına gelir Kuır’an dersek, yanlış olmaz. Örnek verelim.

İsra 9–10: ŞÜPHESİZ BU KUR'ÂN, DOSDOĞRU OLANI GÖSTERİR ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayan lara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir. (Bayraktar Bayraklı meali)

İsra 82: BİZ KUR'AN'DAN, İNANANLAR İÇİN ŞİFA VE RAHMET OLACAK ŞEYLER İNDİRİYORUZ. Ama bu, zalimleri n yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah gönderdiği ayetlerin birleştirilmiş halinin tamamına, Kur’an diye bahsediyo r.  Gönderilen kitabın, ne maksatla gönderildiğini de bizlere bildiriyo r ve diyor ki, bu Kur’an sizlere dosdoğru yolu gösterir ve iletir. Kur’an inananlar a şifadır, onlara yol gösterecek bilgiler indiriyor uz. Bu durumda Kur’an doğru yolun ne olduğunu, acaba kendi dilimizde n anlayarak mı okuduğumuzda anlarız ve öğreniriz, yoksa anlamadığımız bir dilden okuduğumuzda mı? Bu sorunun cevabı çok açıktır. EĞER KUR’AN I AMACINA UYGUN BİR ŞEKİLDE OKUMUYORS AK, BİZLER ANCAK KUR’AN OKUMUŞ GİBİ YAPMIŞ OLURUZ, AMA ASLA BİZLERE YOL GÖSTERMEZ, ÇÜNKÜ ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALMAMIŞ OLURUZ. Daha da kötüsü, Allah bizlerden ne istiyormuş diye Arapça bilenlere sorduğumuzda, anlatılanların doğruluğundan asla emin olamayız. Allah kulları arasında, aracı kabul etmediğini söylüyor, lütfen unutmayalım. İmtihanında özünde bu yatar. Herkes gücü nispetind e, çaba göstermelidir.

Allah gönderdiği kitabın isminden bahsederk en, yalnız Kur’an kelimesin i kullanmaz, birçok isimler zikreder. Birkaç örnek vermek istiyorum .

Furkan 1: Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o FURKAN'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. (Yaşar Nuri meali)

Hicr 9: Hiç kuşkusuz, O ZİKİRİ/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. (Yaşar Nuri meali)

Nisa 174: Ey insanlar! Rabbinizd en size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir NUR indirdik. (Bayraktar Bayraklı )

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah ın gönderdiği vahiy topluluğunun ismi yalnız Kur’an değil. Allah vahiyleri nden bahsederk en, bazen Furkan yani eğriyi doğrudan ayıran ismi kullanıyor. Bu durumda bizler, eğriyi doğrudan ayırabilmemiz için, Allah ın kitabını nasıl okumamız gerekir? Cevabı çok açıktır, anladığımız dilden. İnanın yoksa anlamadan okuduğumuz kitaba, istediğimiz kadar FURKAN ya da KUR’AN diyelim, bizlere hiçbir faydası olmaz. Allah Kur’an ın indiriliş amacını açıkça bildirmiş ve ne demişti. KULLARIMA YOL GÖSTERİCİ OLSUN DİYE İNDİRDİK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, bizlere nasıl yol gösterici olsun?

Bizleri, anlamını bilmeden okumaya teşvik etmelerin in nedeni, hatta Türkçe tercümesinden okursan, Kur’an sayılmaz demelerin in asıl nedeni, ne yazık ki toplumu din adına istedikle ri gibi yönetebilmek içindir, bu gerçeği asla unutmayalım. Allah İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur dedikçe, bizler ellerimiz le ruhban sınıfı yarattık. Yarattığımız bu ruhbanlar da, kendi hükümranlığını sürdürebilmek için, toplumu Allah ile aldatarak, herkes Kur’an ı anlayamaz, Arapça başka dillere çevrildiğinde anlamı değişir, bir kelimenın yüzlerce anlamı vardır diyerek, topluma korku saldılar. Her ne hikmetse Kur’an ı anladığını iddia edenler, hatta tercüme edenler, anlayıp topluma anlatabil iyorlar. Toplumu hadislerl e dinini yöneten bu kişilere, hiç kimse sormuyor. Hadisleri n orijinali de Arapça. Onlar doğru olarak Türkçeye çevriliyor, bu konuda hiç kimse itiraz etmiyor da, Allah ın nuru Kur’an neden çevrilmesin? Bunları söyleyip toplumu aldatanla r, sanki kendileri seçilmiş insanlar gibi, toplumu işte böyle oyalayıp, aldatmaya devam ediyorlar .
 
Değerli din kardeşlerim. Kur’an, Allah ın bizlere gönderdiği, eğriden doğruyu ayırabileceğimiz bir tebliğdir, duyurudur . Bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer Allah ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir.  Allah ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin .

Allah gönderdiği tebliğini, Kur’an ı neden Arapça indirdiğini, çok açık bir şekilde bizlere anlatmış ve hatta doğru anlayalım diye örnek vererek izah etmiştir. Eğer bizler hala bu örnekler üzerinde düşünmeyip, anlamaya çalışmıyorsak, bizler Allah ın vahyini hala alamamışız demektir.

İbrahim 4: Biz, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK KENDİ TOPLUMUNU N DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! (Yaşar Nuri meali)

Bu ayeti tebliğ alan bir Müslüman, Allah ın gerçek vahyini okumak istiyorsa, anlamını bilmese de Arapçasından okumalıdır asla diyemez. Dediğimiz andan itibaren, Kur’an ayetlerin e ters düşen bir mantığa kendimizi inandırmış olur. Bakın ayette ne diyor. Kullarım iyice anlayabil sin, yani tebliği gereği gibi anlasınlar diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerime, kendi dillerind en kitaplar gönderdik diyor. Bu ayetten çok açık şunu anlıyoruz. Her Müslüman Allah ın vahyini, Furkan ını, nurunu, zikrini, anladığı dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin . YANİ ALLAH IN TEBLİĞİNDE Kİ ASIL ÖZELLİK, ARAPÇA OLUŞUNDA DEĞİL, ASIL VAHYİN ÖNEMİ, MANASINDA DIR, ANLAMINDA DIR.

Kur’an ı farklı anlayıp anlatanla r, Allah ın vahyini anlamaya çalışırken, bizzat Kur’an ın örneklerinden yardım almak yerine, rivayet edilen hadislerd en yararlana rak anlamaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca da, Allah ın bizlerden ne istediğini değil, bizlere öğretilenlerin ışında ayetleri anlamış oluyoruz. Buda bizler için büyük bir tehlikedi r. Onun içindir ki bölündük ve parçalandık.

Allah bu konuda geleceği bildiği için, bir başka ayetinde de gereken açıklamayı yapıyor ve bakın nasıl bir örnek veriyor. Bu ayetten de hala anlamayıp, esas Kur’an Arapçadır diyorsa bir insan, bazı kişiler tarafından esir alınmış, düşünemiyor Kur’an gerçeklerini göremiyor demektir.

Fussilet 44: EĞER BİZ ONU YABANCI DİLDEN BİR KUR'ÂN YAPSAYDIK ONLAR MUTLAKA: "BU KİTABIN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? ARAP BİR PEYGAMBER E YABANCI DİL, ÖYLE Mİ?" DERLERDİ. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenle rin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. SANKİ ONLAR UZAK BİR YERDEN ÇAĞRILIYORLAR (DA DUYMUYORL AR). (Elmalı meali)

Allah bu konuyu, daha nasıl açıkça bizlere bildirsin bilemiyor um. Hala anlayamay anlara, anlamak istemeyen lere, ayetin sonundaki uyarı ders olmalıdır.  Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız. Allah hiçbir kulunu, anlayamay acağı bir kitaptan, hükümden sorumlu tutmaz. Onun için Allah ın vahyini mutlaka, anladığımız dilden okumalıyız. Okumalıyız ki, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabil elim.

Allah ın bu gerçeğinin önüne set çekmek ve toplumun bilinçlenmesini istemeyen ler, topluma öyle bir korku salmışlardır ki, Allah a ve onun kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmışlar ve demişler ki; KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ. Lütfen unutmayalım, tüm diller evrenseld ir ve anlamı değişmemek şartıyla, farklı kelimeler le tüm dillere çevrilebilir. Sizce Allah tüm insanların dillerine çevrilemeyen bir rehber, tebliğ gönderip, daha sonra tüm insanları Kur’an dan sorumlu tutar mı? Yaradan ın uyardığı gibi. HALA BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ?

Dünya üzerinde yazılmış hiçbir beşeri kitaba, böyle bir saygısızlık yapılarak, bu kitap şu dilden, diğer dillere çevrilemez denmemiştir. Arapça, Çince ya da Hintçe yazılmış ilmi kitapların tamamı, tüm dillere çevrilip, anlaşılıyor hatta bu kitaplard an bilim adamları yetişiyorsa, bizler nasıl olurda Allah katından gelmiş, eşi benzeri olmayan bir NUR için, başka dillere tam çevrilemez diyoruz. Bu ne saygısızlık. Buna nasıl inanırız.

Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Bizlere düşen dikkatle, tercüme edilmiş Kur’an ayetlerin i okuyalım. Art niyetli kişilerin, ayetler üzerinde yaptığı tahrifatl arı, kendi çabalarımızla araştırarak, Allah ın da gönül gözümüzü açacağına söz verdiği gerçeğinden yola çıkarak, Furkan ı anlamaya çalışalım. Bu çabanın sonunda, gerçekleri nasıl fark edeceğinizi göreceksiniz. GAYRET BİZDEN, YARDIM ALLAH DAN. Bu imtihan zorlu bir imtihan. Özveriyle çaba harcayan, inanın mükâfatını görecektir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
 
7

Diyanet işleri başkanımız, bir açıklama yapmış televizyo nda, deizm gençler arasında yaygınlaşıyor sorusu üzerine. Bizlerin sorunlara çare buluş yöntemimiz, verdiğimiz cevaplard an, konuya nasıl yaklaştığımızdan, çok iyi anlaşılıyor. BU DÜŞÜNCE SAPIK VE BATILDIR demiş, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız.  Verilen bu cevap üzerinde düşüncelerimi açıklamadan önce, deizm nedir isterseni z ona bakalım.

“Yaradancılık anlamına gelen Deizm, evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılıp, daha sonra bu yaratıcının insanı kendi başına bıraktığını kabul eden bir felsefi akım ya da inanç biçimidir. Deizm, peygamber leri ve Kutsal kitapları reddeder. “

Hiçbir toplum kanun ve kurallar olmadan huzurlu yaşayamaz, önce bunu unutmamalıyız. Allah bizleri yarattıysa, mutlaka kuralını da koymuş olması gerekir. Önce bu düşüncenin, nasıl bir ortamda doğmuş olabileceğini doğru tespit etmeliyiz . Yoksa bu düşünce ve inanca sahip olanları, sapık ve batıldır diyerek geçiştirmek, toplumda özellikle gençler arasında, inanılmaz büyük boşlukların oluşmasına neden olur. Buna benzer düşünceler, akımlar acaba toplumlar arasında, ne zamanlar ortaya çıkmıştır diye düşünelim isterseni z.

Deizm in ilk olarak 17. yüzyılda İngiltere de çıktığı söylense de, belki ismi bu tarihlerd e bu şekliyle anılıyor olabilir, fakat bu düşünce akımının çok eski olduğunu söylemek, yanlış olmaz. Deist akımının, düşüncenin ana unsurlarına baktığımızda, aslında toplumları özellikle düşünen sorgulaya n insanları, gençleri deizme yönlendiren asıl nedenin, Allah ın indirdiği dinden ve kitaplarından uzaklaşılarak, aklı bir kenara koyan inançların ortaya çıkması, toplumun bir kısmını deizme yönlendirmiştir. Günümüzde toplum içinde deizm in yayılmasına en büyük etken, bugün tüm ehli kitabın, ALLAH IN İNDİRDİĞİ DİNDEN UZAKLAŞMASI, İNDİRDİĞİ KİTABA DEĞİL, UYDURULAN KİTAPLARA İNANMALARI BÜYÜK ETKEN OLMUŞTUR. Deistler şu düşünceleri savunurla r.

1-Mantığın, aklın insanlara doğruyu öğretebileceği inancı.
2-Yaratıcı bir güç inancı.
3-Mucizelerin, kehanetle rin, gerçek olamayaca k abartı sözlerin, dinsel dogmaların ve ilahi olarak nitelendi rilen dinlerin reddedilm esi.

Bu maddeleri okuduğunuzda, Kur’an ın özünde bu düşünceler yattığını hatırlamışsınızdır. Deistler peygamber lere inanmazla r. NEDEN İNANMAZLAR BİLİYOR MUSUNUZ? ÇÜNKÜ TOPLUMA ANLATILAN BATIL VE HURAFE DİNİN, PEYGAMBER LER, ELÇİLER TARAFINDA N TOPLUMA ANLATILDIĞINI ZANNEDERL ER. Eğer Deistler, Allah ın indirdiği gerçek İslam ile buluşmuş olsaydılar, asla ne elçileri nede onların gönderdiği kitapları inkâr etmezlerd i. Tabi günümüzde güvenilecek, elimizin altında yalnız Kur’an var. Onun içindir ki yalnız Kur’an a güvenebiliriz.

Deist olan dostlarımıza seslenmek istiyorum . İnandıkları ilkeler, Allah ın indirdiği Kur’an da var. Tabi sizler Kur’an ile tanışmadan önce, uydurulan İslam ile tanıştığınız için, bu düşüncelere karşı çıkmanız çok normal. Aynı hatayı, daha önce Kur’an ile gereken bağlantıyı kuramamış, İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan kardeşlerimizde yapıyor. Onlara Allah ın ayetlerin i hatırlattığımızda, o senin anladığın gibi değil diyerek, birilerin den öğrendikleri bilgiler ışığında, İslam ı anlıyorlar ve yaşıyorlar.

Sayın Diyanet İşleri Başkanımız, toplumda var olan bu acı gerçeğe merhem olmak yerine, onları sapıklıkla, batıl ile suçlarsa, onları kazanmak yerine, deizme hatta belki de sonunda ateizme yönlendirmiş oluruz. Ülkemizde deizm artıyor mu, onu bilemem ama kendisini boşlukta hisseden bir gençlik gurubunun olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü dini, kesinlikl e konuşmak istemiyor lar.
Ülkemizde bu tür akımların oluşmasında Diyanetin, cemaatler in ve tarikatla rın bunda payı çok büyüktür. Gelelim deistleri n ilkelerin e. Deistler uydurulan İslam da, bu ilkeleri bulamıyorlar. Bulamayınca isyanlarını dile getiriş biçimi olarak, bizler deist iz deyip çıkıyorlar. Günümüzde dini anlatanla r, akılla İslam yaşanmaz diyorsa, deist olan gençlere dini asla anlatamayız, ellerimiz le onları dışlamış oluruz.

Deistleri n ilkelerin e şöyle bir göz atalım. Aklın ve mantığın insanları doğruya götürdüğüne inanma konusunu, ne yazık ki topluma öğretilen dinde yani uydurulan fıkıh inancında bulamıyorlar ve itiraz ediyorlar . AKLIYLA DÜŞÜNMEYEN DOĞRUYU BULAMAZ diyorlar. Bu çok doğru ve de haklı bir düşünce. Peki, Kur’an buna karşımı? Yani sen akılla gerçekleri göremezsin mi diyor? Elbette hayır. Tam tersine, aklını kullanmay an bir insan rezil bir insandır, her türlü cezayı hak etmiş olur diyor Kur’an. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim bir konu var. Allah akla, düşünmeye çok önem verir ve bu konuda uyarır, ama biz insanların imtihan olduğu öyle bir nefsi vardır ki, o akıl bazen nefsimize hükmedemez, söz geçiremez. İŞTE BU DURUMDA İNSANLARIN EĞER İNANDIĞI, NEFSİNİ TERBİYE EDECEK, ALLAH IN KANUNLARI VE KURALLARI YOKSA KENDİSİNE HÂKİM OLMASI, DOĞRUYA YÖNELMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu gerçeği mutlaka görmeliyiz.

Kur’an ın bir çok yerinde uyardığı gibi, Allah dan başka ilah yoktur, ondan başka yardım istenecek hiçbir güç ve veliniz yoktur diyor. Peki, bugün topluma anlatılan, rivayetle rle şekillendirilen beşeri İslam ne diyor? Peygamber lerde dinde hüküm koyucudur, Allah gibi şefaat yetkisi vardır. Velilerin, şeyhlerin ve efendiler inde şefaat yetkileri vardır ve velisi olmayan cennete gidemez, kurtuluşa eremez diye inandırılmıştır toplum. Ayrıca anlatılan, onca olağanüstü olayları da hatırlayınız. Tüm bunları duyan ve gören insanlar, aklına ve mantığına uymadığı için peygamber leri ve böylece farkında olmadan dikkatle okuyup araştırmadan, kitaplarını da inkâr ediyorlar . YANLIŞ TERCÜME EDİLMİŞ KUR’AN MEALLERİNİ GÖRDÜKÇE DE, BU İNANÇLARI NE YAZIK Kİ GÜÇLENİYOR. BUNLARIN BU HALE GELMESİNDE ASIL NEDEN, BU YALAN YANLIŞLARI DİN DİYE TOPLUMA ANLATAN ZİHNİYETTİR. Müsebbibi onlardır. Onun içinde Sayın Diyanet İşleri Başkanımızın bu yarayı iyileştirmesi, hiç mümkün görünmüyor.

Allah Kur’an da, elçisine mucizeler vermediğini söyledikçe, Yahudi ve Hıristiyanların uydurdukl arı yarışa bizlerde katılmış, inanılmaz uydurulan mucizeler i, Allah ın elçisinin yaptığını topluma anlatıyorlar. Allah elçisine, bende sizin gibi bir beşerim, sizden farkım yok sözleri, ne yazık ki duyulmaz olmuş. Düşünen bir insanın da bunları kabul etmesi, elbette mümkün değildir. Deistleri n en büyük hatası, işin kolayına kaçıp, gerçek İslam ı ve Kur’an ı gereği gibi araştırmamalarından kaynaklan maktadır.

Deizm belki bu isimle anılmasa da, geçmişi çok eskidir. Farklı şekillere bürünerek günümüze gelmiştir. Daha önce söylediğim gibi, günümüzde deizmin yayılmasının asıl nedeni, Allah ın indirdiği değil, insanların uydurduğu dini, Allah ın dini diye topluma anlatmala rından, kabul ettirmeye çalışmalarından kaynaklan mış bir isyandır, itirazdır. Bu itirazın, başkaldırının bir başka şeklini, cahiliye toplumund a da görüyoruz.

Hatırlarsınız peygamber imizden bahsederk en Allah, elçim ÜMMİYDİ der. Günümüzde topluma Allah ın elçisinin, ÜMMİ oluşunun gerçek yönünü anlatmakt an çekinenler, ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır diyerek, toplumu aldatmış, kandırmışlardır. Hâlbuki Kur’an ümmi kelimesin i özellikle açıklıyor. Ümmi, o günkü toplumda kabul gören batıl ve hurafeler le şekillenmiş, Ehli kitabın hiç birisine tabi olmayanla r anlamındadır. Yani Peygamber imiz ne Yahudi, nede Hıristiyan toplumuna tabi değildi. YANİ PEYGAMBERİMİZ BOZULMUŞ, TAHRİF EDİLMİŞ, ATALAR İNANCIYLA BEŞERİLEŞTİRİLMİŞ BİR DİNİN, ALLAH KATINDAN OLAMAYACAĞINI FARK ETMİŞTİ.

Elbette Allah ın elçisi, bugün deistleri n yaptığı gibi, böyle kurallar Allah katından gelmez diye kestirip atmamış, ama sürekli Allah a dua edip, kendisine gerçekleri göstermesi için yalvarmış, araştırmış bir insandı. Allah da görevlendireceği elçisini, özellikle Ehli kitaptan değil, ümmi yani belki din ile hiçbir ilgisi olmadığı halde, doğruların gerçeklerin arayışı içinde olan Hz. Muhammed i elçi olarak seçmiştir. Bundan alacağımız çok büyük dersler vardır. Hatırlatmak isterim, Şura 52. ayette Allah elçisinden bahsedere k, SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. SANA KUR’AN İLE DOĞRU YOLU GÖSTERDİK DER.

Bizler bazı gerçekleri topluma anlatamıyorsak, toplumun içinden çıkacak yanlış inançların sebebi oluruz. ONLARI DIŞLAMAK YERİNE, KABAHATİ ÖNCE KENDİMİZDE ARAMALIYI Z. İslam ı, Allah ın indirdiği ile değil, rivayetle rin hükmettiği şekliyle anlatırsak, toplumda İslam dışı oluşumları ellerimiz le büyütmüş, çoğaltmış oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

8
İSLAMİ BİLGİLER / Kur'an Kölelik Ve Cariyeliği Kaldırmıştır.
« Son İleti Gönderen: halukgta 10 Nisan 2018, 09:54:26 »
Kölelik ve cariyelik konusu ne yazık ki İslam toplumund a hala tartışılmakta ve İslam ı rivayet merkezli yaşayan tarikat ve mezhep eksenli düşüncelerin etkisiyle canlı tutularak, İslam dininde kölelik, cariyelik yasaklanm amıştır, tam tersine kurala bağlanmıştır diyecek kadar Kur’an dan uzaklaşanları görüyoruz. Bunları söyleyenler ve inananlar, İslam toplumund a büyük çoğunluğu oluşturuyor.

Kölelik ve cariyelik konusu, cahiliye toplumunu n vazgeçilmez bir gerçeğiydi. Allah gönderdiği ayetlerle, köleliğin İslam dininde yerinin olmadığını adeta eğiterek, öğreterek toplumun anlamasını sağlamıştır. Allah Müslüman toplumlarını, köle ve cariyelik ten vazgeçirebilmek için, önce köle ve cariye edinme kapısını çok net bir şekilde kapatmıştır. Çünkü köle ve cariyeler, özellikle savaşta kazanılan savaş esirlerin den oluşmaktaydı. Hatta kendi inançlarından olmayan kişileri, savaşla köle ve cariye yapıyorlardı. ŞUNU DA BELİRTMEK İSTERİM, CARİYE KELİME OLARAK KUR’AN DA GEÇMEZ. Bu kelime daha sonra İslam inancına geçmiş, uslanmaz nefisleri n, rivayet inançlarını Kur’an a ilave etmenın bir yolu olmuştur. Cariyede kadın köledir. Kur’an da ayrım yapılmadan köle diye geçer. Ama günümüz Kur’an meallerin de, ne yazık ki özellikle bu kelime asla doğru olmayan yerlerde kullanılmıştır. Örneklerini yazımın devamında göreceksiniz. Daha önce söylediğim gibi, Allah köleliğin kapısını önce sıkı sıkı kapatmıştır. Ayeti hatırlayalım.

Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayet çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki, sizi öldürmek için size savaş açanları, sizde öldürebilirsiniz. Bundan sonra savaşlarınızda esir aldığınız, ister erkek ister kadın, BUNLARI ÖNCE BİR BEDEL KARŞILIĞINDA, BU OLMAZSA KARŞILIKSIZ SALI VERECEKSİNİZ. Yani esir olarak tutmayın. Bu ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, hala İslam dininde savaş esirlerin i köle yapabilir iz, diyebilir mi? Asla diyemez, diyen ayetleri inkâr ediyor demektir.  Yine Kur’an da, Allah ın kölelik, cariyelik kapısını Peygamber imizin döneminde tamamen kapattığına, güzel bir örnek ayet daha vermek istiyorum .

Enfal 67: Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, HİÇBİR PEYGAMBER E ESİR SAHİBİ OLMAK YARAŞMAZ. Siz geçici dünya malını istiyorsu nuz; hâlbuki Allah sizin için âhireti istiyor. Allah güçlüdür; hikmet sahibidir . (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah elçisine, İslam ı tam olarak yayıncaya kadar, senin savaşlarda esir alıp, onları zorla köle ya da cariye yapman sana yakışmaz diyor. ALLAH IN ELÇİSİNE YAKIŞMAYAN, BİZLERE YAKIŞIR MI? Elbette yakışmaz. Bu ayetten de anlıyoruz ki, BUNDAN SONRA KÖLE YA DA CARİYE EDİNMEK YASAKLANM IŞ.

Şimdide gelelim Kur’an da, bazı ayetlerde geçen ve bazı hükümler verilen kölelik konusuna. Allah madem köle edinmeyi yasakladı, neden o günkü topluma, elinizdek i köleleri serbest bırakın demedi diyebilir siniz. Bunu yapmış olsaydı, toplumdan büyük bir tepki gelecekti . Çünkü o devrin kültürü ailenin zenginliği, köle sayısı ile ölçülüyordu. Allah öyle bir yöntemle, toplum arasındaki köleliğe son verdi ki, bizlere örnek olmalı. Herhangi bir kötü alışkanlığa müptela olan bir insanı, nasıl yavaş yavaş bu alışkanlıktan vazgeçirmek en doğru yöntemse, Allah da bu yolu izleyerek, bakın toplumu nasıl kölelikten vazgeçiriyor.

Kur’an da Allah insanların yaptığı, bazı büyük günahların kefareti olarak, örneğin; yanlışlıkla adam öldüren, yalan yere yemin eden kişilerin kefareti olarak, bir köle azat edilmesi gerektiği hükmünü vermiştir. Peki, bu örnekten nasıl bir ders almalıyız? İşlediğimiz suç, Allah katında belki çok büyük bir suç, ama bu suçtan kurtulabi lmemiz içinde, Allah ın huzurunda çok daha kötü bir davranış olan, köleyi azat edip, özgür bırakmanın önemine dikkat çekiliyor. Yani kölelik bu işlenen suçtan, daha kötü bir davranıştır diyor Allah bu örnekle. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Yine Allah o kölelerin durumuna dikkat çekebilmek adına, köleler bir suç işlerse, özgür insana verdiğiniz cezanın yarısını verin diye ayet indirmiştir. Tabi Allah bunlarla da yetinmeyi p, hala kölelerini azat etmeyenle re, adeta yüzlerine tokat indirirce sine, gerçekleri anlamak, görmek istemeyen, nefisleri nin esiri insanlara, bakın nasıl bir ihtarda bulunuyor .

Beled suresi 11.12.13. 14.15.16: Fakat insan, SARP YOKUŞU AŞAMADI. O SARP YOKUŞUN NE OLDUĞUNU SEN NEREDEN BİLECEKSİN? KÖLE ÂZAT ETMEKTİR veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Allah ellerinde bulunan kölelerini hala azat etmeyenle re, nefisleri nin zor kararlarını veremedil er, köle ve cariyeler inden vazgeçip, onları özgür bırakamadılar diye uyarıda bulunuyor . Allah çok açık bir şekilde, o gün Müslüman olan toplumu uyarıyor. KÖLELERİNİZİ AZAT EDİN DİYOR, ama bunu keskin bir bıçakla değil, güzel bir şekilde, İMTİHAN OLMANIN GERÇEKLERİYLE GÖNÜL RIZASIYLA YAPILMASI NI İSTİYOR. Yine Allah toplumun ellerinde bulunan kölelerin, içlerinizden özgür kişilerle evlendiri lmesini istiyor Nisa 25. Nur suresi 32. ayetlerin de. Bu ayetler, köleliğin ortadan kaldırılması için, çok önemli ayetlerdi r. Evlenilen köleler böylece özgürlüğüne kavuşacaklardır. Çok daha ilginci kölelere, zekâtlarımızı verebilec eğimizi, onların özgür kalmak isteyip, bedelleri ni ödediklerinde özgür bırakılmaları gerektiğini söyleyen ayetleri de unutmamalıyız. İşte Allah bu yöntemle köleliği kaldırmıştır.

Kur’an da bazı ayetleri tercüme ederken, ne yazık ki hala geleneğin, batıl rivayetle rin etkisiyle ayetler tercüme edilmekte ve topluma anlatılmaktadır. Çok daha kötüsü, bu tercüme öyle yanlış inançlara sebep oluyor ki, birçok ayet ile çelişiyor. Örnekler verelim ve özellikle iki farklı mealden yazalım ki yanlışımız ortaya çıksın.

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA BULUNAN CARİYELERİ bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (Diyanet meali)

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA SAHİP OLDUKLARI hariç. Bunlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.  (Bayraktar Bayraklı meali)

Mearic 30: Ancak EŞLERİ YAHUT SAHİP OLDUKLARI CARİYELERİ BAŞKA. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeler i ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar. (Diyanet meali)

Mearic 30: Ancak onlar, EŞLERİYLE, AKİTLERİNİN SAHİP OLDUĞU ŞEYLER KONUSUNDA KINANAMAZ LAR. (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Ayetlerin hiç birisinde cariye ya da köle kelimesi geçmez. Ayetlerde EYMÂNUHUM diye geçer ki, bu kelime ayetlerin birçoğunda, ellerinin altında bulunan,  ya da akitlerin in, sözleşmeleri olan anlamındadır. Bu kelimeyle, evlilik sözleşmesi yaptığı eşleri kastedilm ektedir. Bunun dışında köle, cariye kadınların olması, zaten asla mümkün değildir.

Köle ya da cariyenin, birde Müslüman olduğunu düşünün. Nasıl olurda evlenmede n, cariyeler le ilişkiye girebilec eğimizi söyleriz ve buna inanırız. Birde bu cariye ile ailenin erkekleri nin de beraber olabileceğini söyleyen gafiller var. Hatırlayınız Allah bazı ayetlerde, kölelerinizi evlendiri n diyordu, hem de özgür insanlarl a. Bu durumda hangi özgür insan, bunu kabul ederde o cariye ile evlenir. Hani Allah evlenecek kadınları, namusunu korumuş iffetli kadınlardan seçin diyordu, unuttuk mu bu ayetleri, yoksa nefsimiz hurafe ve batıl inançlarımızın etkisinde mi kaldı?

Kur’an ın hiçbir ayetinde, cariyeler le evlenmede n birlikte olunacağı geçmez. Örneklerini verdiğim ayetlerde ve buna benzer birçok ayette, kelimeler e farklı anlamlar verip, Kur’an ın asla onaylamay acağı fikirleri ayetlere ilave etmeye çalışmaktadırlar. Allah bu zalimleri asla affetmeye cektir. Bunları yaparak toplum aldatılmakta ve Allah ın güzelim dini kötü gösterilmektedir. Mezhepler ve tarikatla r, bu yalanı ve batılı körüklemektedir.  İŞİD denen zalimler ise, mezhepler in günümüzde de kabul ettiği bu yanlış inancı, bizzat hayata geçirip, savaşta esir aldıkları kadınları, inandıkları yönde cariye hükmünde kabul edip, adeta *** kölesi olarak kullanmak tadırlar.

İnternetten şöyle bir araştırınız, uzun uzun sakalları ile dini anlattığını zannedenl er, şunları söylemekten çekinmiyorlar. Allah evliliği dört ile sınırlamış ama cariye almak istediğinde, sınırı yoktur deme cesaretin i gösteriyorlar. Ayrıca kölelik ve cariyelik kaldırılmamıştır, günümüzde de geçerlidir. Savaş esirleri köle cariye hükmündedir, demeğe açıkça devam ediyorlar . Bu yalanlara hiç kimse ne yazık ki dur demiyor, yalanlamıyor. İŞTE RİVAYET HADİSLER İNANCIMIZI, BÖYLE YANLIŞ YÖNDE ETKİLİYOR. Ama inatla savunmaya devam ediyoruz. Cariyelik ve köleliğin hala devam ettiğini ve bunun Kur’an emri olduğunu savunmaya devam edenler, özellikle Allah ın elçisine indirdiği ayeti bile tahrif etmekten çekinmemişlerdir. Örnek verelim.

 Ahzab 52: Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. ANCAK SAHİP OLDUĞUN CARİYELER BAŞKA. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. (Diyanet meali)

Ahzab 52: Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile - helal olmaz. ELİNİN SAHİP OLABİLECEKLERİ MÜSTESNA. Allah her şey üzerinde bir Rakîb'dir, her şeyi gözetlemektedir. (Yaşar Nuri Öztürk)

Ayette asla ne köle, nede cariye kelimesi geçmediği halde, Allah ın elçisinin, evlenmede n cariyeler le birlikte olabileceği iftirasını, ayete ne yazık ki ilave etmişlerdir. Hâlbuki ayette, bizlerind e günümüzde kullandığımız Arapça (yemînuk(e) yani yemin diye geçer. Yeminleri n, yaptığın sözleşmelerin ile ellerinin altında sahip oldukların anlamındadır ki, buda daha önce evlilik akdi yapmış, diğer eşlerinden bahsedild iği çok açıktır.

Makalemin başında sizlere verdiğim, örnek ayetleri hatırlayın lütfen. Allah elçisine, hiçbir peygamber e esir sahibi olmak yakışmaz dediği halde, Allah ın elçisi O örnek insan, kendi emrinde bu ayetleri tebliğ aldıktan sonra, esir/köle kadın ya da erkek tutar mı? Allah Beled suresinde, O SARP YOKUŞTAN BAHSEDİP, KÖLE AZAT ETMENİN HER NEFSİN YAPAMADIĞI BİR GERÇEK OLDUĞUNDAN BAHSETTİKTEN SONRA, SİZCE HALA PEYGAMBERİMİZ EMRİNDE, KÖLE CARİYE TUTABİLECEĞİNE NASIL İNANIRIZ? Ne yazık ki inanıyoruz, çünkü bizlerin Kur’an ile bağı kesildi de ondan.

Bu konuda o kadar çok örnekler var ki, lütfen dikkatle bu gerçekleri Kur’an dan araştıralım ve farkında olalım. İslam ın üzerinde dolaşan bu kara bulutu, bizler ancak uyanık ve bilinçli olursak kaldırabiliriz. Yoksa Kur’an a ve elçisine atılan bu iftiralar a seyirci kalan toplumlar olarak, Allah ın huzuruna çıkarız. Bunun da büyük vebali vardır, hesabını veremeyiz unutmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

9
İSLAMİ BİLGİLER / İslam Dininde Haremlik Selamlık Var Mıdır?
« Son İleti Gönderen: halukgta 07 Nisan 2018, 10:09:27 »
Değerli din kardeşlerim, bizler Kur’an ayetlerin i eğer, Allah ın örnek verdiği diğer ayetlerin den yardım alarak anlamaya çalışmazda, geleneğin ve beşeri fıkıh inancının etkisiyle anlamaya çalışırsak, Allah ın istediğini değil, kendi nefisleri mizde yarattığımız dini yaşamış oluruz. Bugünkü makalemin konusu, İSLAM DİNİNDE, HAREMLİK SELAMLIK VAR MIDIR ve bir kadın evli olmadığı bir erkeklerl e beraber aynı ortamda oturamaz mı, bu konuda sizleri Kur’an ı referans alarak, düşünmeye davet etmek istiyorum .

Günümüz beşeri FIKIH inancının öğretisine baktığımızda, bir kadın evli olmadığı başka bir erkekle aynı ortamda oturamaz, ya da toplu halde bulunamaz şeklinde anlatılır. Bunun detayına girmek istemiyor um, çünkü bizler için beşeri fikirler değil, Allah ın bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an önemlidir.

Bu konudaki ayetlere bakmadan önce, genel anlamda düşünelim. Bir kadının yalnız başına dışarı çıkamayacağına dair, bir hüküm var mı? Ya da tek başına alışverişe çıkamaz mı? Elbette böyle bir emir Kur’an da yok ama beşeri fıkıh inancı, ne yazık ki Allah ın hiç bahsetmed iği konularda bile, dinde hükümler koyabiliy or. Böyle bir düşünce zaten, yaradılış kanununa da aykırıdır. Peygamber imiz döneminde kadın toplumsal olaylara katıldığı gibi, savaşlarda da yerini almıştır. Peygamber imizin devrinde, Camilerde günümüzde olduğu gibi perde dahi çekilmeden, birlikte namaz kılarlardı camilerde . Haremlik selamlık, Allah ın emri olsaydı böylemi olurdu?

Hatırlayınız Hac ibadetimi zi yaparken, kadın erkek ayrımı yapmadan, hep birlikte, hatta birbirimi ze çok yakın omuz omuza bir şekilde, Kabeyi tavaf ediyoruz. Bu konuda neden aynı düşünceyi savunmuyo ruz? Kadın ve erkek hep birlikte yaşamalıdır, çünkü Allah bizleri her an birbirimi zle imtihan ediyor da ondan. Hatırlayınız Nur 30 ve 31. ayetleri. Erkeği de, kadını da uyarıyor Allah, önünüze bakın ve bir birinizi bakışlarınızla etkilemey in, kötü niyetler beslemeyi n birbirini ze diye emrediyor . Demek ki kadın ve erkek birlikte yaşayacak ama birbirine saygılı olacak, edebiyle giyinecek . Peygamber imizin döneminde bile, kadınlar ticaretle uğraşıyorlar ve her an erkeklerl e muhatap oluyorlar dı.

Kur’an da iki ayet vardır ki, bu iki ayeti eğer birbirind en bağımsız anlarda farklı anlamlar yüklersek, Allah ın ne anlattığını değil, nefisleri mizin istedikle rini anlamış oluruz. İslam dininde haremlik ve selamlık olduğunu iddi edip, kadın ve erkek birlikte oturamaz düşüncesine inananlar, aşağıda örnek verdiğim, ÖZELLİKLE PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİNDEN BAHSEDİLEN, AYETİ ÖRNEK GÖSTERİRLER. Önce ayeti yazalım, daha sonrada bu ayette geçen, örnek gösterilen cümle üzerinde birlikte düşünelim.

Ahzab 53: Ey iman edenler! Size bir yemek için izin verilmedi kçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber'i rahatsız eder. Fakat o size bir şey söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekt en çekinmez. PEYGAMBER'İN EŞLERİNDEN BİR ŞEY İSTEDİĞİNİZDE, ONLARDAN PERDE ARKASINDA N İSTEYİN. Bu, hem sizin kalplerin iz hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur. Allah'ın resulüne rahatsızlık vermenız ve kendisind en sonra onun eşleriyle nikâhlanmanız, size helal kılınmamıştır. Böyle bir şey Allah katında büyük bir vebaldir. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayette çok özel ve önemle dikkatler in çekildiği konulara değiniliyor ve deniyor ki, Allah ın elçisini, olur olmaz konularda rahatsız etmeyin, gerektiğinde evine ziyarete gidin. Peygamber imizin o dönemini hayal ediniz bir an. Kafamıza takılan her konuyu, sorgusuz ve izinsiz evine gittiğimizi düşünün, Peygamber imizin ve eşinin durumu sizce nasıl olur? Eşleri hizmet etmekten yorgun düşmüş ve Peygamber imizde onca kalabalığa anlatmakt an ne hallere gelmiştir kim bilir. İşte Allah o günkü toplumu bu konuda uyarıyor. HEM ELÇİSİNİN KONUMU HAKKINDA, HEM DE EŞLERİ KONUSUNDA . Her niyette insanın oraya gittiğini düşündüğünüzde, bu uyarıların çok özel bir konuya, özellikle peygamber ve eşleri konusuna dikkat çekmek adına yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu konuda bir örnek verelim ki, ayeti daha iyi anlayabil elim.

Ahzab 32: Ey Peygamber hanımları! SİZ, KADINLARD AN HERHANGİ BİRİ GİBİ DEĞİLSİNİZ. Eğer kötülükten korunursa nız, yabancı erkeklere karşı çekici bir eda ile konuşmayınız; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Örfe uygun söz söyleyiniz. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayete dikkat ettiyseni z, Allah peygamber eşlerini dikkatle uyarıyor ve siz diğer kadınlar gibi değilsiniz diyerek, onların çok özel konumlarına dikkat çekiyor. Yani ayetteki hitap peygamber eşlerine. Acaba ayette geçen, eşlerinden bir şey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin sözünden ne kast ediliyor olabilir? Eğer Peygamber imizin eşlerinin yüzünü göremezler, bu yasaklanmıştır diye anlarsak, peygamber imizin eşlerinin hiç dışarıya çıkmadığını ve onların peçeyle gezdiğini söylemiş oluruz ki, bu düşünceyi destekley ecek hiçbir örnek yoktur Kur’an da. Çünkü o dönemde yaşayan kadınların, yüzleri kapalı değil açıktı. Gelenekle rinden ve sıcaktan dolayı giyindikl eri dış giysileri, yani cilbab ları vardı. Peygamber imizin eşinin, bir zamanlar ticaretle bizzat uğraştığını unutmayalım. Bu ayette geçen hicab kelimesin in, mecazi anlamda kullanıldığı anlaşılıyor. Ayette HİCAB diye geçen bu kelimeye, ayette Muhammed Esed bakın nasıl bir açıklama yapmış ve ne anlama geldiği konusunda bilgi vermiş. Yorum sizlerin.

“Hicâb terimi, iki şey arasına giren veya birini diğerinden ayıran, koruyan veya gizleyen nesneyi ifade eder; kullanıldığı yere göre, HEM SOMUT HEM DE SOYUT ANLAMLARI YLA “BARİYER”, “ENGEL”, “DUVAR”, “CAM”, “PERDE”, “ÖRTܔ VB. GİBİ KELİMELERLE KARŞILANABİLİR. Hz. Peygamber'in eşlerine ancak bir “perde” yahut “pencere” arkasından yaklaşılması emri, Hz. Peygamber'in birçok Sahâbesi'nin yaptığı gibi, lafzî anlamıyla anlaşılabileceği kadar “MÜMİNLERİN ANNELERİ”NE GÖSTERİLMESİ GEREKEN DERİN SAYGIYI İFADE EDEN MECAZÎ ANLAMIYLA DA YORUMLANA BİLİR.” (Muhammed Esed)

Şimdide bu konuyu Kur’an dan, başka bir ayetten anlamaya çalışalım. Çünkü Allah biz her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerl e verdik ki anlayasınız diyordu. Acaba İslam dininde, Allah ın kanunlarında, eşler ile birlikte aileler, dost ve arkadaşlarla birlikte oturup, sohbet edip birlikte yemek yiyemez mi? Gelin bu konuya Kur’an dan delil, kanıt arayalım.

Nur 61: Köre güçlük yoktur; topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evleriniz den gerekse şu kişilerin evlerinde n yemek yemenızde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerin izin evleri yahut erkek kardeşlerinizin evleri yahut kız kardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut teyzeleri nizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. HEP BİRLİKTE YAHUT AYRI AYRI YEMENİZDE SİZİN İÇİN HİÇBİR SAKINCA YOKTUR. Evlere girdiğinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketli lik, bir temizlik dileği olarak KENDİNİZE ( BİRBİRİNİZE) DE SELAM VERİN. Allah size ayetleri işte böyle ayan-beyan bildiriyo r ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.  (Yaşar Nuri meali)

Ayeti okuduğunuzda, siz aileler eşleriyle birlikte oturup sohbet edemez, kadın erkek birlikte yemek yiyemez diye mi anladınız, yoksa bu ayette elbette dostlarımızla, akrabalarımızla birlikte oturabile ceğimizi mi anladınız? Ayet çok açık kadın erkek ayrımı yapılmadan, birlikte olabileceğimizi söylüyor. Kur’an ın hiçbir ayetinde Allah, bu ayetin tam tersi ni yani, kadın erkek birlikte oturamaz diye bir hüküm zaten vermemiştir. Bunu söyleyen gelenekle rin oluşturduğu FIKIH inancıdır. Fıkıh da asla din değildir. Ayetin son kısmında, aslında çok önemli bir konuya dikkat çekiyor ve diyor ki, EVLERE GİRDİĞİNİZDE DOSTLUĞUN, KARDEŞLİĞİN VE BEREKETİN SİMGESİ OLARAK BİR BİRİNİZE SELAM VERİN, SELAMLAŞIN. İslam ın da özünde bu yatıyor. Birlikte dostça kardeşçe, birbirimi ze güvenerek birlikte yaşamayı öğrenmek. Asıl amaç bu, ama bizler Allah ın bizlere aşılamak istediği bu amacı, hiç anlayamadığımız için, kadını sosyal toplumdan uzaklaştırdık ve onu günah nedeni saydık. KENDİ NEFSİMİZİ ISLAH EDECEĞİMİZE, KADINI TOPLUMDAN, YAKINIMIZ DAN UZAKLAŞTIRDIK. Yani kolay olanı seçtik ve Allah ın imtihanından kaçtık. Sonucunu da görüyoruz.

Kur’an selamlaşma konusuna önem verir ve bir birimizle selamlaşmamızı ister. Selamlaşmak dostluğun, kardeşliğin ilk göstergesidir. Selam verdiğimiz kişiye şunu söylemiş oluyoruz, bana güven benden size zarar gelmez. Ben sizin dostunuzu m. Bu duyguları taşıyan hiç kimse, karşısındaki arkadaşın karısına, kızına kötü niyetle bakar mı? Bakıyorsa o dost değil düşmandır, derhal yakınından uzaklaştırılmalıdır. İşte bizler bu dünyada, böyle imtihanla rdan geçiyoruz.

Allah ın kurmak istediği adaletli İslam düzeninde, kadın ve erkek ayrımı yoktur. Herkesin kendi görevleri vardır ve hiç kimse cinsiyeti nden dolayı dışlanamaz, kötülüğün ana nedeni olarak gösterilemez. KÖTÜLÜK NEFİSLERİMİZDEDİR. KİM NEFSİNİ TERBİYE ETMEDİYSE, O KİŞİDEN HER TÜRLÜ KÖTÜLÜK GELİR, KADIN YA DA ERKEK FARK ETMEZ. Gelenekse l İslam anlayışı ne yazık ki kadını, adeta şeytanın elçisi gibi göstermeye çalışmış ve toplumdan uzaklaştırıp, izole edilmesi gerektiği kanısına varmışlardır. Bu düşünce Allah ın emri değil, eğitmesi zor geldiği, nefisleri n uslanmaz iftiralarının eseridir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

10
Meryem suresi 68 ….. 72. ayetler acaba bizlere neler anlatıyor, birlikte onu anlamaya çalışalım. Önce gelenekse l İslam’ın bir kısmının inanışını sizlerle paylaşmak istiyorum, tabi önce ayetleri yazalım.
 
Meryem 68: Rabbi’nin yüceliği hakkı için, ONLARI PEŞLERİNDEN GİTTİKLERİ ŞEYTANLARI İLE BİRLİKTE BİR ARAYA GETİRECEĞİZ, sonra da dizüstü çöktürerek cehennemi n çevresinde toplayacağız.
 
69- Sonra her grubun, rahmeti bol olan Allah'a baş kaldıran en azılı elebaşlarını ayıracağız.
 
70- Sonra biz onların hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.
 
71- ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
 
72- SONRA SAKINANLA RI KURTARARA K ZALİMLERİ, DİZÜSTÜ ÇÖKMÜŞ DURUMDA ORADA BIRAKIRIZ .
 
Gelenekse l İslam anlayışının bir bölümü, ayetlerin sonunda geçen  (ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR.) ve sonrada sakınanların kurtarılacağı sözlerinden bakın ne anladıklarını söylüyorlar.
 
(Allahın kesinleşmiş hükmü nedir? Oraya Yani cehenneme herkes uğrayacak, ONUN AZAMETİNİ DEHŞETİNE HERKES YAKİNEN ŞAHİT OLACAK. Nedendir bu? Bu aynı zamanda Allah ın müminlere olan rahmetini ve sevgisini göstermesi ve onlara vaadinin hak olmasının göstermesi içindir. Allah onlara söz vermişti. Benim emirlerim e uyar ve bana itaat ederseniz, sizin günahlarınızı örteceğim ve cehennem azabımdan sizi uzak tutacağım demesi üzerinedir.)
 
Bu konuda bir başka düşünceyi, inancıda örnek olarak yazalim;
 
(Müminler asla azap görmeyeceklerdir. Sadece o sahneyi müşahede edecekler dir. Önce naklettiğimiz hadislerd e de "Ateş onlara soğuk ve selamet olacaktır" veya "Onların nurları cehennemi n alevini söndürecektir" şeklinde bu gerçek vurgulanmıştı. Bir hadiste şöyle buyurmakt adır: "ALLAH cennete götüreceği herkesi mutlaka önce cehennem ateşiyle aşina kılacak (ona gösterecek) ki ALLAH’IN kendine verdiği nimetleri n ve fazl-u ihsanın kadrini bilsin ve sevinç ve sürürü daha da artsın. Yine cehenneme götüreceği herkese, önce cennetin nimetleri ni gösterecektir ki (nasıl nimet ve lütufları kaybettiğini görüp daha çok üzülsün ve yansın!" (Nur-üs Sekaleyn, c.3, s.354)
 
Benim çok dikkatimi çeken ve Allah ın zerre kadar bir suçun, ya da mükâfatın karşılıksız kalmayacağını açıklamalarından sonra, insanları beyaz ya da siyah diye(iman eden ya da etmeyen) ikiye ayırarak, işi bu kadar basite alınmasını, hiç ama hiç anlayamıyorum. Acaba Yaradan, hangi titizlikt e olacağını söylüyor ona bakalım boşa konuşmayalım.
 
Enbiya 47: Biz, kıyamet günü için ADÂLET TERAZİLERİ KURARIZ. ARTIK KİMSEYE, HİÇBİR ŞEKİLDE HAKSIZLIK EDİLMEZ. YAPILAN İŞ, BİR HARDAL TANESİ AĞIRLIĞINDA BİLE OLSA onu getiririz . Hesap gören olarak biz yeteriz.
 
Allah ne diyor, bizler nelere inanıyoruz. Kendimizi avutmaya devam.  Allah hiç kimseye, hiç bir şekilde haksızlık edilmez diyor ve Kur'an da, kendinizi temize çıkarmayın sakın, kimin takvaca üstün olduğunu yalnız ben bilirim, ikazlarını düşünen, hatırlayan ne yazık ki yok. Beşeri adaletin bile layık görmediği adaleti, bizler ne yazık ki Allah a nispet ediyoruz. Bu konuyu Kur’an dan araştırmaya devam edelim.
 
Ali İmran 30: Gün gelecek, her benlik, HAYIRDAN İŞLEDİĞİNİ ÖNÜNDE BULACAKTI R. KÖTÜLÜKTEN İŞLEDİĞİNİ DE... İsteyecektir ki, önüne getirilen le kendisi arasında uzun bir mesafe olsun. Allah sizi, kendisind en sakınmaya çağırır. Allah, kullarına karşı Rauf’tur, çok şefkatlidir.
 
Hakka 18: O gün arz olunursun uz; HİÇBİR SAKLINIZ-GİZLİNİZ KALMAZ. 19. Öz kitabı sağından verilen: "İşte kitabım, okuyun!" der.  20. "Kendi hesabıma kavuşacağımı sezmiştim zaten."
 
Ali imran 30. ayette söz edilen (hayırdan işlediğini önünde bulacakla rdır, kötülükten işlediğini de…) Ayetin devamında da gördükleri ile aralarında uzak bir mesafe olsun diyecekle r diyor, peki neden söyleyecekler bu sözü acaba? Dikkat ediniz bu olay iman eden içinde, etmeyen içinde geçerli. Gördüklerinden utanacakl ar diyor.
 
Hakka 18. ayette de dikkat ederseniz, hiçbir sırrın gizli kalmayacağını ve bizlere gösterileceğini söylüyor, acaba yalnız görmekle yetinilec ek mi? Yaptıklarımızın zerre kadar hayır ve şer görülmesi bu ayetlerde yalnız gözlerimizle film seyretmek anlamında mıdır dersiniz? İlahi adalet yaptıklarımızın gözlerimizin önüne serilmesi yle tamamlana cak mı?
 
Zilzal 7: Artık, kim BİR ZERRE MİKTARI HAYIR ÜRETMİŞSE ONU GÖRÜR.
 
Zilza l8: VE KİM BİR ZERRE MİKTARI ŞER ÜRETMİŞSE ONU GÖRÜR.
 
Kitabı sağdan verilenle rin sevinci, cennetin vizesini alan günahlarının hafif geldiğini gören insanların sevincidi r. Ama dikkat ediniz, cennetin vizesini alan diyorum. Yoksa yaptıkları onca yanlışın, haksızlıkların tümünün bir kalemde silinmesi değil. Bazı kişiler, İman edenlerin  asla cehennem cezasını geçici olsa dahi çekmeyeceğini söylemiş ve yaptıklarının cezasını çekeceğini söylersek, ne anlama gelir diyerek bakın ne demiş.
 
(SAHİ O HALDE NEREDE KALDI ALLAH IN  RAHİM SİFATI, AFÜV SIFATI, TEVVAB SIFATI.  ÖNCE CEZA SONRA MI AF? ÖNCE CEZASINI VERDİYSE AFFININ NE ÖNEMİ KALIR.)
 
Burada arkadaşımız, Rabbim in bağışlayıcı ve yüceliğine kendi değer yargısıyla yaklaşmış ve madem sevabımız fazla, günahlarımızı neden affetmiyo r, önce ceza veriyor sonramı affediyor böyle mantık olmaz, yaklaşımıyla cevap vermiş.
 
Ceza verdiyse, affın bir önemi kalmaz diye düşünüyor. Acaba yaptığımız tüm yanlışların hiç karşılıksız kalması mı adalet, yoksa yapılan yanlışların cezasının verilmesi ve daha sonra yaptığı güzelliklerin karşılığı verilmesi mi? Allah ben affediciy im diyorsa, dilediğini affeder ona sözümüz asla olamaz. Bu dünyada bile herkes yaptığının karşılığını alması için adaletli bir düzen kurmaya çalışmıyor muyuz? Kimisi ebedi cezaevind e kalıyor, kimisi cezasını çektikten sonra özgür hayatına dönüyor. Şimdide size bir örnek daha vermek istiyorum, bakın iman edenlere Allah, nasıl bir tavsiyede bulunuyor?
 
Nisa 31: Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, DİĞER KÖTÜLÜKLERİNİZİ ÖRTERİZ ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.
 
İSRA–71: Gün olur, insan gruplarından her birini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenle r, KİTAPLARINI OKUYACAKL AR VE BİR KIL KADAR HAKSIZLIĞA UĞRATILMAYACAKLAR.
 
Nisa 48: Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, BUNDAN BAŞKASINI DİLEDİĞİNE BAĞIŞLAR. Allah'a ortak koşan da gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
 
Nisa 98–99: Kadınlardan, erkeklerd en, yavrulard an hiçbiri beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayan ların durumu farklıdır. Bunların, ALLAH TARAFINDA N AFFEDİLMELERİ UMULUR. Allah affedicid ir, günahları bağışlayıcıdır.
 
Tevbe 102: Diğer bazıları da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar, iyi bir işle kötü olan diğer bir işi birbirine karıştırdılar. BELKİ ALLAH TÖVBELERİNİ KABUL EDER. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahîm'dir.
 
Enam 120: Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. GÜNAH KAZANANLA R YAPIP ETTİKLERİNİN KARŞILIĞINI YAKINDA GÖRECEKLERDİR.
 
Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, Allah kimin günahını bağışlar ya da bağışlamaz bizler onun hesabını yapamayız. Allah bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar diyorsa, sanırım her şey çok açık.  Önce bunu iyice kabullenm eliyiz. Kendimizc e hesaplar yapıp, iman ettik demekle de cehennem azabından kurtulacağımızı zannetmey elim. Şimdi yazacağım ayet üzerinde, lütfen dikkatle düşünelim.
 
Ali İmran 24: BUNUN SEBEBİ ONLARIN, "ATEŞ BİZE SAYILI BİRKAÇ GÜN DIŞINDA ASLA DOKUNMAYA CAKTIR" DEMELERİDİR. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerind e kendileri ni aldatmakt adır.
 
Kur’an işte sorduğumuz bütün sorularımıza, böyle apaçık cevap veriyor. Ben iman ettim, onun için cehennem azabı çekmeyeceğim, ya da buna benzer ben cehennemi şöyle bir görüp geçeceğim şeklinde, kendi nefsimizc e yarattığımız adaletin, nasılda yalan ve yanlış olduğunu söylüyor Yaradan. Detayını bilmediğimiz konularda lütfen kendi nefsimizi n adaletini, Allah ın adaleti gibi göstermeyelim, yanılırız. Bu bilgilerd en sonra, Meryem suresi 71 ve 72. ayetlerde Rabbimiz ne demek istiyor, hiçbir yorum yapmadan, Allah ın izniyle anlamaya çalışalım.
 
71- ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
 
72- SONRA SAKINANLA RI KURTARARA K zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.
 
Meryem suresi 71. ayette Rabbin kesinleşmiş bir hükmünü açıklıyor bizlere, fakat nedenini açıklamadan ve diyor ki, aranızda cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Önce Meryem 68. ayeti hatırlayalım, burada Allah şeytanın peşinden gidenler için bakın ne diyordu? (sonra da dizüstü çöktürerek cehennemi n çevresinde toplayacağız.) Hesap görüldükten sonra iman etmeyenle ri Rabbimiz, önce cehennemi n çevresinde toplayacağını özellikle söylüyor. Daha sonrada onların içinden elebaşlarını ayırdığını açıklıyor. Devamındaki cümleyi dikkatle anlamaya çalışalım. (Sonra biz onların hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.)
 
Bahsedile n gurup iman etmemiş, Allah a baş kaldıran bir guruptan bahsedili yor. Onlar içinde Allah bir ayrım yapıyor ve düşünebiliyor musunuz? Hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, herkes den iyi ALLAH BİLİR diyor. Burada dahi bir sınıflandırma ayrım var. Peki, bizler nasıl olurda iman ettim diyenler arasında hiç ayrım yapılmayacağını, cehenneme sırf orasının azametini, kötülüğünü görmek için gidileceğini söyleriz?
 
Allah böyle bir açıklama yapmış mı? Asla yapmamış, peki bu bilgiyi kimden aldık da cehennemi uzaktan yalnız görüp, hemen çıkacağız cennete gideceğiz diyoruz? Meryem 68. ayette izah edilirken cehennemi n çevresi sözünü kullanıyor. 71. ayette ise (ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR.)diye açıkça belirtiyo r. Dikkat ettiyseni z bu hitap, inkar edenlere değil, tüm iman edenlere yapılmış.
 
Bazı arkadaşlar buradaki cehennem sözünden, içi değil daha önceki gibi cehennemi n çevresi anlamalıyız diyorlar. Sormak isterim eğer öyle olsaydı Allah Meryem 68. ayette kullandığı kelimeyi, 71. ayette de kullanama z mıydı? Bunu söylemekle yorum yapmış oluruz, buda bizleri doğrudan saptıracaktır. 71. ayetin son kısmını hatırlayalım. Herkesin cehenneme uğraması sözünün, Allah ın kesinleşmiş bir hükmü olduğunu söylüyor.
 
Allah sizce verdiği bu hüküm de, bizlere cehenneme uğratma nedenini neden açıkça söylememiş olabilir dersiniz? Doğrusu burada da yorum yapmak, doğru olmasa gerek. Eğer Allah nedenini açıklamamışsa, bunun da bir hikmeti vardır, bunu da unutmayalım ve kendimizi temize çıkarmak adına, Rabbin açıklamadığı bir konuda yorum yapmayalım. Allah ne diyordu bir ayetinde; Benim katımda, açıklamadığım konularda konuşmanızı HARAM kılıyorum.
 
Şimdide 72. ayete bakalım. (Sonra sakınanları kurtarara k zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.) Allah ayette anlatmak isteneni çok açık anlatıyor. Bizlerin bilmesi gereken iman edenlerin eninde sonunda buradan kurtarılacağının müjdesini almaktır. Dikkat ederseniz iman etmeyenle r, diz üstü orada kalacakla rdır diyor. Eğer söyledikleri gibi herkesin girdiği yer cehennemi n çevresi ise, iman etmeyenle rin bırakıldığı yerde cehennemi n çevresi olarak düşünmeliyiz ki, böyle bir açıklama asla yok.
 
Ayette de iman edenlerin kurtarılacağı söyleniyor. Bir insanı bir yerden kurtarmak demek, kötü olan bir yerden onu almak götürmek demektir, yani kurtarılmadan önce demek ki bir müddet kalınmış ki kurtarılma tabirini kullanmış Allah. Hapisten çıkan birisini düşünün, geride kalan hükümlülere, ALLAH KURTARSIN derler. Demek ki cehennemd en kurtarılma var, ama orada kalışı konusunda bir açıklama yok. Aşağıdaki ayet, bu konuya açıklık getiriyor ve bakın ne diyor.
 
Müminun 103: Ama tartıda hafif çekenlere gelince; işte, CEHENNEMD E YERLEŞİP KALMAK ÜZERE kendi kendileri ne yazık edenler de böyleleridir; (Muhammed Esed meali)
 
Muhammed Esed bu ayeti tercüme ederken, çok dikkatli seçmiş kelimeler ini ve ayeti çok daha güzel yazmış. Hesap görüldü ve tüm insanlar cehenneme uğradı, burada herkes yaptığı yanlışların karşılığını gördü, ama yaptıkları ölçüldüğünde, günahları ağır gelenler cehennemd e ebedi kaldı, diğerleri elbette cennete geçti anlamı çıkıyor ortaya.
 
Bu ayetlerde bahsedile n kişilerin, Allah ın ayetlerin i inkâr eden insanlar olduğunu, onun içinde, aranızda hiç kimse yoktur ki cehenneme uğramasın sözünden, inkârcılardan bahsediyo r diye ayetten anlayanla rı görüyoruz. Ama ayetin devamında dikkat ederseniz, SAKINANLA RI KURATACAĞIZ İFADESİ VAR. Demek ki bu ayette bahsedile n yalnız inkârcılar değil, tüm insanlard an bahsedili yor. İnkârcılar neden cehennemd en kurtarılsın. Onlar ebedi kalacak olanlar. Buradan da şunu anlıyoruz. Aranızda cehenneme uğrayacak hiç kimse yoktur hükmü, tüm insanlar için verilmiş bir hükümdür.
 
ALLAH KİMİ KULUNU, O CEHENNEMİN AZAMETİNİ GÖSTERİP DİREK CENNETİNE ALIR, KİMİSİNİ DE İSTEDİĞİ KADAR TUTAR, DAHA SONRA KURTARIR CENNETİNE ALIR. Bize düşen burada kimin ne kadar kalacağının hesabını yapmak değildir, onu yalnız RABBİMİZ BİLİR. Allah bu konuda bir açıklama yapmamışsa bizlere yorum yapmak yerine, BU AYETTEN HER İNSANIN YAPTIĞININ KARŞILIĞINI MUTLAKA ALACAĞINI ANLAMASI GEREKMEKT EDİR.
 
Allah ın affedeceği, bağışlayacağı konularının neler olacağını Allah bilir. Ama bunların küçük günahlar olacağını özellikle söylüyor. Bir insanın bir insana yaptığı adaletsiz liği, iftirayı neden affetsin, zaten affetmeye ceğini söylüyor. Bu sizce adaletli olur mu? Bakın aşağıda ki ayette yetimin malını yiyen, cehennem ateşi ile cezalandırılır diyor, ama orada ebedi kalır demiyor. Buna örnek birçok ayet vardır. Bazı ayetlerde özellikle ebedi cehennemd e kalır diye de belirtiyo r.
 
Nisa 10: Yetimleri n mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarında ateş yemiş olurlar. Yakında onlar alevli bir ateşe girecekle rdir. (Bayraktar Bayraklı meali)
 
Büruç 10: Şüphesiz mü’min erkeklerl e mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenle re; cehennem azabı ve yangın azabı vardır. (Diyanet meali)
 
Nur 19: İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsin iz. (Diyanet meali)
 
Bakara 174: Allah'ın indirdiği kitabın bir kısmını gizleyenl er ve onu az bir değere değişenler, karınlarına ateşten başka bir şey tıkmış olmazlar; kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temize çıkartmayacaktır; onlara acıklı bir azap vardır.(Bayraktar Bayraklı meali)
 
Bakın bu ayetlerde, işlenen suçun cezası cehennemd ir diyor, ama dikkat ederseniz ebedi cehennemd e kalırlar demiyor. Ebedi cehennemd e kalırlar diyen ayetlerde n örnek verelim.
 
Araf 40: Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenm ek isteyenle r var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyec eklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız! ( Diyanet vakfı)
 
Araf 36: Âyetlerimizi yalanlaya nlar ve onlara uymayı kibirleri ne yediremey enlere gelince, işte onlar cehenneml iklerdir. ONLAR ORADA EBEDÎ KALACAKLA RDIR. (Diyanet meali)
 
Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, cehennem suçlular için hazırlanmıştır ve kat kat farklı şekillerde hazırlanmıştır, tıpkı cennet gibi. Bir kısmı cehennemd e ebedi kalırlar, bir kısmı da cezasını çektikten sonra çıkarlar. Araf 40. ayet bunu çok güzel açıklıyor ve Allah ın ayetlerin i yalanlaya nlara, gök kapısı açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçene kadar cennete giremeyec eklerdir diyor. DEMEK Kİ BUNUN DIŞINDA OLANLAR, CEZASINI ÇEKTİKTEN SONRA CENNETE GİRECEKLER ANLAMINDA OLDUĞU ÇOK AÇIKTIR.
 
Ben Kur’an ın bütününü ve Rabbin adaletini düşündüğümde, Kur’an ayetlerin den bunları anladım. Bunlar benim düşüncelerim ve anladıklarımdır yalnız beni bağlar. Dikkat ederseniz ayetler üzerinde asla yorum yapmak yerine, söylenen sözleri bir bütün olarak anlamaya çalıştım.
 
Elbette hatalarım, eksikleri m olacaktır. Sizlerde Kur’an ı anladığınız dilden bol bol okuyup, ayetler üzerine düşününüz. Dilerim Allah dan, işlediğimiz günahlarımızı bağışlayan, cehennem azabından kısa sürede kurtulanl ar arasında oluruz.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

http://hakyolkuran.com/
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi