Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İnternette araştırma yaparken, benimde ismimin geçtiği bir yazı okudum. Bu konu hakkında bir çok makalem var, fakat konu o kadar yanlış anlaşılan bir konu ki, İslam toplumu bu düşünce ve inanç yüzünden, Allah ın kitabı Kur’an dan sapmış ve nereye varacağı belli olmayan bir meçhule doğru yol almaktadır. Konu çok önemli olduğu için, tekrar gündeme getirmek istedim. Bakın bir kardeşimiz, “MÜSLÜMAN OLAN HADİSLERE VE SÜNNETE UYMAK ZORUNDADI R” başlığıyla neler söylemiş ve kendisi gibi düşünmeyenleri de neyle itham etmiş.

“Efendim HAZRETİ İSLAM'DA PEYGAMBER EFENDİMİZ HABİBULLAH SALLALLAH U ALEYHİ VE SELLEM'E onun sünnet ve hadisleri ne uyulamaz, eğer uyulacak olunursa bu en büyük günah olan şirktir diyorlar ve Hadislere açık açık inanmadıklarını söylüyorlar, hadislerd e olan ve hoşlarına gitmeyen, inanamadıkları ne varsa uydurma olduğunu inanılamayacağını söylüyorlar. Evet sahih olmayan hadisler vardır ama sahih olanların yanında onların sayısı pek azdır. Hem sahih olamayan hadisler var diye hadisler bırakılamaz çünkü o zaman ne gusül abdesti, ne abdest alınabilir, ne namaz kılınabilir ne oruç tutulabil ir. Hatta HAZRETİ KUR'AN DAHİ OKUNAMAZ, çünkü cünüp biri HAZRETİ KUR'ANI okuyamaz, onu ancak maddi ve manevi temiz olanlar okuyabili r, ayetlerle sabittir. Hadislere inanmıyorum diyenler ve hadislere kafasına göre uydurmadır diyenler istedikle ri kadar namaz kılıyorum, iyilikte de ileri gidiyorum desinler, söylediklerinde en ufak bir gerçeklik payı olamaz. Çünkü hadis ve sünnet olmadan ne secdenin nasıl yapılabileceği bilinebil irdi, nede gusülüm nasıl alınacağı. Bu saçmalıkların fikir babaları ise Haluk Gta (Haluk Gümüştabak) Yaşar Nuri Öztürk, Abdulaziz Bayındır, Mustafa İslamoğlu, Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş, Muhammed Nur doğan gibi ZALİM VE USTA SAPTIRICI LARDIR. “

Önce şahsıma hitaben söyledikleri zalim ve usta saptırıcı isnatlarını, kendisine iade ediyorum. Allah ın yolundan saptırmaktan, Yüce Rabbime sığınırım. KİMİN SAPTIRICI VE ZALİM, KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU KUR’AN IN HAKEMLİĞİNDE, HUZURU MAHŞERDE HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ. Bizler Kur’an da bahsedile n sünnetin ve hadisleri n ne olduğu konusunu doğru anlayamadıysak, bu arkadaşımızın yanlış inancına inanmamız kaçınılmaz olur. Sünnet kelime anlamı olarak, takip edilecek yol demektir. Kur’an da Allah ın bizleri uyardığı ve takip etmemizi istediği tek bir sünnet vardır ki, oda Allah ın sünneti, yani Allah ın kanunları ve takip etmemiz istenen yoludur. ALLAH IN ELÇİSİ DE TEK BİR SÜNNETE UYMUŞTUR, ODA ALLAH IN SÜNNETİ.

Bu bilgi ışığında sizlere sormak istiyorum . Allah ın sünneti ile peygamber imizin sünneti farklı olabilir mi? Bunu söylemek bile akıl dışıdır. Hadis konusuna gelince. Hadis söz, haber anlamındadır. Peygamber imizin hadisleri dendiğinde, peygamber imizin sözleri anlamına gelir. Buradan yola çıkarak konuyu düşünelim. Allah ın elçisi, Allah ın Kur’an da emrettiği sözlerden, bilgilerd en başka sözleri din adına söylemiş olabilir mi? Sahih hadisten bahsedili yor. Sahih, şüphe duyulmaya cak kadar doğru anlamındadır. Kur’an ın dışından, sorumlu olacağımız sahih, yani şüphe duymadan inanacağımız sözlerin, bilgileri n olabileceğine nasıl inanırız. Kur’an ın bahsetmed iği bir bilgiye, nasıl sahih deriz. Karar sizlerin. Halbuki Allah, size indirdiğimiz Kur’an yetmiyor mu, Kur’an dan sonra hangi söze inanacaksınız demiyor muydu?

Bizlerin Kur’an ile bağı kesildiği için, ne yazık ki Kur’an ı din adına referans alamıyoruz. Allah elçisine özellikle, de ki onlara emriyle birçok uyarılarda bulunuyor bizlere. Allah ın resulü ne diyor hatırlayalım.

Ahkaf 9: De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYI M.” (Diyanet meali)

Enam 57: De ki: ŞÜPHESİZ BEN RABBİMDEN GELEN APAÇIK BİR DELİLE DAYANIYOR UM. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. HÜKÜM ANCAK ALLAH'INDIR. O HAKKI ANLATIR VE O, DOĞRU HÜKÜM VERENLERİN EN HAYIRLISI DIR. (Diyanet vakfı meali)

Buna benzer birçok ayet görebilirsiniz Kur’an dan. Özellikle Allah elçisini devreye sokarak, onun bu şekilde ayeti iletmesin i istiyor ve ne diyor. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYI M.” Bu ve buna benzer onlarca ayeti bizler görmezden gelerek, Allah ın elçisini, HÂŞÂ Allah ın dinde ortağı konumuna getiriyor ve Kur’an ın hükmetmediği yüzlerce konuda, hükümler verdiğine inanabili yoruz. İLGİNÇTİR PEYGAMBERİMİZ, BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM, BENİM GÖREVİM YALNIZ APAÇIK UYARMAKTI R DİYOR, bizler ise öyle şeyler söylüyoruz ki, Kur’an adeta devre dışı kalıyor.

Düşünmenızi istediğim bir konu var. Peygamber imizin hadisleri olmasaydı namazımızı kılamazdık, abdest bile alamazdık, diğer ibadetler imizi yerine getiremez dik diyen kardeşlerimize sormak istiyorum . Siz peygamber imizin ümmetine, direk kendi sözleriyle hitap eden bir hadisine rastladınız mı? Rastlayam azsınız, çünkü kendisi böyle bir bilgi sağlığında asla kaleme aldırmamıştır. Dikkat edin lütfen, tüm hadisler bir rivayete göre diye başlar ve bir başka kişinin, yine bir başka kişiden duyduğu ya da rivayet ettiği diye anlatılır. Sizce böyle bilgilerl e din yaşanır mı? Bu bilgiler olmasaydı ibadetler imizi yapamazdık dersek, hâşâ Allah ın elçisi yaşadığı dönemde gereği gibi bilgileri kayda aldırmamış anlamı çıkar. Çünkü hadisler peygamber imizin ölümünden yaklaşık 200–250 yıl sonra, toplanmay a başlandığı rivayet edilir.

Hatırlayınız Allah bizleri nasıl uyarıyordu? “SAKIN EMİN OLMADIĞIN BİLGİLERİN ARDI SIRA GİTMEYİN” Bu uyarıyı yapan Rabbimiz, bizleri böyle bilgilere muhtaç bırakır mı? Bu bilgiler olmasaydı Kur’an ı anlayamaz dık, Kur’an kapalı kalırdı demek, ALLAHA VE KİTABINA, ELÇİSİNE BÜYÜK SAYGISIZL IKTIR. Allah Kur’an ın sınırlarını aşan, Allah hükmetmediği halde, bunlarda Allah katından dır diyenlere, KAFİR DİYOR HATIRLATI RIM.

Allah SİZLERİ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM diye hükmünü verdiyse ve Kur’an da sorumlu olacağımız ibadetler i de saydıysa, sizce bu ibadetler imizi nasıl yerine getireceğimizi söylememiş, açıklamamış olabilir mi? Bunu nasıl söyleriz ve inanırız. Lütfen çok değil, biraz düşünelim, yoksa kafirleri n safında, mahşer günü kendimizi buluruz, bunu unutmayalım.

Küçük bir örnek vermek istiyorum . Allah cünüp olduğumuzda, gusül abdesti almanın tarifini yaparken, çok basit ve bizleri hiçbir sorumlulu k altına almadan açıklama yapıyor ve diyor ki; ” TERTEMİZ YIKANIN”. Bu açıklamadan tatmin olmayan nefisleri miz, dini zorlaştıran, teferruat a boğan beşeri fıkıh inancı, öyle ilaveler yapıyor ve bakın ne diyor. “Toplu iğne kadar kuru kalırsa, abdestini z geçerli olmaz” diyerek, topluma korku veriyor. İşte Allah ın gusül abdesti tarifi, işte beşerin zorlaştırılmış ve korku salan abdest tarifi, karar sizlerin. Kur’an ın abdestsiz okunamaz düşüncesi, bir ayeti tahrif ederek, toplumu aldatmakt an başka bir şey değildir. Allah ın böyle bir hükmü yoktur. Vakıa suresi 77–78–79–80. ayetlerde, Allah ın katında bulunan saklı ana kitaptan bahsedili r ve şöyle bilgi verilir Kur’an hakkında.

“Doğrusu bu Kitap, SADECE ARINMIŞ OLANLARIN DOKUNABİLECEĞİ, saklı bir Kitap'da mevcutken, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.”

Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın katında bizlerin asla ulaşmayacağı, sadece arınmışlar yani melekler tarafından ulaşabilecekleri bir ana kitaptan, Kur’an ın indirildiği bilgisi veriliyor . Batıl inançlarına kanıt arayanlar, arınmış yani abdest almışlar ancak Kur’an a dokunur diyerek, kendi nefisleri ni aldatmakt a ve Allah ın vermediği bir hükme inanmakta dırlar. İlginçtir bu bilgi doğru olsaydı, Kur’an ı ilk okuyan bir insan, abdest almadan bu bilgiye, uyarıya ulaştığında iş işten geçmiş abdestsiz Kur’an ı okumuş olacaktı. İşte bizler kendi nefsimizd e yarattığımız dini, böyle şekillendiriyoruz.

Allah namazımızı nasıl kılacağımızı, orucumuzu nasıl tutacağımızı, Hacca nasıl gidip neler yapacağımızı, zekâtımızı nasıl vereceğimizi, çok basit ve bizlerin anlayacağı şekilde Kur’an da açıklamıştır. Yemin olsun ki bu kitabı, sizler için kolaylaştırdık diyen Allah a inatla, bizler din adına nefsimizi n beşeri ilaveleri ni Kur’an da göremediğimizde, ne yazık ki Kur’an ı eksik görüyoruz. Böyle düşündüğümüzde Allah ın sünnetinden sapıyor, beşerin emin olamayacağımız rivayetle rle oluşturulmuş sünnetine yöneliyoruz. Bununda kolayını, kılıfını bulmuş buda peygamber imizin sünnetidir diyoruz. Böylece peygamber imize de iftira atmış oluyoruz.

Değerli din kardeşlerim, lütfen unutmayalım. Allah ın elçisi, peygamber imiz ÜMMİYDİ. Ümmi kelimesin i Kur’an açıklıyor, bizlere bilgi veriyor. Fıkıh inancının anlattığı gibi, ümmi okuma yazma bilmeyen değil, HİÇBİR EHLİ KİTABA TABİ OLMAYAN DEMEKTİR. Yani peygamber imiz ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan. Onların inançlarını da bilmezdi. Hatta Allah bakın elçisi için ÜMMİ konusunu bizlerin daha iyi anlayabil memiz adına nasıl açıklıyor. Elçisine hitaben Şura suresi 52. ayetinde:

“Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin . Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyl e doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık.”

Allah ın elçisi, peygamber imiz din adına daha önce hiç bir bilgisi yoktu ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içinde din adına peygamber imiz ne biliyorsa, KUR’AN DAN ÖĞRENMİŞTİR. Bu bilgiden yola çıkarak şunu açıkça söyleyebiliriz. Allah ın elçisinin dine ilave yapmasının, Allah ın açıkladıklarının dışına çıkmasının mümkünü yoktu. Çünkü Allah Kur’an ı anlayasınız, ders alasınız diye, biz nice örneklerle açıkladık diyor. Bizleri doğru yola ulaştıracak nur yalnız Kur’an dır, lütfen unutmayalım. Daha öncede söylediğim gibi, Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, Kur’an ı gereği gibi açıklamamasının mümkünü var mı?

Biz Müslümanlar olarak, Allah ın hadisleri nden/ayetlerinden başka hiçbir hadise/söze inanamayız, çünkü Allah ın elçisi de yalnız Allah ın hadisleri ne inanmış ve bizlere yalnız Allah ın hadisleri ni/ sözlerini/ayetlerini tebliğ etmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması adına makaleme, Allah ın elçisine verdiği görev yetki ve sorumlulu klarından birkaç ayet örnek vererek,  yazıma son vermek istiyorum .

PEYGAMBER E DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali.

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILA R OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) Diyanet vakfı meali

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali.

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYI M. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
İSLAMİ BİLGİLER / Sırat-ı Müstakim Üzerinde Olmak, Ne Anlama Geliyor.
« Son İleti Gönderen: halukgta 07 Şubat 2018, 18:21:18 »
Allah Kur’an da, dikkatimi zi özellikle çekmek istediği konuları, sürekli tekrar eder ki gözümüzden kaçırmayalım. Çok fazla tekrar edip dikkatimi zi çektiği bir konu vardır ki, oda SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLUN EMRİDİR. Peki, bu sözler ne anlamı geliyor, gelin önce onu anlayalım.

Sırat-ı Müstakim kelime anlamı olarak, EN DOĞRU İSTİKAMET, EN DOĞRU YOL anlamındadır. Bu durumda bizlerin bu uyarılar ışığında, Allah ın bizlerden istediği en doğru, en sağlam yolu seçmemiz gerekir. Peki, bu doğru yolu nereden bulacağız sorusuna, nasıl bir cevap vermeliyi z. Aslında bu sorunun cevabını zaten Kur’an veriyor, birkaç örnek verelim.

Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNA NA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali)

Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali)

Muhammed 2–3: İman edip iyi amel işleyenlerin ve RABBLERİ TARAFINDA N HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir. Bunun sebebi, İNKÂR EDENLERİN BÂTILA UYMALARI; İNANANLARIN DA RABBLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARID IR. İşte Allah, insanlara kendileri yle ilgili durumları böyle örnek vermekted ir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayetlere dikkat ettiyseni z, Allah en doğru yolunun, yani Sırat-ı Müstakim yolunun, yalnız Kur’an a iman etmekten geçtiğini söylüyor. Muhammed suresi 3. ayette ise bu konuya çok dikkat çekici bir örnek veriyor ve diyor ki; Sırat-ı Müstakim yolunun yalnız Kur’an olduğuna inanmayan, ya da Allah ın indirdiği kitabın dışına çıkıp, atalarının inancından vazgeçmeyip, batılı ve hurafeler i de kendileri ne yol edinenler in, Allah ın ayetlerin i inkâr etmiş sayılacağını bildiriyo r. Gerçek iman edenlerin ise, lütfen bu kısma dikkat edelim, YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KİTABA, hakkın ta kendisine inanmaları neticesin de, onların günahlarını affettiğini çok açık bir şekilde bizlere bildiriyo r. Diğerlerinin yaptığı yanlış, hem Allah ın kitabına inanıp hem de rivayetle ri, atalarının inançlarını din kabul edenler olduğunu belirtiyo r.  İşte Allah ın bizlerden istediği en doğru yol, apaçık ortaya çıkıyor.

Hatırlarsınız, bizler namazlarımızda her gün Fatiha ayetini okurken, şöyle duayı ediyoruz. “Ya Rabbi! Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet, kendileri ne nimet verdiğin kimseleri n yoluna, gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’. Eğer bu duamızda samimiyse k, dualarımızın Allah katında kabul edilmesin i istiyorsa k, Allah ın istediği en doğru yolda gidelim. Asla Kur’an ın sınırlarını aşmadan, rivayet ve sanı bilgileri dinin içine karıştırmadan, yani Kur’an ayetinde geçtiği gibi, HAKKA BATIL KARIŞTIRMADAN İMANIMIZI YAŞAMALIYIZ. Sizlere konumuzla ilgili bazı ayet örneklerinden vermek istiyorum . Böylece konu daha iyi anlaşılacaktır.

 Ali İmran 51: Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizd ir. Öyle ise O'na kulluk edin. İŞTE BU DOĞRU YOLDUR. (Diyanet vakfı meali)

Taha 135: Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemekt edir, siz de bekleyin. YAKINDA KİMİN DÜZ YOLUN SAHİPLERİ OLDUĞUNU, KİMİN DOĞRU YOLU BULDUĞUNU BİLECEKSİNİZ!” (Diyanet meali)

Müminun 73: Şüphesiz sen onları DOĞRU BİR YOLA ÇAĞIRIYORSUN. (Diyanet meali)

Zuhruf 43: Öyle ise SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. (Diyanet meali)

Nur 46: Yemin olsun, biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. ALLAH, DİLEDİĞİNİ/DİLEYENİ DOSDOĞRU YOLA İLETİYOR. (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, Allah ın doğru yolunu bizler ancak hurafeye sapmadan Kur’an ile bulacağımız çok açıktır. Bakın Allah elçisine ne diyor. SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL. ŞÜPHESİZ SEN DOĞRU BİR YOL ÜZERESİN. Demek ki Peygamber imizin doğru yolu, Sırat-ı Müstakim yolu yalnız Kur’an mış. Bu durumda bizlerin başka bir yolu daha olabilir mi? Cuma hutbesind e vaaz verirken, dinin iki kaynağı yani iki yolu yöntemi vardır diye anlattılar. Kur’an ve sünnet dediler. İyide Peygamber imizin tek yolu olduğunu Allah söylüyorsa, bizlerin nasıl olurda rivayetle rin oluşturduğu bir yolu daha önümüze getirir ve o yolu da takip ederiz. Bu nasıl bir akıl, nasıl bir iman. Hiç mi Kur’an dan habersiz yaşıyoruz imanımızı? BÖYLE DÜŞÜNEN VE KENDİSİNE BİR DEĞİL İKİ YOL SEÇENLERE ALLAH IN AYETİNİ HATIRLATI RIM.

Zuhruf 5: Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmakta n vaz mı geçelim? (Diyanet vakfı meali)

Çok ilginçtir, Ahkaf suresi 9. ayetinde, Allah elçisine deki onlara diyerek ne diyordu hatırlayalım. “BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYI M.” Ama bizler Allah ın resulünün yolundan gittiğimizi söyleyip, bunlarda Peygamber imizin dinde hükümleridir diyerek, kendimize başka bir yol, yöntem oluşturduk, hem de emin olmamızın mümkün olmadığı rivayet ve sanı bilgilerl e. Sizce Allah ın elçisi geri dönse günümüze, bizlere bu yaptıklarımıza karşılık ne derdi? Yorum sizlerin, ama şunu söylemek isterim, hiçte güzel şeyler söylemezdi. Belki yüzümüze bile bakmazdı.

Allah ın elçisi Enbiya 45. ayetinde, “BEN SİZİ VAHİYLE UYARIYORU M.” Diye açıkça bildirdiği halde, hala bizler Allah ın vahyinden başka kaynakları yol ediniyors ak, bizler Allah ın yolundan sapmışız demektir. Konumuzla ilgili düşündürücü bir ayet daha hatırlatmak istiyorum .

Şura 13: “DİNİ DOSDOĞRU TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. FAKAT SENİN KENDİLERİNİ ÇAĞIRDIĞIN ŞEY (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İÇTENLİKLE KENDİNE YÖNELENLERİ DE ONA ULAŞTIRIR. (Diyanet meali)

Bunca açık uyarıları görmezden gelenlere, söz anlatmak mümkün değildir. Çünkü onların batıla inatla yönelmelerinden dolayı, gönül gözleri kördür göremezler. Allah çok açık bir şekilde dini dosdoğru tutun, ayrılığa düşmeyin diyor. Bunca ikazları gördüğümüz halde, hala mezhepler e bölünmekte zenginlik vardır diyorsak, biz Allah ın istediği Sırat-ı Müstakim yolundan sapmışız demektir. Peygamber imiz müşrikleri Kur’an a davet ettiğinde, batıl ve hurafe inançlarından ayrılmak istemeyen lere, yalnız Kur’an a iman etmek zor gelmiş. Hatta müşriklerden bir kısmı Kur’an a inanırız ama atalarımızın inançlarından vazgeçmeyiz dedikleri ni de biliyoruz . Allah ayetinin sonunda, özellikle dikkatimi zi çekiyor ve yalnız Allah ın kitabına yönelenleri, doğru yola ulaştırılacağını söylüyor.

Bu konuyla ilgili verecek örnek çok fazla, lütfen Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyalım. Kendi imtihanımızı kendimiz verelim. En doğru yol böyle bulunur, en emin imtihan bu yolla verilir, lütfen unutmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
3
Diğer hikayeler / Zavallı Çoban
« Son İleti Gönderen: Serdar102 02 Şubat 2018, 11:38:38 »


Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenın, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarc a, aylarca sürmüş.

Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş.
“ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanm asın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.

Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:

“ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordu m. Hastalık aldı götür hepsini.B ari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı.
Kuru ekmeğe de razıydım…Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında;

“ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.

Genç kız sesi:
“ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyor du.Herhal de benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”

Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:

“ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”

Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerl e birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla besleneme diği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş. Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisin i geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemes ine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım - Bursa - 1988


BU MASALIN BULUNDUĞU KİTAPLAR:

Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 1-32
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44
KarTanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42
Bal Peteği  Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17
En Güzel Çocuk Hikayeler i - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015
Asistan - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 Yardımcı Ders Kitabı

İnternetten bulup alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım, okuyucuya güzel hikayeler sunmaktır.
4
Diğer hikayeler / Gezgin Şehmuz İle Vezir Cambaz Ali
« Son İleti Gönderen: Serdar102 02 Şubat 2018, 11:34:17 »
   

Gezgin Şehmuz daha önce adını hiç duymadığı bir ülkeye gitmiş. Bu ülkenin insanları mert, dürüst ve cengâver kimselerm iş. Komşu ülkelerden birisi hariç diğerleriyle iyi geçinirlermiş. O iyi geçinemedikleri ülkenin kralı kendi halkına bile rahat, huzur vermezmiş. Ortada hiçbir sebep yokken sefere çıkılacak diye para toplar, genç-yaşlı demeden herkesi silah altına alır, küçük bir sınır olayını bahane ederek komşu ülkelerden birine saldırıp savaş çıkarırmış. Gezgin Şehmuz’un ziyaret ettiği ülkenin hükümdarı iki ay önce ordusuyla birlikte şımarık krala haddini bildirmek için, sınırı geçmiş. Oğlu on dört yaşında olduğundan ülkenin yönetimini Vezir Cambaz Ali’ye bırakmış.

Gezgin Şehmuz köy, kasaba, şehir demeden ülkenin birçok yerini gezmiş, dolaşmış, yeni insanlarl a tanışmış. Anlatmışlar, dinlemiş; anlatmış, dinlemişler. Bir gün akşamüzeri gecelemek için bir han önünde durmuş. Atını ahıra bakan hizmetkâra teslim edip hana çıkmış. Akşam yemeği biraz sonra yenilecek miş. Kendisini sofraya buyur etmişler. Yemekler yendikten sonra, Gezgin Şehmuz ocağın önüne oturmuş, diğer dört yolcuyla sohbet etmeye başlamış. Aradan yarım saat geçmiş geçmemiş, han kapısı kuvvetlic e çalınmış. Hancı kapıyı açar açmaz içeri on bir tane asker girmiş. Gezgin Şehmuz ve öteki yolculara: “ Bize karşı gelmezsen iz, size zarar gelmez. Sesinizi çıkarmayın. Yemek yiyip birkaç saat sonra çekip gideceğiz “ demişler. Orada bulunanla rın ellerini, ayaklarını bağlayıp, mahzene kapatmışlar.

Yüzbaşı Halil ve askerleri Vezir Cambaz Ali görevli olarak göndermiş. Cambaz Ali, maliye işlerinden sorumluym uş. Hazinede toplanan paralar, altınlar, gümüşler, onun hazine defterine yazılırmış. Gelirler, giderler, harcamala r bu defterde açıkça belirtili rmiş. Vezir olduğu ilk yıllarda maliye işlerini dürüst bir şekilde idare etmiş ve padişahın güvenini kazanmış. Sonraları padişahın güvenini kötüye kullanmay a başlamış, yoksulluk sınırının biraz ötesinde yaşayan halktan alınan vergileri çoğaltarak, bu paralarla akıl almaz harcamala r yapmaya, kendisine evler, araziler satın almaya başlamış. Padişahın iki aydır ülke dışında olmasından yararlana n Cambaz Ali, üst düzeydeki yöneticiliklere kendi adamlarını tayin ederek, bir oldu-bitti ile padişah olmak istiyormuş. Padişahın oğlu Şehzade Veli bir ay önce bu durumun farkına varmış. Bir gece gizlice vezirin odasına girip hazine defterini, padişahın mührünü ve önemli evrakları almış, padişaha durumu haber vermek için, kendisine çok bağlı dört adamıyla birlikte saraydan ayrılmış.

Sabahleyi n hazine defteri, padişahın mührü ve önemli evrakların çalındığını, gece yarısı şehzadenin saraydan ayrıldığını öğrenen Cambaz Ali, hemen Yüzbaşı Halil’i takibe çıkarmış. Yüzbaşı Halil askerlerl e birlikte şehzadenin peşine düşmüş. Günlerce şehzadenin izini sürdükten sonra, kestirmed en onların önüne çıkıp, bu hana gelmişler. Şehzade mecburen bu hana uğrayacakmış, çünkü şehirler arasındaki yollarda dinlenme yerleri fazla değilmiş ve araları oldukça uzakmış. Gece yarısına doğru şehzade ve dört adamı han kapısından içeri girer girmez kıskıvrak yakalanmışlar. Hazine defteri, padişahın mührü ve önemli evraklar gelenleri n üstünde bulunamamış. Bu duruma çok sinirlene n Yüzbaşı Halil: “ Ben size onları sakladığınız yeri söyletirim “ diye bağırmış ve askerlere dönerek: “ Bunları mahzene indirip bağlayın. Ben az sonra geliyorum “ diye emir vermiş.

Yüzbaşı Halil mahzende direklere bağlanmış olan şehzade ve adamlarının karşısına geçerek: “ Beyler, şimdi söyleyin bakalım, evraklar nerde? “ diye sormuş.

Şehzade Veli:
“ Evraklar padişah babamın, neden sana vereyim? Evrakları aldığın zaman Vezir Cambaz Ali’ye vermeyece k misin sanki? O vezir ki, bu ülkeyi uçuruma sürüklüyor. Halkın parasını kendi çıkarı için kullanıyor. Babam iki aydır seferde olduğundan saraydaki ve ülke içindeki yöneticileri değiştiriyor. Amacı belli: Tahtı ele geçirip, padişah olmak. Böylesine hıyanet içinde bulunan birinin oyuncağı olduğun için utanç duymalısın yüzbaşı. “

Şehzadenin söyledikleri karşısında önce bir adım gerileyen yüzbaşı:
“ Yalan bunlar, yalan!..Hepsi yalan. Hepimiz padişahımızı çok severiz ve gönülden bağlıyız. Vezir için söylediklerinin hepsi iftira. Padişahımız kendisine güvenmeseydi sefere giderken ülke yönetimini bırakmazdı. Sense veziri kıskandın. Evrakları çaldın, kaçıyorsun. Tahtı ele geçirmek isteyen sen olmayasın sakın “ dedikten sonra tekrar sormuş: “ Son defa soruyorum . Evrakları nereye sakladığınızı söyleyin? Yoksa zor kullanmak zorunda kalacağım. “

Yüzbaşı Halil biraz bekledikt en sonra, şehzadenin üstüne yürüyerek, yumruğunu vurmak için kaldırmış. İşte tam bu sırada han görevlileri ve yolcularl a birlikte elleri, ayakları bağlı vaziyette oturan Gezgin Şehmuz söze karışmış ve şöyle demiş:

“ İnsan yumruğunu sıktığı zaman gerçeği, avucunun içinde parmaklarıyla tuttuğunu sanır. Gerçekleri göremeyen gözler daima yanılırlar. Yüzbaşı!..Parmakl arını gevşetip yumruğunu açmanı isterim. Avucunun içinde sandığın gerçek kocaman bir hiç. “ Mahzende bulunanla r başlarını Gezgin Şehmuz’un bulunduğu tarafa çevirmişler. Yüzbaşı daha sonra havada asılı kalan yumruğunu açmış, bakmış…

Gezgin Şehmuz:
“ Bir ay önce ülkenize geldim. Şehirler, kasabalar, köyler gördüm. Pek çok insanla tanıştım. Vezir Cambaz Ali’nin on kuruşluk bir işi elli kuruşa mal ettiğini söylediler. Şehzadenin söylediklerine katılıyorum. Az önce, padişahımızı çok severiz ve gönülden bağlıyız, dedin. Bu bağlılığı göstermenın zamanı geldi. “

Bunun üzerine yüzbaşı şunları söylemiş:
“ Bunlar ne kadar derin ve anlamlı sözler. Etkilenme mek elde değil. Ancak bir bilge bu şekilde konuşabilir. Arkadaş, kimsin sen böyle? “

“ Ben Gezgin Şehmuz’um. “

“ Vay, sen Gezgin Şehmuz musun? Neden daha önce söylemedin? Çözün gezgini. “

Şehzade ve diğer bağlı bulunanla r da serbest bırakılmışlar. Yıllardır maceralarını dinledikl eri Gezgin Şehmuz işte karşılarındaydı. O, daima doğru düşünür, doğru söylerdi. Mutlak tarafsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlıydı. Şimdiye kadar gezdiği, dolaştığı birçok ülke halkına büyük yararları dokunmuştu. Herkes, onun öğrettiklerinden payını alıyordu. Daha sonra Gezgin Şehmuz, Şehzade Veli, Yüzbaşı Halil ve diğer askerler atlarına binip padişahı karşılamak üzere güneye doğru yollarına devam etmişler. Padişah ise, ordusuyla birlikte sınırı geçtikten sonra düşman karargâhına yaptıkları ani bir baskınla şımarık kral öldürülmüş, yerine barış yanlısı bir kral tayin edilmiş. Büyük bir savaş olmadan iki ülke arasında barış antlaşması imzalanmış.

Dönüş yolunda padişahı, Gezgin Şehmuz, Şehzade Veli, Yüzbaşı Halil ve diğer askerler karşılamış. Şehzade, padişaha, Gezgin Şehmuz’u tanıştırdıktan sonra bütün olanları anlatmış. Buna çok sinirlene n padişah ordusuyla birlikte ileri yürüyüşe geçmiş. Planlarının bozulduğunu öğrenen Cambaz Ali, devlet hazinesin de altın-gümüş değerli ne varsa bir arabaya yükleyip saraydan kaçmış. Komşu bir ülkeye sığınmak için batıya doğru giderken, yolda kendisini tanıyan köylüler tarafından yakalanmış. Padişaha teslim edilmiş. Şehzadeden şüphelendiği ve hata yaptığı için onuru kırılan Yüzbaşı Halil’in istifası kabul edilmiş. Gezgin Şehmuz, sarayda iki ay misafir kalmış. Padişah, şehzade ve diğer yöneticilerle en iyi devlet yönetiminin halk yararına olan birçok sorunun çözümlenmesiyle gerçekleşeceği konusunda fikir birliğine vardıktan sonra, yeni ülkeler görmek, yeni insanlarl a tanışmak üzere atına binip yollara düşmüş.

SON


Serdar Yıldırım
5
İSLAMİ BİLGİLER / Bu Dünyada İmtihan Oluyoruz Gerçeğini Nasıl Anlamalıyız.
« Son İleti Gönderen: halukgta 02 Şubat 2018, 11:15:33 »
Allah bizleri bu dünyada nasıl bir imtihanda n geçiriyor, bu sorunun cevabını hiç düşündünüz mü? Önce şunu lütfen unutmayalım, Allah asla kullarını imtihan ederken, eşit olmayan şartlar oluşturup, daha sonrada kullarını aynı imtihanda n geçirmez. Çünkü Allah ben kuluma, kaldıramayacağı bir yük yüklemem diyor.

Bu konular bizlere, Kur’an ın onayını almayan çok yanlış bilgiler ışığında anlatılıyor, öyle olunca da toplumun kafası karışıyor. Allah kullarına hiç nedensiz azap etmez, cezalandırmaz önce bu gerçeği özellikle Kur’an dan anlamalıyız. Şunu unutmayalım, bu dünyaya gelirken ya da bu dünyada yaşarken, BAŞIMIZA GELEN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN, DÜZELTİLEMEYEN ACILAR, KEDERLER, MUSİBETLER ALLAH IN TAKDİRİ DEĞİL, BİZLERİN KENDİ ELLERİMİZLE, NEFSİMİZLE YA DA DAVRANIŞLARIMIZLA, HATALARIM IZLA OLUŞTURDUĞUMUZ SONUÇLARDIR. 

Allah elbette sınar, zorluklar la, acıyla, mallarımızı eksiltere k ya da tam tersi fazla mal mülk vererek bizleri imtihan eder. Ama bu imtihan belirli bir zamanla sınırlıdır. Bizler ne yazık ki başımıza gelen çok büyük kazaların ya da musibetle rin verdiği sonuçları, Allah ın takdiri, kaderi, imtihanı şeklinde değerlendirir, detayına inmeden geçiştiririz. YANİ ELLERİMİZİN YAPTIĞI YANLIŞLARIN SUÇUNU, ADETA ALLAH IN ÜSTÜNE ATARIZ. Kaderimiz miş der geçeriz. Allah adaletsiz değildir. Bir ceza verecekse uyarmak için kuluna, KISAS HÜKMÜNE UYGUN, ADALETLİ VERİR VE BİZLERİ BÖYLECE İKAZ EDER, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Bakın bu konuda ne diyor yaradan.

Nisa 79: SANA GELEN İYİLİK ALLAH'TANDIR. BAŞINA GELEN KÖTÜLÜK İSE NEFSİNDENDİR. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. (Diyanet vakfı meali)

Şura 30: BAŞINIZA GELECEK HER FELAKET, KENDİ YAPIP ETTİKLERİNİZİN BİR ÜRÜNÜDÜR. Bununla beraber Allah pek çoğunu bağışlıyor. (Bayraktar Bayraklı meali)

Demek ki Allah ben iyilik, güzellik veririm kullarıma diyor. Başlarına gelen kötülükler ise kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğunu belirtiyo r. Bizler yanlış bir bilginin etkisiyle, hayrın ve şerrin Allah dan geldiğine inanırız, böyle olunca adaletin terazisin i ne yazık ki doğru ölçüp değerlendiremeyiz. Bu düşünce bizleri, yanlış anlatılan fikirlere inanmamızı sağlıyor. Bakın Allah bizleri ne için yarattığını nasıl anlatıyor.

Mülk 2: O Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Diyanet vakfı meali)

Ali İmran 182: “Bu, dünyada iken kendi elleriniz le yapmış olduğunuzun karşılığıdır. YOKSA ALLAH, KULLARINA ZULMETMEZ .” (Diyanet meali

Böylece bu dünyadaki imtihanımızın asıl amacı, çok daha açık ortaya çıkıyor. Allah bizleri imtihan ederken, hangimizi n bu dünyada daha güzel işler yapıp, yapmadığımızı sınadığını söylüyor. Bunu yapması içinde Allah, tüm kullarını eşit şartlarda, eşit koşullarda imtihan etmesi gerekir. YANİ HERKES GÜCÜNE, KAPASİTESİNE GÖRE İMTİHAN OLUR. İkinci ayet aslında, bu dünyada başımıza gelen musibetle rin, kendi ellerimiz le bizzat kendimizi n yaptıklarının karşılığı olduğunu söylüyor. Yani Allah diyor ki, başınıza gelen büyük acıları, sakatlıkları benim üstüme atıp, Allah böyle istemiş demeyin diyor. Çünkü bu acı, keder benim takdirim değil, senin yaptıklarının sonucudur . Bakın Allah kullarını, bu konuda nasıl uyarıyor bir başka ayetinde.

Müminun 62: Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. ONLAR ZULME, HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZLAR. (Diyanet meali)
Allah hiçbir kulumu, haksız bir şekilde zulme uğratmam diyor. O zaman başımıza gelen çok üzücü olayların sorumluluğunu, Allah ın üzerine atmak yerine, bu acının nedenleri ni kendimizd e aramalıyız. DEMEK Kİ ALLAH YAPTIĞI İMTİHANI, KULUNUN GÜCÜNE GÖRE YAPTIĞI ANLAŞILIYOR. Allah kendi kaderimiz i, imtihanımızı bizzat bizlere bıraktığını söyler. Konuyla ilgili ayete bakalım.

İsra 13: HER İNSANIN AMELİNİ BOYNUNA DOLADIK YANİ MAHŞERE AMELLERİ BOYNUNA TAKILI OLARAK GELECEKTİR. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, her insan kaderini, imtihanını kendisi yaşar ve bu yaşadıkları da hesap günü önüne getiriler ek kararları verilir diyor. Bizler bu dünyadaki imtihanımızı, bazen öyle yanlış şeylerle bağdaştırıyoruz ki, kendi yanlışlarımızı, hatalarımızı adeta örterek, gizleyere k ortaya çıkmış üzücü acı olayları, Allah ın üzerine atıyoruz ve diyoruz ki, Allah ın takdiri böyleymiş. Allah ın adaletine adeta saygısızlık yapıyoruz. Tekrar hatırlatmak istiyorum, ALLAH IN İMTİHANI İNANIN ÇOK KOLAY, YETER Kİ İMTİHANIN KURALLARI NI BİLELİM VE FARKLI KONULARI, İMTİHANIMIZ GİBİ GÖSTERMEYELİM. Bakın Allah nelerden ve nasıl imtihan ettiğini söylüyor.

Enfal 28: Biliniz ki, MALLARINI Z VE ÇOCUKLARINIZ BİRER İMTİHAN SEBEBİDİR ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır. (Diyanet vakfı meali)

Enbiya 35: Her nefis ölümü tadacaktır. SİZİ BİR İMTİHAN OLARAK HAYIR İLE DE ŞER İLE DE DENİYORUZ. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Diyanet meali)

Bakara 155: Andolsun ki sizi BİRAZ KORKU VE AÇLIKLA, BİR DE MALLAR, CANLAR VE ÜRÜNLERDEN EKSİLTEREK DENERİZ. SABREDENL ERİ MÜJDELE. (Diyanet meali)

Ankebut 2–3: İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederl er. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihanda n geçirmişizdir. ELBETTE ALLAH, DOĞRULARI ORTAYA ÇIKARACAK, YALANCILA RI DA MUTLAKA ORTAYA KOYACAKTI R. (Diyanet meali)

Bu ayetlere baktığınızda, Allah bizleri nelerle imtihan ettiğini çok açık söylüyor, bizlere bildiriyo r. Dikkat ettiyseni z, asla imtihanımızı Allah çok büyük kalıcı, süreklilik arz eden imtihanla rdan geçirmiyor. Aklımızın başına gelmesini ve doğruya yönelmemiz için imtihanda n geçirdiği anlaşılıyor. Dikkat ederseniz mallarımızla, çocuklarımızla Allah bizleri imtihan ediyor. Peki, bu imtihan, nasıl bir imtihan olabilir? Enbiya 35. ayette bunu açıklıyor. Hayırla da olur, şerle de. Yani hayırlı evlat ya da hayırsız evlat vererek deneye bilir. Mallarımızdan eksiltere k, bizleri sınaya bilir. Onu da Bakara 155. ayette söylüyor, mallarınızı eksiltere k, sizleri korkutabi liriz diyor. Acaba kulum bu durumda ne yapacak? İŞTE ALLAH IN İMTİHANI BÖYLE OLUYOR. SABREDERE K, ZOR ANIMIZDA BİLE ALLAH DAN UMUT KESMEYERE K.

Ankebut 2 ve 3. ayetlerde, imtihansız inandık demekle bırakılmayacağımızı, bilmemizi Allah söylüyor. Ayetin sonunda ise, tüm gerçekler ortaya dökülerek, sabırla Allah dan umudunu kesmeyenl er ile kendi nefsine uyanları ayırıp, ortaya çıkaracağının hükmünü veriyor. Bu konuda bir başka örnek vermek istiyorum .

Enam 165: Sizi yeryüzünde iktidar sahipleri yapan O'dur. VERDİĞİ NİMETLERLE SİZİ DENEMEK İÇİN KİMİNİZİ KİMİNİZDEN DERECELER LE ÜSTÜN KILAN DA O'DUR. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, çok bağışlayandır; çok merhamet edendir ( Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayete çok farklı anlamlar verip, Allah aranızdan bazılarınızı çok farklı yaratmış, yani bazılarınızı güzel, bazılarınızı çirkin, bazılarınızı erkek, bazılarınızı kadın yaratarak üstün kılmıştır şeklinde izah edenlere rastlarız. Buna benzer şeyleri söyleyen, Allah ın bizleri nasıl bir imtihanda n geçirdiğini anlayamay anlardır.

Bu dünyadaki imtihanımız ne güzelliklerimizden, nede kadın ya da erkek oluşumuzdan elbette değildir. İmtihan takvamızdadır. Birbirimi zden malca, ya da zenginlik fakirlik yönüyle farklı olabiliri z. Makam mevki yönünden de farkımız olabilir. Tüm bunlar ve buna benzer şeyler, bir imtihan vesilesid ir. İmtihan konusunu, daha doğru anlayabil memiz için, bir örnek daha vermek istiyorum .

Araf 168: Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerd i; bazıları ise böyle değildi. İYİ OLMAYANLA RI, YANLIŞLARINDAN BELKİ DÖNERLER DİYE, İYİLİK VE KÖTÜLÜKLERLE İMTİHAN ETTİK. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bakın ayet, imtihan konusunu ne kadar güzel açıklıyor. İMTİHANDAKİ ASIL AMAÇ, ALLAH IN KULLARINI DOĞRUYA, GÜZELE YÖNELTMEK, YANİ KENDİLERİNE GETİRMEK İÇİN OLDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILIYOR. Allah kullarını hemen terk etmiyor, şefkatle sabırla doğruya yöneltmek için çaba harcıyor.

Kur’an Hz. Eyüp peygamber in kıssasından örnek verir. Başına birçok dertler, yokluk, hastalık gelen Hz. Eyüp, asla Allah a karşı saygısını, umudunu yitirmeyi p isyan etmemiş, sabırla zorluklar la mücadele ederek, Allah a duasını eksik etmeyip, Allah dan yardım istemiştir. Sabrıyla Allah ın imtihanından geçen Hz. Eyüp, bizlere imtihanın ne olduğu gerçeğini çok güzel anlatmakt adır. Hatırlatmak isterim, Allah Eyüp kuluna hastalık ve yokluk vererek imtihan ettiğini söylemiyor. Eyüp peygamber imiz karşılaştığı zorluklar karşısında yılmadan mücadele ediyor. Allah sırf imtihan içinde bunları yapabilir, zorluklar a karşı tavrımızı sınayabilir. Allah sonunda, Hz. Eyüp ün dualarına karşılık vermiş ve misliyle yardıma koşmuştur.

Bu dünyada imtihan olduğumuz gerçeğini doğru anlayabil memiz için, bir ayette geçen çok önemli bir noktayı da hatırlatmak istiyorum . Bakara 216. ayette Allah, “OLUR Kİ HOŞUNUZA GİTMEYEN BİR ŞEY, SİZİN İÇİN HAYIRLIDI R VE OLUR Kİ, SEVDİĞİNİZ ŞEYDE SİZİN BİR ŞERDİR, ALLAH BİLİR DE SİZ BİLMEZSİNİZ” diye bizleri uyarır. Aslında bu ayetten alacağımız çok dersler vardır. Yine İnşirah suresi 5 ve 6. ayetlerde Allah, bizlere adeta moral verircesi ne, “ELBETTE ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR, ZORLUĞUN YANINDA KOLAYLIK VARDIR” diyerek, zorluklar la bizlerin mücadele etmesini, asla pes etmememiz gerektiği örneğini verir.

Allah bu dünyada bizleri özgür bırakmış ve bizlerin yaptığı olaylara ilk etapta müdahale etmeyerek, bizleri imtihan etmektedi r. Elbette daha sonra gerektiğinde müdahale etiğinde bile, bizler bunu fark edemiyoru z. Hiç birimiz bunu Allah yaptı demeyiz. Mutlaka bir neden bir sebep ile ilişkilendiririz. HATTA KENDİ NEFSİMİZDE, ÖYLE BİR KELİME YARATMIŞIZDIR Kİ, OLAYLAR KARŞISINDA ŞANSIMIZ BÖYLEYMİŞ DİYEREK, ALLAH I DEVREDEN BİZZAT KENDİMİZ ÇIKARTIRIZ. Hâlbuki şans diye bir şey yoktur.

Tekrar hatırlatmam gerekirse, Allah ın bizleri yaptığı imtihan ile lütfen kendi yanlışlarımızın sonucu başımıza gelen musibetle ri, yani üzücü hadiseler i karıştırmayalım. Bizlerin yapmadığı, bir başkasının neden olduğu acı gerçekleri de, lütfen bu Allah ın takdiriym iş diyerek, Allah a nispet etmeyelim . Buna benzer olayları, araştırıp suçluları bulup cezalandırılmasını sağlayalım. Ama asla Allah dan umut kesmeden, onun yardımını isteyelim ve Yaradan a her halimizle bağlılığımızı belirteli m. Bu olayın sonunda, gerçeklerle yüz yüze kaldığımızda, ALLAH TARAFINDA N SINANACAĞIMIZI UNUTMAYAL IM. ÇÜNKÜ ALLAH HER ANIMIZLA BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR. Her acının, her kederin sonunda, örnek kıssalarda olduğu gibi, Allah aklımıza bile gelmeyece k bir mutluluğu, huzuru bizlere vereceğinin bilincind e olalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/



6
Hikayeler / Kardeş Ali - İyilik Timsali
« Son İleti Gönderen: Serdar102 30 Ocak 2018, 20:23:03 »


Eski zamanlard an birinde Ali adında bir genç yaşarmış. Doğduğundan beri köyünden dışarı çıkmamış. Duyduğu, gördüğü, bildiği hep köyüne ait şeylermiş. Kendisi başkalarının işine karışmaz, kimse hakkında kötü söz söylemez, babadan kalma tarlayı anasıyla birlikte ekip biçer, karınca kararınca geçinip giderlerm iş. Köy arazisini n yarıdan fazlasının sahibi çok zengin iki kişiymiş. Bu iki köy ağası köyde yaşayanların üç gruba ayrılmalarına neden olmuşlar. İlk iki grup bu ağaların tarlalarında çalışan işçilermiş. Köy ağalarından birisi kendi işçilerini diğer ağadan saklar, fakat diğer ağanın işçilerini kendi tarafına çekmek için yoğun çaba sarf edermiş. Durup dururken karşı tarafın bir işçisi hakkında söylenti uydurur, bu söylentinin ağanın kulağına gitmesini sağlar, ağa ile işçisinin arasının açılmasına sebep olurmuş. Ağa taşın karşı taraftan atıldığını, söylentinin asılsız olduğunu bildiği halde karşı taraf taşı öyle bir gediğine koyarmış ki yine de şüphelenmesine engel olamazmış.

Üçüncü grup ise, kendileri ne ait tarlaları bulunan, geçimlerini buralarda n temin eden bağımsızlarmış. İki ağa bağımsız olanları da kendi taraflarına çekmek için uğraşırlar, bağımsızların kendi aralarında bölünmelerine sebep olurlarmış. Sadece Ali ve anası ile uğraşan olmazmış. Köy halkı Ali’yi iyilik timsali olarak görürmüş. Bu yüzden onu çocukluğundan beri Kardeş Ali diye çağırırlarmış. Kardeş Ali köy halkının birbirini çekiştirmesine, komşuların gürültülerine, kavgalarına istemeyer ek kulak misafiri olur, sen haklısın, sen haksızsın diye hiç kimse için fikir ileri sürmez, yorum yapmazmış. Yalnız kaldığı zamanlar düşüncelere dalar, “ Bu kavgalar, bu anlaşmazlıklar neden oluyor? Neden birbirler ini çekemez bu insanlar? Kavgasız yaşamak daha kolay değil mi? Anlaşsalar, anlayışla karşılasalar küçücük hataları. İncir çekirdeğini doldurmay acak şeyler için kalp kırmasalar, gönüllerini hoş tutsalar, üzmeseler başkalarını “ dermiş kendi kendine. Ararmış bu soruların cevabını. İstermiş bu durumu bütün açıklığıyla kendisine anlatabil ecek birisi olsun. Belki o zaman üzüntüsü biraz hafifler, iyilikler le dolu yüreği huzur bulurmuş.

Günün birinde köye bir satıcı gelmiş. Bu satıcı “ İyilik İlacı “ satarmış. Köylülerin çoğunluğu birer tane iyilik ilacı satın almışlar. Kardeş Ali “ Ben zaten kötü birisi değilim ” diye düşünüp almamış. Aradan üç hafta geçmiş. Kardeş Ali bir sabah evinden çıkıp tarlaya giderken yolda iki köylüye rastlamış. Köylüler, selam verip konuşarak, gülüşerek geçip gitmişler. Kardeş Ali ağzı bir karış açık arkalarından bakakalmış. Kendi kendine: “ Ya bu ne iştir? Bunlar yıllardır birbirler ine yapmadıklarını bırakmamışlardı. Daha geçen hafta köy meydanında yumruk yumruğa kavga etmişler, altı kişi zor ayırmıştık. Kavgayı sona erdireyim derken, enseme bir yumruk yemiştim. Şu hallerini gören bunları yirmi yıllık dost sanacak. Vay be, gel de şaşırma!..” diyerek gülmüş. Daha sonraki günlerde tanık olduğu olaylar şaşkınlığının daha da artmasına sebep olmuş Kardeş Ali’nin. Köyün sahibi olan iki ağanın işçilerini tarlalard a birlikte çalışırken görüyor, bu yakınlaşmanın, köydeki düşmanlıkların yavaş yavaş ortadan silinmesi nin anlamını bir türlü anlayamıyormuş. Hele hele köy halkını üç gruba ayıran, birbirler ini günahları kadar sevmeyen iki köy ağasını kol kola girmişler, konuşarak giderken görünce şaşkınlığı doruğa çıkmış. Kimselere de soramamış: “ Siz on gün önceye kadar birbirini zin adını bile anmazdınız. Nasıl oluyor da şimdi beraber çalışıyor, beraber geziyorsu nuz diye. Sonra ya derlerse bana, bak Kardeş Ali, biz evvelden düşmanmışız, şimdi dost olmuşuz, bunun sana ne zararı var? Yoksa sen bizim dost olmamızı istemiyor musun? diye. Ben onlara nasıl cevap veririm? “ Bundan dolayı çaresiz kalmış, içi içini yemeye başlamış.

Düşünmeden sorulara cevap bulunmaz derler. Kardeş Ali’de düşüne düşüne sorularını kendisi cevaplamış. Her şeyin sebebinin iyilik ilacı olduğunda karar kılmış. İyilik ilacını sırrını satıcı açıklayabilir demiş. Ertesi gün satıcıyı köy kahvesind e çay içerken görmüş. Yanına oturmuş, şuradan buradan konuşmuşlar. Daha sonra dışarıya çıkmışlar, dolaşmışlar, yorulmuşlar. Dinlenmek için bir ağacın altına oturmuşlar.

Kardeş Ali:

“ Bizim köye kırk gün önce geldiniz. Bu kırk gün içinde çok kişiye iyilik ilacı sattınız. Yılardır köyde süregelen kavgalar, anlaşmazlıklar, taraf tutmalar şu anda sona ermiş bulunuyor . Bu iyilik ilacının sırrı nedir? Nasıl oluyor da bir köy halkını iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe doğru peşinden sürüklüyor? “ diye sormuş. Satıcı, Kardeş Ali’nin söylediklerini gülümseyerek, dikkatle dinlemiş, sonra konuşmaya başlamış:

“ İnsanoğlu doğduğu anda bir başkası için kötülük düşünemeyecek kadar saf ve temiz aslında zavallı bir canlıdır. Annesinin geniş ilgi ve özeniyle diğer canlılara göre oldukça zor ve yavaş büyür, gelişir. Melek gibi bir kalbi vardır. Ailesi içinde ve yakın çevresinde ne görüyorsa gördüklerini, ne duyuyorsa duyduklarını aynen tekrarlar . Tekrar ederken de bir şeyler öğrenir. Öğrendikleri doğru veya yanlış olabilir. Doğru iyiyi ve güzeli, yanlış kötüyü ve çirkini oluşturur. Önemli olan, doğru ile yanlışı birbirind en ayırabilmektir. Çocuk büyüdükçe bunun farkına varmaya başlar. Bazı davranışlarının doğru olmadığını bile bile nedenini kendisini n bile anlayamadığı bir umursamaz lıkla uygulamay a başlar. İşte bu sıralarda çocuğun kendisini bilerek, hatasını anlayarak vazgeçmesi veya büyükleri tarafından hataları güzellikle anlatılarak vazgeçirilmesi gerekir. Eğer çocuğun büyükleri ve yakınları da hatalar, yanlışlıklar içindeyse, birbirler ine ve başkalarına davranışları sevecen değilse nasihatle r on para etmez. Çocuk bana bunu yapma diyorlar ama benim yaptıklarım onlarınkinin yanında hiç kalır der ve bu da kalbine atılan kötülük tohumlarının hızlı bir şekilde çimlenip büyümesine, fidan haline dönüşmesine olanak hazırlar. Yani yıllar geçtikçe kötülük yapma eğilimi hızlanarak artacaktır. Sizin köydeki duruma gelince: Burada bulunan zengin iki köy ağası köylüler arasındaki kavgaların gereğinden fazla artmasına neden olmuşlar. Köyünüze ilk geldiğimde konuştuğum birkaç kişi bu durumun sona ermesini candan istiyorla rdı. Hiç kimseye hiçbir şey kazandırmayan kavgadan, gürültüden bıkmışlardı. Bundan dolayı birer tane iyilik ilacı aldılar. Köy ağalarının aralarını bulup barıştırmam iyilik ilacının etkisini fazlalaştırdı. İyilik ilacı, kayısı suyu ve şekerle hazırlanmış bir çeşit şerbettir. İyilik ilacının sırrı içeriğinde değil, insanlara iyiliğin hatırlatılmasında gizlidir. “

Kardeş Ali ne zamandır kafasını kurcalaya n soruların cevaplandığını gördükçe çok mutlu olmuş. Satıcı son cümlesini bitirince şöyle bir soru sormuş: “ İnsanlar arasındaki bu kısır çekişmeler bir gün bitecek mi, böyle bir ihtimal var mı? “ Bunun üzerine satıcı: “ Aradan yüzyıllar geçse bile, insanlar, toplumlar, uygarlıklar ne kadar değişse bile yine insan insanlığını gösterecek tartışmalar, anlaşmazlıklar, kavgalar hiçbir zaman sona ermeyecek tir “ diyerek sorunun cevabını vermiş. Satıcının bu cevabından sonra derin bir sessizlik olmuş. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra Kardeş Ali’nin son bir soru sormaya hazırlandığını fark eden satıcı:

“ Dur Kardeş Ali. Şimdi senin bana sormak istediğin soruyu kendi kendime sormama izin ver. Madem olumsuz olacak bu işin sonu bunca çaban niye? İyilik ilacı niye? Benim çabalarım: 1- Zaman içinde gitgide artmakta olan kötü davranışlara ve kötü insanlara karşı iyilik kalesini takviye etmek, iyilik yapanların ve iyi insanların çoğalmasını sağlamak.
2- Köy, kasaba, şehir gibi yerleşim birimleri nde yaşamakta olan insanlara iyilik, güzellik diye bir şeylerin var olduğunu hatırlatıp doğru yolu bulmalarına yardımcı olmak şeklinde özetlenebilir “ dedikten sonra kafasını kaldırmış, etrafına bakınmış: “ Eee.. Kardeş Ali! Farkında mısın bilmem, hava kararmaya başladı. Yavaş yavaş kalkalım istersen “ demiş satıcı ve Kardeş Ali ile birlikte köye doğru yola koyulmuşlar.

Satıcı o akşam Kardeş Ali’lerin evinde misafir kalmış. Yemekten sonra satıcı iyilik ilacı satma görevinin kendinden bir önceki satıcı olan hocası Mahir Bey tarafından bundan on sekiz yıl önce verildiğini, o zamanlar yirmi iki yaşında olduğunu söylemiş. İnsanlara iyilik öğretmekle geçen on iki yıl süresince pek çok gerçekten iyi insana rastladığını, fakat bunları kusursuz bulmadığı için güvenemediğini anlatmış. Satıcı: “ İyilik ilacının sırrını sadece sana anlattım Kardeş Ali, sadece sana inandım, sadece sana güvendim. Benden sonrası için bu görevi sana bırakmak istiyorum “ deyince Kardeş Ali bu teklifi kabul etmiş. Satıcının kendi tecrübelerine dayanarak yazmış olduğu “ İnsanlara İyilik Nasıl Öğretilir “ adlı kitabı ve atlı bir araba alabilmes i için satıcının verdiği parayı almış. Zamanı gelince, köyünden ayrılıp iyilik ilacı satmaya başlayacağına söz vermiş.

Satıcı bu köyde on beş gün daha kalmış. Köyde yaşayanlara iyi insan olmanın faziletle rini anlatmış. Yaptığı iyilik aşısının tuttuğuna iyice inandıktan sonra herkesle teker teker vedalaşıp iki atın çektiği arabasına binmiş ve köylüler kendisini davul-zurna çalarak, oyunlar oynayarak yolcu etmişler. Satıcı köyden iyice uzaklaşınca düşüncelere dalmış. “ Hocamdan ayrıldıktan yıllar sonra köyün birine iyilik ilacı satmak için gitmiştim. Köye benden birkaç gün önce gelmiş olan hocamla karşılaşmıştım. Hocam bana, geç kaldın Yakup. O iyilik ilaçlarını kendin iç, demişti gülerek ve beni sevinçle kucaklamıştı. Kim bilir, belki ben de Kardeş Ali ile bir yerlerde karşılaşırım, kim bilir? “

SON



Yazan: Serdar Yıldırım

7
Bizler Kur’an ı, onun ayetlerin i doğru anlamak istiyorsa k, mutlaka Allah ın tavsiye ettiği yöntemi kullanmamız gerekir. Eğer Kur’an ın önerdiği yöntemin dışına çıkarsak, Allah ın uyarılarını ve bizlerden istedikle rini, yani bizlere tebliğini, asla doğru anlayamayız. İSLAM İNANCI ÖYLE YANLIŞ BİLGİLERLE KARIŞTIRILARAK YOĞRULMUŞ Kİ,  BU KARIŞIMIN ALLAH IN İSTEDİĞİ DOĞRULTUDA MAYA TUTMASI DA MÜMKÜN OLMUYOR. Böyle olunca da, İslam toplumları huzuru, Allah ın doğru yolunu bulamıyor.

Önce şunu asla unutmamalıyız. Allah yemin ederek, bu kitabı bizler için kolaylaştırdığını söylüyorsa, aklı başında bir insan, Kur’an ı anladığı dilde okuyup ayetler üzerinde düşündüğünde, Allah ın tebliğini anlamaması mümkün değildir. Çünkü Allah kulunun anlayamay acağı bir bilgiden, kitaptan sizce sorumlu tutar mı?  Elbette tutmaz. O zaman Kur’an ın ayetlerin i anlamaya çalışırken, Kur’an ın dışından, hiç kimsenin sözlerinin etkisinde kalmadan anlamaya çalışmalıyız. ÇÜNKÜ TEK REHBER, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAP YALNIZ KUR’AN DIR.

Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan MUHKEM ayetlerin, açık seçik ve nice örneklerle açıkladığını bizlere bildiriyo r Kur’an da. Bunun nedenini açıklarken de, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, nice örneklerle sizlere açıkladık örneğini veriyor. Eğer bizler ayetleri okuduğumuzda tam anlayamıyoruz, ama bir başkasının açıklamalı kitaplarını okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz dersek, Allah ın nuruna saygısızlık yapmış oluruz. Okuduğumuz kitapların, ayetleri doğru anlattığından ne kadar emin olabiliri z? Hâşâ Allah ın anlatamadığını, birilerim i başarıyor?

Allah ayetlerin de, bizler anlayabil memiz için, ayetlerde dolaylı hükümler vermediğini, ben bu konuyu anlayamadım demesinle r diye de, başka ayetlerde örnekler verip, o konuyu farklı örneklerle açıkladığını bildiriyo r bizlere. Buradan çok net şunu anlıyoruz. Allah bir emir vermişse, onu dolaylı ya da çok az kişilerin anlayabil eceği şekilde değil, MUHKEM yani şüphe duyulmaya cak, tartışmaya meyledilm eyecek kadar açık, hükümlerini bizlere bildirdiğini belirtiyo r.

Bu durumda bizlerin işi, sizce çok daha kolay değil mi? Elbette kolay, ama bu gerçeği önce Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek anlamalı öğrenmeliyiz ki, bu gerçeğin farkında olabileli m. Bizlerin ne yazık ki Kur’an ile bağımız kesilmiş, kafamız üzülerek söylemek zorundayım, Kur’an ın asla bahsetmed iği rivayetle rle doldurulm uş, kafalar karışmış durumda. YANİ HAKLA BATILI, AYIRAMAZ OLMUŞUZ. Önce bizler kafamızdaki bu karmaşayı çözmeliyiz ve emin olmadığımız bilgilerd en, Kur’an ın onaylamadığı inançlardan kurtulmalıyız, uzaklaşmalıyız.

Tekrar hatırlatmak istiyorum, bu konu çok önemli. Allah bizlerin sorumlu olduğu dinin anası, temeli olan tüm ayetlerin MUHKEM yani açık, anlaşılır olduğunu söylüyorsa, bizlere Kur’an ın açıkça bahsetmed iği konularda, bunlarda Allah ın emri diyenlere karşı dikkatli olmalıyız. Yine dinden nemalanan bazı kişiler, Allah ın elçisinin de ismini kullanıp, bunlarda Peygamber imizin dinde hükümleridir deme gafletine düşüyorlar. Hâlbuki Allah çok açık ne diyor ve uyarıyordu hatırlayalım. “ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.”

Peygamber imizin adını kullanıp, ona iftira atanlar, ne yani peygamber imiz postacımıydı, dinde hüküm koyma yetkisi de mi yoktu, bu nasıl bir elçilik diyerek, toplumum peygamber sevgisini kullanıyorlar. Kur’an gerçekleri ile buluşan bir Müslüman elbette bunlara inanmıyor, çünkü Allah ın elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu biliyor ve diyor ki böyle söyleyenlere; NE YANİ ALLAH IN ELÇİSİ, DİNDE ALLAH IN ORTAĞIMIYDI. Allah elçisine verdiği yetki ve sorumlulu klardan birkaç örnek vermek istiyorum .

PEYGAMBER E DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILA R OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56)

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40)

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYI M. (Ahkaf 9 )

Tüm bu gerçeklere vakıf olan bir Müslüman, Kur’an ın açıkça söylemediği, izah etmediği örneğini bile vermediği hiçbir söze inanmaz. Birkaç örnek vermek istiyorum . Kur’an da asla hiçbir ayette, KADIN SAÇLARINI ÖRTMELİDİR DİYE ALLAH BİR EMİR VERMEMİŞTİR. Bizler eğer ayetlerde geçen kelimeler e farklı anlamlar verip, aslında burada dolaylı emir var, ya da zaten o günkü toplumun başı kapalıydı şeklinde ayetlerde n hükümler çıkarmaya çalışırsak, asla gerçeklerin değil, ataların ya da beşerin fıkıh inancını din diye yaşamaya devam etmiş oluruz. Bizlerin üzerinde duracağı ve soracağı tek bir soru var bu konuda. BANA LÜTFEN KUR’AN DAN, ALLAH IN BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNDA Kİ, MUHKEM EMRİNİ GÖSTERİN. Gösteremiyorlarsa, bu inanç bu emir, asla Allah ın emri değildir.

Bu konuyla ilgili, önemli gördüğüm bir örnek vermek istiyorum . Bir arkadaşım, Nur suresi 31. ayet ile ilgili yazdığım makaleme cevap vermiş ve şöyle demiş. “Siz ayetler konusunda, başkasının zanlarını eleştirirken, kendi zanlarınızı dayatıyorsunuz.” Çok doğru söylemiş. Çünkü ben Allah ın emrettiği gibi, ayetler üzerinde Kur’an bütünlüğünde düşünüp, aklımı kullandığımda, kendi zanlarımı yani doğru olduğunu düşündüğüm sonuçları yazıyorum. Bu düşünceme uyanları da, asla reddetmem mümkün değildir. Uymayanla rı da kabul etmem düşünülemez. Buda benim zannımdır elbette. Bu dünyada imtihan, işte böyle bir şey. BU ZANNIN DOĞRULUĞUNUN ÖLÇÜSÜ ÖNEMLİDİR. ÖLÇÜSÜ DE KUR’AN DIR. ÇÜNKÜ ZAN DOĞRU OLMAYABİLİR KONTROLE, DENETİME MUHTAÇTIR.

HİÇBİR ZAN, DİNDE HÜKÜM KOYAMAZ. Yani bizler ayetler üzerinde düşündüğümüzde, var olmayan, açıklanmayan, açıkça verilmemiş bir hükmü ortaya çıkartamayız. EĞER BUNU YAPARSAK, KENDİ ZANLARIMI ZIN ESİRİ OLURUZ. Nefsimizd e yarattığımız kuralları, hükümleri yani zanları dinin içinde zannederi z. Başörtüsü konusunda da, ne yazık ki bu yanlış yapılıyor. Allah asla kadın saçlarını örtmelidir diye bir hüküm vermediği halde, ayetlerde geçen kelimeler e öyle anlamlar veriyor ve kendi zanlarımızın esiri oluyoruz ki, adeta Kur’an a şirk koşan hükümler çıkartıyoruz ortaya. Tekrar hatırlatmak istiyorum . BİZLERİN ZANLARI, ASLA AÇIKÇA VERİLMEMİŞ BİR HÜKÜM ORTAYA ÇIKARTAMAZ. Zanlarımız ancak, açıkça verilen ayetleri anlamamızda fayda sağlayabilir. Çünkü Allah bizleri Kur’an dan imtihan ediyor. Birilerin in sözlerinden, ayetlerde n anladıklarından, yani zanlarından değil.

Ben makaleler imde kendi düşüncelerimle, yani kendi zanlarımla ayetleri anlamaya çalışırım ve derim ki, bu yazdıklarım benim ayetlerde n anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Hiçbir zaman, Allah ın açıkça söylemediği, bahsetmed iği bir sonuca varmam. ÇÜNKÜ HÜKÜM VERMEK, YALNIZ ALLAH A MAHSUSTUR . Bizlere düşen ayetleri, verilen hükümler doğrultusunda anlamak ve anlatmaktır.

Bir başka örnek verelim. Kadınların ay halinde, Kur’an okuyamaya cağı ya da ibadet edemeyeceği, oruç tutamayac ağı konusunda Allah hiçbir yasak getirmemiştir. Bakara 222. ayet de, kadın regli halindeyk en, cinsel ilişkiye girilmeme si konusunda n bahseder. Temizlend iğinde yani ay hali bittiğinde yapılmalıdır, açıklamasını yapar. Bu ayette geçen, temizlend iğinde sözüne öyle anlamlar vermişlerdir ki, asla Allah böyle bir hüküm vermemiştir. Demişler ki, kadın ay halinde kirlidir, cünüptür ibadet yapamaz, Kur’an okuyamaz, oruç tutamaz. İyide bu hükme bir kelimeden yola çıkarak nasıl varırsınız. İşte bu düşünceler kişilerin zanlarıdır, asla Allah ın hükmü değildir. Hani Kur’an da, sorumlu olduğumuz ayetler muhkemdi. Yani şüphe duyulmaya cak kadar açıktı. Nereden çıktı bu hükümler? Ne yazık ki bizler, Allah ın açık hükümlerine iman etmek yerine, beşerin yarattığı FIKIH inancının hükümlerine, kendi zanlarımıza iman ediyoruz.

Bir başka örnek verelim. Allah zina yapan kişinin nasıl cezalandırılması gerektiğini çok açık bildirmiştir Kur’an da. Bunca açık emir varken, hala zina yapan RECM edilmelid ir diyenlere inanırsanız, Kur’an a değil, Kur’an ın karşısına koydukları beşeri FIKIH inancına, kişilerin zanlarına uymuş, yani Kur’an a şirk koşmuş olursunuz .

Eğer bizler Müslüman’sak, Kur’an dan sorumlu olduğumuzun bilincind eysek, bizlere anlatılan her konuyu, Kur’an a sormalıyız, danışmalıyız. Kur’an a sorabilme miz içinde, ondan haberdar olmalıyız, yani önce Allah ın emirlerin i anlayarak ve düşünerek okumalıyız. ALLAH IN DİNİNE, TEK BİR PENCEREDE N BAKMALIYI Z. EĞER KENDİMİZE DİN ADINA FARKLI PENCERELE RDE AÇTIYSAK, KENDİ NEFİSLERİMİZDE, SANI DÜŞÜNCELERİMİZDE HÜKÜMLER YARATTIYS AK,  ALLAH IN ORTA YOLU İZLEYEN BİR ÜMMET OLUN, EMRİNİ ASLA YERİNE GETİREMEYİZ.

Hatırlayınız Allah ne diyordu ve uyarıyordu bizler? KUR’AN IN İPİNE SARILIN. Sizce bu emri veren Yaradan, başka kaynaklar a da sarılmamızı ister mi? Elbette mümkün değil. Allah ın elçisini hatırlayınız lütfen. Peygamber imiz ÜMMİYDİ. Yani hiçbir dine, inanca tabi değildi. Ama doğrunun ve gerçeklerin arayışı içindeydi. Onun içindir ki peygamber imizin, din hakkında bilgisi yalnız Kur’an dı. Din adına istifade ettiği başka bir kaynağı yoktu.

Eğer Allah ın elçisinin yolundan gitmek istiyorsa k, yalnız Kur’an a ve onun apaçık MUHKEM ayetlerin e/sözlerine uymalıyız. Çünkü Peygamber imiz yalnız Kur’an a uymuştu. Kur’an ın açık bir şekilde bildirmed iği hiçbir bilgi, hüküm Allah ın emri değildir. Lütfen bu gerçeğin artık farkında olalım ve rivayetle rin, sanı inançların takipçisi olmayalım.

Son olarak tekrar etmek istiyorum . Allah bizlerin sorumlu olduğu emirlerin i, asla dolaylı vermemiş, MUHKEM bir şekilde, yani şüpheye düşülmeyecek kadar, birçok örneklerle açıkladık ki, sizleri Allah ile aldatanla r olmasın demiştir. BİZLERE DÜŞEN, DİN ADINA KONUŞANLARIN ÖNE SÜRDÜKLERİ DÜŞÜNCE, VE İNANÇLARININ AÇIK KANITLARI NI, KUR’AN DAN DELİL OLARAK İSTEYELİM. Açıkça kanıt gösteremeyip, aslında bu ayette geçen bu kelimeyle Allah, bunu ya da şunu kast ediyor, sen anlayamaz sın diyorlars a, böyle insanlar kendi nefisleri ni, batıl inançlarını, Allah ın ayetleri üstünden aklamaya çalışanlardır, bunların tuzaklarına düşmeyelim. Unutmayalım Allah Bakara 111. ayetinde, Allah ın gönderdiği kitap ile konuşmayanlara, emin olmayan kaynaklar dan konuşanlara, Allah bakın nasıl bir soru ile cevap verin diyor. “EĞER GERÇEKTEN DOĞRU SÖYLÜYORSANIZ, DELİLİNİZİ GETİRİNİZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

8
İSLAMİ BİLGİLER / Kısas Nedir? Bakara 178-179. İsra 33. Maide 45. Ayetler.
« Son İleti Gönderen: halukgta 19 Ocak 2018, 15:01:08 »
Bugün sizleri, Bakara suresi 178–179. ayetler üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum . Allah Kur’an da öyle kurallar, kanunlar koymuştur ki, bizler toplum olarak yaşarken, bir düzen ve adalet sağlansın. Yazdığım ayetler, günümüzde çok farklı şekillerde anlaşılmış, farklı yorumlar yapılmıştır. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim.

Bakara 178–179: Ey iman edenler! ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINDI. HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN. Bununla beraber kim öldürülenin velisi tarafından bağışlanırsa, artık o zaman örfe uymak ve öldürülenin velisine güzellikle diyet ödemek gerekir. BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR. Kim bundan sonra zulüm yapmaya kalkışırsa, ona acı bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR. Umulur ki sakınırsınız. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayetin ilk cümlesinde Allah, bakın iman edenlere ne diyor. ÖLDÜRÜLENLER HAKKINDA SİZE KISAS FARZ KILINMIŞTIR. Farz kılınmıştır emri, bizlerin önemseyerek dikkatle uymamız gereken, üzerimize yüklenmiş bir emirdir, görevdir. Önce kısas kelimesi ile Allah bizlere, neyi emretmiş onu doğru anlamalıyız ki, farz olan emri yerine getirebil elim. Kısası eğer araştırmadan, bir suçlunun işlediği suçun aynısı ile cezalandırma diye basitçe anlarsak, olayın özüne inmezsek, Allah ın bizlerden istediği farz emrini gereği gibi anlamamış oluruz. Verilen emri, doğru yerine getiremey iz.

Peki, Allah kısas uyarısından neyi kast ediyor? Ayette tüm iman edenlere yapılan uyarıda, İŞLENEN SUÇUN DENGİYLE, ÖLÇÜSÜNCE, ADALETLE, HAKKANİYETLE CEZANIN VERİLMESİ EMREDİLMİŞTİR. Kısas asla intikam duyguları değildir. Bazı kişilerin söylediği gibi kana kan ise hiç değildir. Bu sözler, düşünceler Kur’an ın anlayışına, adaletine asla uymaz.

AYETİN DEVAMINDA, HÜRE HÜR, KÖLEYE KÖLE, KADINA KADIN DİYE GEÇEN SÖZLER VAR. Bu sözlerle Allah, neyi kast ediyor olabilir? Bazı kişiler bu sözleri şöyle anlamışlar. Ailesinde n, kavminden özgür bir kişiyi haksız yere öldürmüşse karşı toplumdan birisi, onların içindende özgür bir kişinin canını alıp, kısas etme, öldürme hakkı vardır. Ölen köleyse, karşı toplumdan bir kölenin ölümü istenebil ir, şeklinde açıklama yapanları duyarız. Tüm bu düşünceler, Allah ın adaletine, Kur’an anlayışına aykırıdır. Hiç kimse, bir başkasının suçunun cezasını çekemez, herkes kendi yaptıklarından sorumludu r.

Peki, burada sayılanlar ne anlama geliyor. Bildiğiniz gibi, cahiliye döneminde özgür bir erkek, köle öldürmüşse haksız yere, çok fazla sorun teşkil etmiyor, kendi aralarında ceza almadan sorunu çözebiliyorlarmış. Yine özgür olduğu halde, bir kadının haksız yere öldürülmesi, bir erkeğin öldürülmesinde verilen tepki gibi olmuyor, bu konu bir şekilde aralarında halledile biliyormu ş. Allah bu konuya çok net ve kesin bir çözüm getirerek, HER KİM OLURSA OLSUN, İSTER HÜR, İSTER KÖLE, İSTER KADIN, BİR KİŞİYİ ÖLDÜRÜRSE, MUTLAKA AYRIM YAPILMADA N KISAS UYGULANIR DİYOR ALLAH.

Devamında ise öyle bir kolaylık getiriyor ki, bu ayetiyle ölüm tek çare değil, sorunlarınızı aranızda çözmeye çalışın, düşmanlık değil dostluk önemlidir, nefsinize hâkim olun, olayı iyice araştırın anlayışını, düşüncesini adeta bizlere aşılamaya çalışıyor ve bakın ne diyor. Tüm bunlardan sonra, ölenin yakını tarafından kısas bağışlanırsa, ölenin yakınlarına diyet yani maddi bir karşılık vermesi gerekir açıklaması yapılıyor.

Şimdide bu konu üzerinde düşünelim, çünkü bazı kardeşlerimiz şöyle düşünebilir. Zengin parayı bastırdı mı cezadan kurtulur. Hayır, cezadan kurtulmuy or, yalnız kısas uygulanmıyor. Yani yalnız ölümden kurtuluyo r. Ayetin devamında bu konuya açıklama getiriyor ve ne diyor?” BU, RABBİNİZDEN BİR HAFİFLETME VE RAHMETTİR” Demek ki ceza iptal olmuyor, hafiflemiş oluyor.

Gelelim ayetin, son kısmında yapılan uyarıya. Bakın ne diyor Allah. “KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR.” Gerçektende kısasta bizler için hayat var ama kısasın ne olduğunu doğru anlayabil irsek. Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı dediğinde, Allah aslında şunu söylüyor bizlere. ÖLDÜRENİN, NEDEN KARŞISINDAKİ KİŞİYİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜN SEBEPLERİNİ, NEDENLERİNİ MUTLAKA ARAŞTIRIN. BUNU YAPTIĞINIZ TAKDİRDE, O KİŞİYE KARŞI BÖYLECE, ADALETLİ BİR KISAS UYGULAYABİLİRSİNİZ DİYOR. Onun içindir ki Allah, öldürme durumunda hafifleti ci nedenler olursa, onun ölümünü affetmenız, diyet karşılığı kısastan vazgeçmenız uygun olabilir diye bu açıklamayı yapıyor, kolaylık getiriyor . Bakın İsra suresi 33. ayetinde, bu konuya nasıl açıklama getiriyor .

İsra 33: Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayınız! BİR KİMSE HAKSIZ YERE ÖLDÜRÜLÜRSE, ONUN VELİSİNE YETKİ VERDİK. ANCAK BU VELİ KISASTA İLERİ GİTMESİN! Ona verdiğimiz yetkiyle, alacağı yardımı almıştır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Aslında bu ayet, Bakara suresi 178–179. ayetleri açıklıyor ve diyor ki, haklı bir sebep olmadıkça ki bunu diğer ayetlerin de de açıklıyor, örnek veriyor ve savaşta sizleri öldürmek için gelen düşmanların öldürülmesine izin veriyor. Haksız yere bir kişi öldürüldüğünde, velisine açıkladığımız ayette olduğu gibi yetki verildiğini söylüyor. Yani ölüm konusunda son kararı, ölen kişinin velisi vereceğini anlatıyor. BU VELİNİN DE KISASTA İLERİ GİTMEMESİ YANİ KONUYU İYİCE ARAŞTIRIP, DUYGULARI NIN ETKİSİNDE KALMADAN, ADALETLİ OLMASI GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIYOR . Kur’an bu kısas emrinin, daha önceki Ehli kitaba da tebliğ edildiğinden bahseder, ama onların bu hükmü unuttukla rını hatırlatır, Maide 45. ayette. Şimdide onu hatırlayalım.

Maide 45: O hak kitabında onlara, “CANA CAN, GÖZE GÖZ, BURUNA BURUN, KULAĞA KULAK, DİŞE DİŞ VE YARALARA KARŞILIK KISAS/ÖDEŞME” YAZDIK. Kim bunu bağışlar, kısas hakkından vazgeçerse o, kendisi için kefaret olur ve kimler Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse zalimler onlardır! (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayette de tek tek sayılanlar, cana can, göze göz, buruna burun örnekleri, daha önce söylediğimiz gibi, kısasın ne olduğunun inceliğini, açıklamasını, izahını yapıyor. Yani diyor ki Allah, kısası uygularke n titiz davranın, asla aşırıya kaçmayın. Size yapılanların ölçüsünce karşınızdakinin cezalandırılmasını isteyin. Yoksa bu ayetten senin canını almışsa sende ölümünü iste, gözünü çıkarmışsa sende onun gözünü çıkar, dişini kırmışsa sende onun dişini kır demek istemiyor . Bu örneğin sonunda yaraların bile hesaba katılmasını söylüyor. Bu örnek aslında bizlere, bu konuda çok hassas davranmamız gerektiğini, bir yaranın bile hesap edilerek, karşımızdaki kişiye adaletimi zi göstermemizi istiyor bizlerden Allah. Ayeti tercüme eden yazar, kısasın yanına ödeşme diye de yazmış. Aslında buna ödeşme demek, ne derece doğru olur bilmiyoru m. Ödeşme dersek, intikam demekten farksız bir söz söylemiş oluruz ki, bu Allah ın hukuk ve adalet sistemind e asla yoktur. DİKKAT EDERSENİZ ALLAH, BAĞIŞLAMAKTAN BAHSEDİYOR, ÖDEŞMEKTEN DEĞİL.

Devamındaki sözlerden bunun ödeşme, intikam olmadığını çok açık anlıyoruz. Allah diyor ki, tüm bu yapılanlardan sonra, kim bunu bağışlar kısas hakkından vazgeçerse, bu davranışı kendi günahları için kefaret/karşılık olur.

Örneğini verdiğim ayetler üzerinde düşündünüz ve Allah kısas emriyle bizlerden ne istediğini sanırım çok açık anladınız. Bu bilgiler ışığında sizlere sormak istediğim bir konu var. Maide 38. ayette Allah, hırsızlık yapanın ellerini kesin, dediği bir cümle vardır. Örneklerini verdiğimiz kısas ayetlerin den sonra, sizce bu ayette Allah, hiçbir ayrım, açıklama yapmadan, ölüm kısasında olduğu gibi bir kolaylık getirmede n, hırsızlık yapan kişinin ellerini hemen kesin der mi? Allah geri dönüşü olmayan ölüm cezasında bile bir kolaylık getirip, ölümü engelliyo rsa, hırsızlık yapanın, gerçekten bizzat elini kesin demiş olsaydı, kısas örneğinde olduğu gibi açıklamalar yapmaz mıydı?

GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ, YARAYA YARA İLE KISAS HÜKMÜNÜ ÇOK İNCELEYEREK, ARAŞTIRARAK VERİN DİYEN ALLAH, HANGİ KISAS ŞARTLARI OLUŞTU DA, HIRSIZIN ELİNİN KESMESİNİ İSTESİN. Hırsızlık ve el kesme, nasıl bir karşılık/kısas olur, bu nasıl bir adalet anlayışıdır, bunu düşünebiliyor muyuz? HANİ ALLAH KISASTA İLERİ GİTMEYİN DİYORDU, bu hükmün, uyarının sizce hiçbir önemi yok mu? Bir kişiyi öldürmek mi ağır suç, yoksa hırsızlık yapmak mı? Allah ölüm cezasına hafifletm e kolaylığı getiriyor sa, gerçekten hırsızın ellerinin kesilmesi ni emretmiş olsaydı ayette, ona da buna benzer kolaylığı, kesinlikl e getirirdi . Yorumunu sizlere bırakıyorum. 

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, Allah suçu ve toplumlar arasındaki yanlış davranışları, önce kendi aramızda güzellikle, anlayışla, özveriyle anlaşarak çözümlememizi öneriyor. Ölüm cezası konusunda, öldürülen kişinin velisine yetki veriyor, ama kısas ta adaletli olunmasını, araştırılıp ondan sonra kısasın istenmesi ni bizlere öğütlüyor ve sakın kısasta aşırı gitmeyin diye de uyarıyor.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

9
İSLAMİ BİLGİLER / Allah ın Elçisinin Kur'an Anlayışı Nasıldı?
« Son İleti Gönderen: halukgta 14 Ocak 2018, 12:14:24 »
Peygamberimizin Kur’an anlayışı nasıldı? Bu soruyu hepimiz kendimize sormalıyız, araştırmalı ve öğrenmeliyiz. Bu konularda farklı fikirler var. Örneğin, Peygamber imizin hadisleri nden, Allah ın elçisinin Kur’an a nasıl baktığını, Kur’an anlayışını çok rahatlıkla öğrenebiliriz diyenlere rastlarız. Bir başka düşünce, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI, ÇOK AÇIK KUR’AN DAN, AYETLERDE N, ALLAH IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN ANLAYABİLİRİZ dedikleri ni hepimiz biliyoruz .

Gelin bu cevaplar üzerinde birlikte düşünelim. Eğer Allah ın elçisinin Kur’an a bakışını, Kur’an anlayışını rivayet hadislerd en öğrenmeye çalışırsak, adı üstünde rivayet yani kesin olmayan bilgilerd en yararlana rak anlamaya çalışmış oluruz. Buda bizleri asla doğruya götürmez. Allah ne diyordu, emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin hesabını sorarım. Ayrıca günümüzde ilim tahsili yaptığını söyleyen bazı kişilerden yola çıkarak, onların söylemleri ile Peygamber imizi tanımaya, İslam ı anlamaya çalışmamızda büyük hata olur.

İSLAM I VE ALLAH IN ELÇİSİNİ, KİŞİLERİN DİN ANLAYIŞINA DÜŞÜNCE VE FİKİRLERİNE GÖRE DOĞRU ANLAYAMAY IZ, ANLAMAYA ÇALIŞIRSAK HATA YAPARIZ. BU SÖZLER DÜŞÜNCELER GERÇEKLERİ DEĞİL, O KİŞİNİN FİKİRLERİNİ VE YORUMLARI NI YANSITIR.

Allah ın elçisine atfen söylenen öyle sözler/hadisler var ki, adeta Peygamber imize iftira niteliğinde, onun söylemesi mümkün olmayacak sözler var hadisler arasında. Şöyle diyebilir siniz, onları ayıklayıp temizleme liyiz. Bu düşünceye kısmen de olsa hak vermek gerekir. Peki, bu ayrımı tasnifi, nasıl yapmalıyız? Elimizde karşılaştıracağımız, ölçü ne olmalı?

Eğer ölçümüz beşeri FIKIH inancıysa, bundan sonuç almamız asla mümkün olamaz, çünkü bu kuralları koyanlar insanlardır, fıkıh dinin asli unsuru asla olamaz. Ama ölçümüz, karşılaştıracağımız kaynağımız Kur’an olursa, asla hata yapmayız. Kur’an ile karşılaştırırsak, şöyle bir sonuca varmamız mümkündür. Allah ın elçisi, bu sözleri söylemiştir, çünkü bu düşünceler Kur’an ın bahsettiği konulardır, hükümlerdir, Allah ın elçisi de bunları anlatmış, örnek vermiştir diyebilir iz.

Günümüzde bu konuda öyle söylemler geliştiriliyor ki, doğrusu peygamber imize karşı sevgimizi, adeta silah koz olarak kullanıyorlar. Diyorlar ki, “PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINDAN, RAHATSIZ OLANLAR MI VAR ?” Düşünebiliyor musunuz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışından hangi Müslüman rahatsız olabilir? Ben Müslüman ım diyen hiç kimse rahatsız olamaz. Rahatsız olacak bir kesim vardır ki ona bende dâhilim, oda Allah ın elçisi söylemediği halde, bunlar Allah ın elçisinin sözleridir diyerek ortaya atılan, ama Kur’an ın asla onayından geçmeyen sözlerin toplum tarafından, din ve iman adına toplum içinde yayılması ve kanun, kural koyucu olarak kabul görmesidir.

Allah ın elçisinin Kur’an anlayışını anlamak isteyen, şunu asla unutmamalıdır. Peygamber imiz yaşadığı dönem içinde, Kur’an dışından hiçbir sözü yazıya geçirtmemiş ve sizlere Kur’an yeter demiştir. Onun içindir ki, günümüze ulaşan tüm hadisler, bir rivayete göre diye başlar ve bir başkasından nakillerl e günümüze ulaşmıştır. İŞTE SİZE, PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN ANLAYIŞINA, ÇOK GÜZEL BİR ÖRNEK.

Eğer Allah ın elçisi, bizler Kur’an ı okuduğumuzda, ayetler üzerinde düşündüğümüzde, ayetleri anlayamay acak olsaydık, böylemi davranırdı? Şunu lütfen unutmayalım, Peygamber imiz ÜMMİYDİ. Yani daha önce hiçbir Ehli kitaba tabii değildi. Hatta Allah ayetinde ne diyordu konuyu bizlerin daha iyi anlayabil mesi için. “SEN DAHA ÖNCE, DİN İMAN NEDİR BİLMEZDİN, SENİ DOĞRU YOLA BİZ İLETTİK.”

Buradan da anlıyoruz ki, Peygamber imiz din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrenmiştir. ALLAH IN ELÇİSİNİN İMAN ANLAYIŞININ TEMELİ YALNIZ KUR’AN DI. Eğer Peygamber imizin yolundan, izinden gitmek istiyorsa k, bizlerind e izleyeceği yol, din adına delilimiz yalnız Kur’an olmalıdır.

Dört halife dönemini hatırlayınız lütfen. Peygamber imize en yakın olanlar bile, Kur’an ın dışına zerre çıkmamış, toplum arasında hadis naklini yasaklanmıştır. Bu yasağı, sağlığında Allah ın elçisi koymuştu.  Çünkü kendi sözünün birkaç gün içinde, dilden dile nakledili rken, kendi söylediklerinin tam tersi hale sözlerinin dönüştüğüne, bizzat kendisi şahit olmuştur. Birde yüzlerce yıl sonra, bu sözlerin bizlere ne derece doğru ulaşabileceğinin yorumunu, sizlere bırakıyorum.

Tüm bu gerçekleri düşündüğümüzde, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı çok açık anlaşılıyor. Bu davranıştan hiçbir Müslüman gocunmama lı, tam aksine titizlikl e hayatına geçirmelidir. Allah ın elçisinin, bu davranışı uyguladığına dair kanıtımız nedir diye sorabilir siniz. Elbette bunun cevabını da, Allah ın bizlere Kur’an da, çok açık ve net bildirdiğini görüyoruz. Bu uyarıları yaptıktan sonrada, Yaradan şunu söylüyor bizlere. “ALLAH I ZİKREDENLER İÇİN, ALLAH IN RESULÜ SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEKTİR.”

Şimdide bizlerin sorumlu olduğumuz Kur’an a bakalım, acaba Allah ın elçisinin görev ve sorumluluğunda Kur’an ın yeri nedir, elçisinin Kur’an anlayışı hakkında Allah neler anlatıyor bizlere, ona bakalım ki, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı apaçık ortaya çıksın.

Ankebut 18: "Eğer yalanlars anız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. RESULE DE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR."(Yaşar Nuri meali)

Ahkaf 9: De ki: Ben peygamber lerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Diyanet vakfı meali)

Ahzab 2: RABBİNDEN SANA VAHYOLUNA NA UY. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Diyanet meali)

Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNA NA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenleri n en hayırlısıdır. (Diyanet meali)

Enbiya 45; De ki: “BEN SİZİ ANCAK VAHİY İLE UYARIYORU M.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. (Diyanet meali)

Hakka 44.45.46: Eğer (Peygamber) BİZE İSNAT EDEREK BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI, MUTLAKA ONU KUDRETİMİZLE YAKALARDI K. SONRA DA ONUN ŞAH DAMARINI MUTLAKA KESERDİK. (Diyanet meali)

Enam 48: Biz, ELÇİLERİMİZİ YALNIZCA MÜJDECİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERİRİZ. Bu nedenle, iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar ne korkacak ne de üzüleceklerdir. (Muhammed Esed meali)

Enam 19:….. İşte bu Kur’an bana, ONUNLA SİZİ VE ERİŞTİĞİ HERKESİ UYARAYIM DİYE VAHYOLUND U. (Diyanet meali)

Enam 50: …BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.”  (Diyanet meali)

Ne dersiniz, Allah ın elçisinin Kur’an anlayışı, sizce çok açık anlaşılmıyor mu? BUNCA AYETLERDE N ANLAŞILIYOR Kİ, ALLAH IN ELÇİSİ YALNIZ KUR’AN A UYARDI. Allah ın uyarıları, ikazları bizlere Peygamber imizin Kur’an anlayışını, çok açık bir şekilde anlatıyor. Peygamber imiz benim görevim, aldığım Kur’an vahyini sizlere tebliğ etmektir, asla bunlara kendim hiç bir ilave yapamam diye açıkça bildiriyo r. Bu gerçeklerden sonra, hala peygamber imizin dinde hüküm koyma, ilave yapma yetkisini n olduğunu söylersek, neyi anlamış oluruz biliyor musunuz?

ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞINI DEĞİL, BİZLERE DAYATILAN HURAFELER E İNANMAKLA, BİRİLERİNİN İSLAM VE KUR’AN ANLAYIŞINI, ALLAH IN ELÇİSİNİN KUR’AN ANLAYIŞI DİYE ANLAMIŞ OLURUZ. Bu da iftiradır ve büyük günahtır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
10
Moda Bölüm / iç giyim arıyorum
« Son İleti Gönderen: gulbahar 10 Ocak 2018, 15:10:24 »
merhabala r ben iç giyim örnekleri arıyorum genel olarak iç giyim yani gecelikler, külotlu çoraplar filan, örneklere bakabilec eğim bildiğiniz bi yer var mı?
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi