Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İSLAMİ BİLGİLER / Hz. Adem Ve Eşinin, Cennetten Kovulması Konusu....
« Son İleti Gönderen: halukgta 20 Ekim 2017, 15:33:47 »
Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, HZ. ÂDEM VE EŞİNİN CENNETTEN KOVULMASI KONUSU ÜZERİNE OLACAKTIR . İlginçtir, bizlere Hz. Âdem ve eşinin cennetten kovulmasına sebep olan, Âdem in eşi olduğu anlatılır. Onun içinde FIKIH inancının öğretisinde, kadın aşağılanır ve adeta şeytanla eş tutulur. Bu bilgiler gerçekten doğrumudur? Asla doğru değildir, bu inanç Kur’an a iftiradır.
 
Önce şunu söylemek isterim. KUR’AN DA ÂDEM İSMİ ÇOKÇA GEÇER, AMA EŞİ OLARAK HAVVA İSMİ ASLA GEÇMEZ, Âdemin eşi olarak bahsedili r Kur’an da. Hz. Âdemin eşi, isim olarak, Havva anamız olduğu konusunda, bizlere anlatılan rivayetle rin tamamı, günümüzde tahrif edilmiş ve bizlerin sorumlu olmadığı, Yahudiler in ellerinde bulunan ve adına Tevrat dedikleri kitapta geçer. Allah ın indirdiği Tevrat a elbette inanıyoruz, ama tahrif edilmiş, Kur’an da bahsedilm eyen, doğruluğundan emin olmadığımız, batıl ve yanlış bilgilerl e karıştırılmış olana, asla inanmamız mümkün değil. Çünkü Allah bizleri, Kur’an dan sorumlu tutacağına, açıkça hükmetmiştir.
 
Hz. Âdemin ve eşinin, Kur’an da anlatılan, şeytan ın sözlerine inanıp, yasaklı ağacın meyvesind en yemesi ve cennetten kovulması konusu üzerinde birlikte düşünelim. Allah geleceği bildiği halde, Hz. Âdemin ve eşinin bu yasağa, nefsinin esiri olarak uymayacağını ve günaha gireceğini bilmiyor olabilir mi? Elbette mümkün değil, biliyordu . Demek ki Allah özellikle buna engel olmayıp, olayların yaşanmasına izin verdiği anlaşılıyor. Çünkü Allah çok affedicid ir, bağışlayıcıdır, istese affedebil irdi. Affetmeyi p cennetten kovduysa ceza verdiyse, bu kısadan bizler nasıl bir kıssadan hisse çıkarmalıyız, asıl ona bakmalıyız. BU OLAY, İNSANLIĞIN BU DÜNYADA YARATILIŞINA, BANA GÖRE DİKKAT ÇEKİCİ VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR ÖRNEKTİR.
 
Rabbimiz yarattığı insanların, çok önemli özelliğini anlatıyor ve bizleri uyardığını, dikkatimi zi çektiğini, bu kıssadan öğreniyoruz. Çünkü Allah ne diyordu? SİZLERİ BU DÜNYADA, KİMLERİN DAHA GÜZEL İŞLER YAPIP YAPAMAYAC AĞINI GÖRMEK, YANİ İMTİHAN İÇİN YARATTIM DİYORDU. TABİ İBLİSİNDE İMTİHANIMIZDA, NE DERECE ÖNEMLİ OLDUĞUNU, BU ÖRNEK KISSADAN DAHA İYİ ANLIYORUZ . İşte yaratılışımızın asıl amacı bu. ÂDEM VE EŞİNİN, BİR NEDENLE İNSANLIĞIN BAŞLANGICI OLMASI,( olayların gerçek amacını yalnız Allah bilir) Bu şekilde bizlere, dikkat çekici bir örnekle anlatılıyor.
 
Yanlış bir inancımıza, önce açıklık getirmek istiyorum . İblis/şeytan, Hz. Âdem in eşini kandırdığı için, cennetten kovulmadılar. Her ikisi de iblisin yalanına, vesvesesi ne kandılar ve bulundukl arı cennet bahçesinden çıkartıldılar. BU YANLIŞ BİLGİLER, YAHUDİ İNANÇLARINDAN BİZLERE GEÇMİŞTİR, bunu da hatırlatmak isterim. Bakın bu konuda Kur’an ne diyor.
 
Araf 19: “Ey Âdem! SEN VE EŞİN cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. FAKAT ŞU AĞACA YAKLAŞMAYIN. Yoksa zalimlerd en olursunuz .” (Diyanet meali)
 
Araf 20: Derken şeytan, kendileri nden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendileri ne vesvese verdi ve dedi ki: “RABBİNİZ SİZE BU AĞACI ANCAK, MELEK OLMAYASIN IZ, YA DA (CENNETTE) EBEDÎ KALACAKLA RDAN OLMAYASIN IZ DİYE YASAKLADI .” (Diyanet meali)
 
Araf 21: “Şüphesiz ben size öğüt verenlerd enim” diye de onlara yemin etti. (Diyanet meali)
 
Araf 22: BU SURETLE ONLARI KANDIRARA K YASAĞA SÜRÜKLEDİ. AĞAÇTAN TATTIKLAR INDA KENDİLERİNE AVRET YERLERİ GÖRÜNDÜ. DERHAL ÜZERLERİNİ CENNET YAPRAKLAR IYLA ÖRTMEYE BAŞLADILAR. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklama dım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. (Diyanet meali)
 
Araf 23: Dediler ki: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerde n oluruz.” (Diyanet meali)
 
Araf 24–25: Allah, dedi ki: “BİRBİRİNİZİN DÜŞMANI OLARAK İNİN(oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanm a vardır.” Allah, dedi ki: “ORADA YAŞAYACAKSINIZ, ORADA ÖLECEKSİNİZ VE ORADAN (MAHŞERE) ÇIKARILACAKSINIZ.”(Diyanet meali)
 
Ne dersiniz, siz bu ayetlerde n, yalnız Hz. Âdemin eşinin mi sorumlu olduğunu anladınız, yoksa her ikisinin de bu yanlışı yaptığını ve Allah ın uyarısına uymadığını mı anladınız? Çok açıktır ki, Allah ın uyarısına uymayan, hem Hz. Âdem, hem de eşi. Ama bugün İslam topluluğunun neredeyse büyük çoğunluğu, Hz. Âdemin eşinin, Hz. Âdem i kandırdığına inanır. YANİ İNANÇLARIMIZ NE YAZIK Kİ, YAHUDİLEŞTİRİLMİŞ, AMA BUNUN FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. İLGİNÇTİR, YAHUDİ İNANÇLARI, PEYGAMBERİMİZİN ADI KULLANILA RAK, ONUN HADİSLERİ/SÖZLERİ DİYE DİNE SOKULMAYA ÇALIŞILMIŞTIR.
 
Sizce Hz. Âdem ve eşi nereden indirildi? Cennet neredeydi? Çünkü ayette, birbirini ze düşman olarak inin ya da çıkın oradan diyor. Bu konuda birçok şey anlatılıyor, nereden indirildiği konusunda . Ben söylenenlerle sizin kafanızı karıştırmak istemiyor um. Allah ın Kur’an da, açıkladıkları bilgiler doğrultusunda konuyu anlamak ve konuşmak, bizleri daha doğruya ulaştıracağına inanıyorum.
 
Hz. Âdem ve eşinin nereden indirildiğinden çok, nasıl ve nerede yaratıldığı ve daha sonra hesabın görülmesi için, nerede tekrar canlandırılacağımız önemli. Âdem ve eşinin, cennet bahçesi, yani eşi benzeri olmayan bir mekândan çıkartıldıkları anlaşılıyor. Hatırlayınız Cebrail in Peygamber imize vahiy getirdiğini anlattığı Necm 13. ayette, “YEMİN OLSUN Kİ ONU BİR BAŞKA İNİŞTE DE GÖRMÜŞTÜ.” Diye geçer. Cebrail nereden iniyor olabilir, herhalde gökyüzünden olmasa gerek. Allah cenneti tarif ederken, bizlerin bu dünyada çok hoşumuza giden, hatta hayalleri mizi süsleyen sözlerle anlatır ve derki;” ALLAH ONLARI, ALTLARIND AN IRMAKLAR AKAN CENNETLER LE MÜKÂFATLANDIRMIŞTIR.” Bizler yaşadığımız dünyada, böyle benzeri bir yere gelince, çok mutlu oluruz ve adeta ayrılmak istemeyiz . Cennet gibi yer deriz, hiç cenneti görmediğimiz halde.
 
Bakara 34. ayette Allah meleklere, Âdem e secde edin dediğinde, iblis hariç melekler secde etmişti hatırlayınız. Tam bu esnada sizlerin düşünmesini istediğim bir konu var. Hz. Âdem cennettey ken, topraktan, balçıktan yaratılmamış mıydı? Yaratılmıştı. Çünkü iblis ben ateşten yaratıldım, Âdem ise çamurdan yaratıldı, ben ondan üstünüm demişti ve secde etmemişti. Bu durumda Etten, kemikten oluşan Hz. Âdemin, cennette olduğu zamanda bizler gibiydi. Bu durumda farklı bir âlemde, mekânda olması mümkün mü sizce? Çok özel bir yerden/cennetten çıkartıldıkları belli, bu belirtilm iş.
 
Araf 24 ve 25. ayette Allah, İNDİRDİĞİ YERDE YAŞAYACAKLARINI, BURADA ÖLECEKLERİNİ VE ÇOK İLGİNÇTİR, BURADA DİRİLTİLEREK, MAHŞER GÜNÜ HESABA ÇEKİLECEĞİMİZİ SÖYLÜYOR AYETTE. Tabi bu dünyada, hesap görüldükten sonrada, Allah ın özellikle hazırladığı cennet ve cehenneme, farklı bir âleme göndereceğine dair bir bilgi yok. BU DURUMDA HER ŞEY BU DÜNYADA GERÇEKLEŞECEK DİYEBİLİR MİYİZ? Doğrusunu Allah bilir. 
 
Dikkat çekici olan bilgi ise, Hz. Âdem ve eşinin yasaklı meyveden yedikleri nde, cinsel bölgelerinin göründüğü bilgisidi r. Demek ki normalde görünmez bir durumdala r ki, bunu söylüyor. TIPKI BUGÜN, MELEKLERİN VE CİNLERİN ARAMIZDAKİ DURUMU GİBİ. Bizler günümüzde Allah ve melekleri nden bahsederk en, onların gökyüzünde olduğunu düşünürüz. Peki, bu bilgiyi bize Kur’an mı verdi? Elbette hayır. Hatırlayınız, her birimizin yanında, iki meleğin her zaman bizimle beraber olduğunu ve yaptıklarımızı kaydettiğini söyler Kur’an. Bu durumda onların başka bir âlemde olduklarını düşünmemiz, ne kadar doğru olur? HATTA CİNLER ÂLEMİNİN DE, BU DÜNYADA YAŞADIĞINI VE ARAMIZDA BİR ENGEL OLDUĞUNU, BİZİM ONLARI GÖREMEDİĞİMİZİ SÖYLEYEN, YİNE KUR’AN DEĞİL Mİ?
 
Bildiğiniz gibi Hz. Âdemin ve eşinin topraktan, balçıktan bu dünyada yaratıldığı çok açık bir şekilde anlatılır Kur’an da. İblisinde bu dünyada olduğunu Kur’an dan biliyoruz . Bizlere her an vesvese vererek aldatarak, tuzaklar kuracağı bilgisi de var Kur’an da. Araf suresi 25. ayette ne diyordu tekrar hatırlayalım.
 
“Allah, dedi ki: “ORADA YAŞAYACAKSINIZ, ORADA ÖLECEKSİNİZ VE ORADAN (MAHŞERE) ÇIKARILACAKSINIZ.”(Diyanet meali)
 
NE DERSİNİZ, SİZCE HER ŞEY BU DÜNYADA GERÇEKLEŞECEK, HESAP BU DÜNYADA GÖRÜLECEK, DEMİYOR MU ALLAH?  Cenneti ve cehennemi de, bu dünyanın dışında aramamız sizce doğrumu? Ben Allah ın ayetlerin den anladıklarımı yazdım, doğrusunu Rabbim bilir. Yanlışlarımdan dolayı, Rabbimin affına sığınırım.
 
Saygılarımla
 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
Gemlik videoları / Gemlik Havadan Gemlik Sahil Turu (4K)
« Son İleti Gönderen: Uğur YUCA 02 Ekim 2017, 01:39:36 »
3
Gezi,Konser,Tiyatro ve Piknik / Burkay konseri 11 eylül 2017
« Son İleti Gönderen: Uğur YUCA 02 Ekim 2017, 01:38:10 »
4
ATATÜRK & OSMANLI / ATATÜRK Ü DİNSİZLİKLE SUÇLAYANLARA, ATANIN CEVABI VAR.
« Son İleti Gönderen: halukgta 29 Eylül 2017, 17:27:49 »
Günümüzde Atatürk düşmanlığı, öyle ayyuka çıktı ki, Atatürk ün bir konuşması basına verilerek, Atatürk dinsiz ve din düşmanı ilan edildi. Önce şunu açıkça söylemek isterim. Kimin dinsiz ve din düşmanı olduğunu, yalnız Allah bilir. Bizler karşımızdaki kişiye, benim dini inancım yok demediği sürece, asla din adına yargılayıp, bu dinsiz kararını veremeyiz . Çünkü bunu Allah yasaklamış ve kimin takvaca üstün olduğunu, yalnız ben bilirim demiştir.

Atanın konuşmasından bir bölüm sizlere nakletmek istiyorum, ama her ne hikmetse bu konuşmaların tamamı topluma verilmiyo r. Onun içinde konuşmadan alıntı yapacağım sözlerin, ilk bakışta ne anlama geldiği konusu farklı şekillerde yorumlana bilir, yanlış anlamlar yüklenebilir. Ne yazık ki art niyetli kişiler, dinde kendi nefisleri nde kanıt yaratmak içinde, aynı yönteme başvurup, ayetlerde geçen kelimeler i cımbızlayıp, farklı anlamlar verebiliy orlar. Konuşmadan alıntı yapalım.

“Bizim devlet idaresind eki ana programımız, CHP programıdır. Bunun kapsadığı prensiple r, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır.

Fakat bu prensiple ri, gökten indiği sanılan KİTAPLARIN DOĞMALARI ile asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyor uz.”

Atatürk, asla söylemesi mümkün olmayan sözlerle, mahkûm edilmeye çalışılıyor. Biliyorla r ki, bu iftiralar a, kendisi mezarından kalkıp cevap veremez. Unuttukla rı ona inanan ve güvenen neslin, asla yok edilemeye ceğidir. Şöyle düşünelim bir an. Atatürk kabrinden kalktı ve bu sözlerinden dolayı kendisine iftira atanlarla mahkemede yüzleşiyor ve hâkim Ataya şöyle bir soru soruyor; “SEN ALLAH IN GÖNDERDİĞİ KUR’AN A KARŞIMI, BU SÖZLERİ SÖYLEDİN” demiş olsa, sizce bu sözleri söyleyen Atatürk, nasıl cevap verir? Bakın nasıl cevap veriyor.”Bu sözler ve düşünceler, şahsıma hakaretti r, iftiradır. Benim sözlerimden, nasıl olurda Allah tarafından gönderilen Kur’an ı kast ettiğimi anlarsınız. Konuşmamda, Allah ve onun gönderdiği Kur’an dan bahsediyo r muyum? Dikkat ederseniz, konuşmamda tek bir kitaptan değil, birçok kitaplard an bahsediyo rum” 
 
Çok doğru, Kur’an ve Allah kelimesi asla geçmiyor konuşmada. Birçok kitaplard an bahsedili yor. Karşı savunma avukatı, bu sözler karşısında kalkıp, şunları söylediğini var sayalım. “Allah ın gönderdiği Kur’an ismini söylemiyorsunuz, ama gökten indirdiği sanılan kitaplard an kasıt Kur’an dır. İlhamını, gökten ve gaipten gelenden değil, hayattan almış bulunuyor uz sözleri ile de Kur’an ı kast ediyorsun uz.” Dediğini düşünelim. Acaba bu sözleri dinleyen Atatürk, sizce bu sözler karşısında, nasıl bir cevaplar verirdi?

“Benim kimden ve hangi kitaplard an bahsettiğimi ve ne maksatla bu sözleri söylediğimi, siz kendi düşüncelerinizde yorumlaya rak, kendi değer yargılarınızla bu değerlendirmeyi yapıyorsunuz. Bunlar benim sözlerim değildir. Bu konuda açık kanıtınız nedir, benim Kur’an ı inkâr maksadıyla söylediğimden nasıl emin olabilirs iniz? AMA BENİM, BU MAKSATLA SÖYLEMEDİĞİMİN KANITI KUR’AN DIR. ÇÜNKÜ BEN KUR’AN DAN BAHSETMİŞ OLSAYDIM, GÖKTEN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU SÖYLEMEZDİM. BEN BİLİYORUM Kİ, KUR’AN IN GÖKTEN İNDİRİLDİĞİNE DAİR BİR BİLGİ KUR’AN DA YOKTUR. Allah her yerdedir ve mekândan münezzehtir. Cebrail tarafından tebliğ edilmiş bir rehberdir Kur’an. Gaip yani, nereden geldiği, ne durumda olduğu belli olmayan kelimesin i de Kur’an için kullanmam mümkün değildir. ÇÜNKÜ KUR’AN IN ALLAH KATINDAN GELDİĞİ ÇOK AÇIKTIR.”

“Gaip kelimesi, yani bilemediğimiz, emin olamayacağımız bizlere tebliğ edilmeyen, hakkında bilgimiz olmayan, emin olamadığımız bilgiler için söylenir. BENİM İLHAM ALMADIĞIM, ALMAK İSTEMEDİĞİM DEN KASTIM, KUR’AN DEĞİLDİR. BENİM KAST ETTİĞİM, BATILIN VE HURAFENİN, ATALAR DİNİNİN DAYATARAK, BUNLARDA ALLAH KATINDAND IR DEDİKLERİ İNANÇLARDIR, DOĞMALARDIR.  Allah ın kitabını bir kenara bırakıp, Allah ne emrediyor sa tam tersini din diye topluma sundukları bilgiler, bizler için rehber değildir, emin olamayacağımız bu bilgilerd en ilham alamayız.”

“Hatırlayınız peygamber imiz, mahşer günü ne söyleyeceği örneği veriliyor du Kur’an da? “BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ.” İşte bizim isyanımız, bu terk edilişedir. Bizler Kur’an ın yerine koymaya çalıştıkları hayatın, doğanın gerçekleri, kanunları ile bağdaşmayan, bunlarda Allah katından indirilmiştir dedikleri beşeri fikir ve sözlerden, onların kitaplarından asla ilham almayız, almayacağız da. ÇÜNKÜ BU KURAL VE HÜKÜMLER, ALLAH IN EMRETTİĞİ YAŞAMINA, YARADILIŞ KURALLARI NA, ALLAH IN KOYDUĞU TABİAT KANUNLARI NA, HAYATIN ÖZÜNE AYKIRIDIR . ONUN İÇİN BİZLERİN İLHAM ALACAĞI YAŞAMDIR, ALLAH IN BİZLERE SUNDUĞU EŞSİZ HAYATTIR, TABİAT KANUNLARI DIR. Bugüne kadar toplumların geri kalması, insanların acı ve ızdırap çekmesi, Allah ın FITRATIMI ZA KOYDUĞU kanunlarını bir kenara koyup, kendi dinlerini yaratıp, Allah ın koymadığı kuralları, bunlarda Allah katından dır denmesi nedeniyle dir. İşte bizler bu gidişe dur diyoruz ve ALLAH IN YARATTIĞI YAŞAMDAN, TABİAT KANUNLARI NDAN, HAYATIN GERÇEKLERİNDEN İLHAM ALIYORUZ. BUDA KUR’AN IN TA KENDİSİDİR.”

“Bugün bizlere din diye sunduklar, ne Kur’an dır, nede Allah katındandır. Hepsi hurafe ve sanı bilgilerd ir. YANİ DOĞMADIR. DOĞRULUĞU DENEYDEN GEÇMEMİŞ, SINANMAMIŞ, HAYATA GEÇİRİLDİĞİNDE HUZUR VE MUTLULUK VERDİĞİ HİÇBİR ÖRNEK YOKTUR. Onun içinde bu tür doğmalarla toplumu yönetmek yerine, doğrudan doğruya Allah ın yarattığı eşsiz hayat gerçeklerinden örnek alıyoruz, ilham alıyoruz. Kur’an hayatın bu gerçeklerini yaşamamızı bizlere emreder.”

Bu savunmayı yapan Atatürk e karşı, sizce tarafsız bir hâkim, nasıl bir cevap verir ve kararını açıklar?  Yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu konuşmada açıkça söylenmemiş, açıklanmamış bir konuda yorum yaparak, bu ülkeyi düşman işgalinden kurtarıp, halkın en zor anında toplumu tek yumruk yapan lider Atatürk e karşı, dinsiz imansız damgası vurmak, saygısızlığın vefasızlığın açık bir örneğidir.

Atatürk bu konuşmasıyla, neyi kast ettiğini yalnız Allah bilir. Ben din adına diğer konuşmalarından yola çıkarak, Atatürk ün dinsiz, inançsız ve Kur’an düşmanı olacağını asla düşünmüyorum. Ama tekrar söylüyorum gerçeği, doğruyu yalnız Allah bilir. Eğer dine karşı, inançsız bir insansa, bunun hesabını Allah a verecekti r. KİŞİLERİN İNANÇLARINI BİZLER ASLA SORGULAYA MAYIZ, KENDİ DEĞER YARGILARI MIZLA KARARLAR VERİP, KİŞİLERİ DİN ADINA SUÇLAYAMAYIZ. Bizlerin yapacağı, gözlemleyeceği, topluma karşı faydalı bir insan olup olmadığıdır. Ne yazık ki bu yanlışı günümüzde de çok yapıyoruz, bazı kişileri dindar, bazı kişileri dinsiz ilan ediyoruz. Tabi hep yanılıyor ve acısını da çok çekiyoruz. Yakın geçmişte bunun örneğini gördük ve toplum olarak büyük acılar çektik.

Allah hayatın gerçeklerini anlamamız için, Kur’an da bizlere yarattığı tabiatı örnek verip, göklerde ve yerde neler var, bakın kurduğum eşsiz düzeni anlamaya çalışın, aklınızı kullanın ve ders alın der bizlere. Toplumu yöneteceklere de, adaletle yönetmesini emreder. İşte size hayattan, yaşamın gerçeklerinden örnekler. Ama beşerin, mezhepler in getirdiği FIKIH inancı, hayatın gerçeklerinden çok uzaktır. Düşünebiliyor musunuz, bir kişi zina yaptığında, taşlanarak öldürme emrini Kur’an vermemiştir. Doğmaların yaşandığı, beşerin yarattığı dinin kurallarıdır.  Atatürk kurduğu devletin kanunlarında, asla böyle inançlara yer olmadığını açıkça bildirmiştir.

Bu konuşma 1 Kasım 1937 de, Meclisin açış konuşmasında söylenmiştir. Dikkatle üzerinde düşünmenızi istediğim konu ise, bu sözlerinden sonra meclisin tamamında alkışlar yükselmiş, asla hiç kimse bu sözlere itiraz etmemiştir. Yani, Atanın bu sözlerinden, salonda bulunan hiçbir milletvek ili, Kur’an a hakaret ediliyor, din düşmanlığı yapılıyor anlamını çıkarmamışlardır.  Bu sözlerden dolayı Atatürk e dinsiz diyenler, o gün meclistek i tüm milletvek illerine de aynı hakareti, iftirayı yaptıklarını bilmelidi rler.

Atatürk din eğitimi almış, Kur’an ı anlayarak okuyan bir insandı. Onun içinde gerçek İslam ın, batıldan ayrılması için uğraş vermiştir. Atatürk ün dine bakışını, bakın ilk diyanet işleri başkanı Sayın Rıfat Börekçi, hatıralarında nasıl anlatıyor. Bu bilgi Diyanet İşleri Başkanlığı kayıtlarındandır.

“Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsun uz’ dediğim zaman, ‘ DİN ADAMLARIN A SAYGI GÖSTERMEK, MÜSLÜMANLIĞIN İCAPLARINDANDIR.’ BUYURURLA RDI. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi.”
 
Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12

Hayatımızda bizler hep kolayı seçiyor ve karşımızdaki kişileri araştırmadan soruşturmadan, istediğimiz yargıya varıyoruz. Buda açık bir iftiradır. Hatırlatırım Allah bunu yasaklamış, buna benzer dedikodul arı yapmayı, ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir.

Gelin kolayı değil, zoru seçelim. Bir kişi hakkında yorumlar yapmadan, bir isnatta bulunmada n önce, onu dikkatle araştıralım, açık kanıtlar arayalım. Bir kişiyi sevmeye biliriz, ama o kişiye karşı kinimiz ve nefretimi z, Allah ın adaletli olun uyarılarının önüne, lütfen geçmesin.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikl e ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ, SAKIN HA SİZİ ADALETSİZLİĞE İTMESİN.” (Maide   8   )

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

5
Videolu hikayeler / Robot Kartal - Yazan Ve Okuyan: Serdar Yıldırım
« Son İleti Gönderen: Serdar102 26 Eylül 2017, 22:23:41 »

ROBOT KARTAL

Yazan Ve Okuyan: Serdar Yıldırım


6
Hikayeler / Ayşecik İle Yasemin Sultan
« Son İleti Gönderen: Serdar102 26 Eylül 2017, 22:10:02 »

Ayşecik’ in babası sarayın sütçüsüydü. Saray yakınlarındaki bir kasabada küçük bir çiftliği vardı. Her sabah saraya taze süt götürürdü. Çiftliklerinden saray rahatça görülüyordu. İki yıldır Ayşecik arada sırada, “ Baba ben de seninle geleyim. Sarayın nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyorum “ der dururdu. Fakat babası, Ayşecik’ in kaybolacağından korkar, “ Biraz büyü de o zaman ” derdi.

Günlerden bir gün, sabah kahvaltısından sonra babası kızına şöyle dedi: “ Ayşecik artık on yaşına girdin. Kocaman bir kız oldun. Yarın sabah hazır ol bakalım. Sen de benimle beraber geliyorsu n. “ Ayşecik bu habere çok sevindi. Hemen babasına sarıldı, onu yanaklarından öptü. Annesi kızının bu coşkulu sevincine katıldı, üçü bir sevgi yumağı meydana getirdile r.

Ayşecik gün boyu pek neşeliydi. İçi içine sığmıyordu. Heyecanda n yerinde duramıyor, eli ayağı birbirine dolaşıyordu. Öğle üzeri mutfakta annesine yardım ederken, iki çay bardağı ile üç yemek tabağını kırmıştı. Tabii ki, bunları isteyerek yapmamıştı. Zaten annesi hiç mi hiç kızmamıştı. Sadece kendisine, “ Ayşecik, ben yemeği sofraya getirebil irim. İstersen masada oturup yemeğin gelmesini bekleyebi lirsin, oldu mu canım kızım? ” demişti. Annesinin kızması için sebep yoktu ki…

Ayşecik ertesi sabah süt güğümlerinin at arabasına yüklenmesine yardımcı oldu. Arabaya bindi ve babasıyla birlikte saraya doğru yola koyuldula r. Ayşecik sarayın bu kadar büyük olduğunu tahmin etmiyordu . Sarayın iç avlusunda babası süt güğümlerini teslim etmeden önce babasına sarayın içini görmek istediğini söyledi. Bunun üzerine saray görevlilerinden bir kadın Ayşecik’ e yardımcı verildi. Ayşecik kadınla beraber sarayın odalarını, salonlarını gezdi, dolaştı. Bir koridorda n geçerken karşıdan gelmekte olan beş kız gördüler. Görevli kadın, Ayşecik’ e en öndekinin Yasemin Sultan olduğunu, bir şey sorarsa cevap vermesini, sözlerine dikkat etmesini usulca söyledi. Yasemin Sultan arkasında nedimeler i olduğu halde yanlarına yaklaştı. Ayşecik’ i bir süre süzdükten sonra görevli kadına dönerek,

“ Evet, misafirim iz kim oluyor? ” diye sordu. Görevli kadın:

“ Efendim, bu kız sütçünün kızı. Saraya ilk kez geliyormuş. Benden kendisini sarayın içinde gezdirmem istendi. “

Yasemin Sultan:

“ Ya demek öyle…Ne kadar güzel ” dedikten sonra Ayşecik’ e dönerek:

“ Sarayı beğendiğinizi umarım, arkadaşım. Adınızı öğrenebilir miyim? “

Ayşecik kendisi ile aynı yaşlarda olan Yasemin Sultan’ ın dostça tavırlarından çok memnun olmuştu. Hele kendisine ‘arkadaşım‘ demesi yok mu?.. Bir dakika önceki heyecanını üzerinden atıverdi, rahatladı ve sesine tatlı bir çeşni vererek:

“ Efendim, adım Ayşecik’ tir. Bizim evden saray rahatça görülüyor. Hep merak ederdim, acaba nasıl bir yer diye. İşte sonunda bu amacıma ulaştım. Geldim, sarayı gezdim, gördüm. Gerçekten büyük ve güzel bir yermiş. Hayran olmamak elde değil. Burasını çok sevdim. Bizim evimiz buraya göre oldukça küçük. Fakat ben evimi de çok seviyorum “ deyince Sultan’ ın arkasında duran nedimeler gülüştüler. Yasemin Sultan şöyle bir arkasına dönüp baktıktan sonra hafifçe tebessüm ederek,

“ Ayşecik, gel istersen odama geçelim, orada konuşmamıza devam ederiz ” dedi.

Ayşecik ile Yasemin Sultan, iki saati aşkın bir süre konuştular, dertleştiler. Sonra nedimeler i öğle yemeği için padişahın beklediğini Sultan’ a haber verdiler. Ayşecik ile Yasemin Sultan, yarın sabah yeniden buluşmak dileğiyle ayrıldılar. Ayşecik babasıyla sarayın iç avlusunda buluştu. Süt güğümleri at arabasına yüklenmişti.Arabaya binip evlerine doğru yola koyuldula r. Yemekten sonra padişah, Yasemin Sultan‘ a sütçünün kızı ile odasında görüştüğünden haberi olduğunu, bunu yanlış bir davranış biçimi olarak değerlendirdiğini, bir Sultan’ ın alelade bir köylü kızıyla arkadaş olmasının saray erkanı tarafından hoş karşılanmayacağını söyledi.

Bunun üzerine Yasemin Sultan:

“ Ayşecik, sizin tarafınızdan biraz olsun tanınsaydı, onun hakkındaki düşünceleriniz mutlaka olumlu olurdu. Ayşecik, alelade değil, fevkalade bir köylü kızıdır.İnsanlar giydikler i elbiseler e, yaşadıkları çevreye bakılarak değerlendirilemez. Ayşecik…” diye konuşurken, padişah sinirli bir şekilde ayağa kalktıktan sonra; “ Ayşecik veya Fatmacık, kim olursa olsun…Onunla bir daha görüşmeyeceksin!.. İşte, bu kadar! ” diye bağırınca Yasemin Sultan ayağa kalktı ve ağlayarak uzaklaştı.

Ertesi sabah babası süt güğümlerini görevlilere teslim ederken Ayşecik, saray avlusunda boşu boşuna bekledi. Öğle vakti babasıyla birlikte eve dönerken, cevabını düşünüp bulamadığı soru şuydu: Yasemin Sultan ile görüşmelerinin hangi sebepten ötürü engellend iği?..

Yasemin Sultan, Ayşecik ile görüştürülmemesine çok üzüldü. Yemeden, içmeden kesildi. Birkaç gün sonra hastalandı. Yatağında devamlı olarak “ Ayşecik.. Ayşecik..” diye sayıklıyor, günden güne sararıp soluyordu . Ülkenin en iyi doktorlarının çabası boşuna oldu. Sonunda padişah Ayşecik’ in saraya getirilme sini istedi.

Yasemin Sultan Ayşecik’in gelmesine çok sevindi. Onun berrak bir su kadar temiz ve tatlı sesi hastalığının en iyi ilacı oldu.

Ağlayan gözleri güldü
Yanağında güller açtı
Bir hafta geçti, geçmedi
İyileşti, ayağa kalktı.

Padişah da onu pek sevdi
“İkinci kızım sensin“dedi
Sevgiyle bağrına bastı
Hatasını bağışlattı…


SON


Serdar Yıldırım - Bursa - 1990
7
Okan, on yaşında bir çocuktu. Süs balıklarına meraklıydı. Evlerinde bulunan akvaryumd a pek çok türden süs balığı bulunuyor du. Bir gün Okan’ın eline süs balıklarıyla ilgili bir kitap geçti. Bu kitabın bir sayfasında gayet güzel bir balık dikkatini çekti. Balığın resmi altında Beta diye yazıyordu. Diğer süs balıklarına oranla biraz iriceydi. Beta kesinlikl e akvaryumd aki balıkların arasına bırakılmaz, akvaryum kenarına tespit edilmiş, yarıya kadar su dolu küçük bir kavanoz içinde bekletili rmiş. Mümkünse ayrı bir akvaryuma konması daha iyi olurmuş.

O akşam Okan, babasına, Beta’dan bahsetti, kitaptaki resmi gösterdi ve bir Beta’nın akvaryuml arına çok yakışacağını söyledi. Bunun üzerine babası hafta sonunda bir Beta alacağına dair Okan’a söz verdi. Beta’yı aldıktan sonra Okan akvaryuml a daha çok ilgilenme ye başladı. Beta, tek başına kuzu gibi duruyordu . Okan da onu seyrediyo rdu. Akvaryumd aki balıklar kavanozda n uzak geçiyorlardı. Bakışları ürkütücüydü Beta’nın, duygusuzd u, nedensiz kin ve nefret doluydu.

Beta’nın alınışı bir ay olmuştu ki, Okanlar on beş günlüğüne yazlığa gittiler. Yazlığa gitmeden önce Okan, Beta’ya ve akvaryumd aki balıklara tatil yemlerind en birer tane verdi. Bu tatil yemleri onların on beş günlük besin ihtiyaçlarını karşılardı. Aradan birkaç gün geçince Beta huysuzlaşmaya başladı. Son derece sinirli hareketle r yapıyordu. Giderek bu sinirli hareketle r sıçrama şeklini aldı. Kavanozda n akvaryuma geçmek istiyordu . Akvaryumd aki balıklar Beta’nın niyetini anlamışlar ve toplu olarak uzak bir köşeye sinmişlerdi. Eğer Beta bu tarafa geçerse korkunç son kaçınılmazdı. Birini bile sağ bırakmazdı Beta, can korkusuyd u bunun adı.

Nihayet beşinci gün Beta amacına ulaştı. Kavanozda n bir sıçrayışta akvaryuma geçti. Beta’nın üzerlerine doğru geldiğini gören balıklar çil yavrusu gibi dağıldılar. Birkaç saniye içinde dört beş balığı hakladı Beta, birkaç dakika sonra otuzdan fazla balık, yarı parçalanmış halde, akvaryumu n dibinde cansız yatıyordu. Ertesi gün Beta, zafer kazanmış bir kumandan edasıyla göğsünü germiş, gururla yüzüyordu akvaryumd a. O, bütün gece gözünü kırpmamış, son kalan birkaç balığı saklandıkları yerden çıkararak parça parça etmişti. ‘ Oh be, şimdi rahatladım…’ diye düşündü Beta. ‘ Balık malık kalmadı akvaryumd a. Onlar yok artık, ben varım, sadece ben…’ Beta, aniden düşünmeyi bıraktı. Hızla geriye döndü. Minicik bir su kabarcığının akvaryumu n yüzeyine doğru yükseldiğini gördü. Az önce duyduğu ses buydu demek. Beta akvaryumu n dibindeki küçük bir kayanın kovuğuna bir gözünü yanaştırdı. İşte o zaman akvaryumd a yalnız olmadığını gördü. Kovukta bir lepistes vardı ve ona bakıyordu.

“ Çık oradan dışarı..” diye bağırdı Beta. “ Çık dedim sana oradan, çık dışarı kozumuzu paylaşalım..”

Lepistes:
“ Ben şimdi buradayım ve sen istiyorsu n diye dışarı çıkacak değilim. Yani senin demenle ben dışarı çıkmam. Kozumuzu paylaşalım diyorsun, ne kozuymuş bu? “

“ Çık dışarı kapışalım. Kim güçlüyse o galip gelir. “

“ Ya ben seninle kapışmak istemiyor sam, zorlayabi lir misin beni buna?.. “

“ Pekala da zorlarım. Bir bakıma mecbursun . “

“ Mecbur muyum? Peki neden? “

“ Çünkü ben öyle istiyorum . Nerede karşıma bir balık çıksa saldırırım. Ne yapayım, böyle yaratılmışım ben. “

“ Böyle yaratılmışmış…Daha neler…Bana bak Beta, sen kalbinin sesine değil, aklının sesine kulak ver. O, dürtsün dursun seni, git saldır, git parçala diye. Sen hayır de, karşı çık. O, yine rahat bırakmayacaktır seni. Bu kez de saldırıver, parçalayıver, bir tanecikte n ne çıkar diyecekti r. Çok şey çıkar Beta, çok şey çıkar.Bir iki derken, tekrar onun her dediğini yapmaya başlarsın, onun oyuncağı olursun, o da seni kurar durur. “

“ Kalbimdek i o dediğin nedir? Kalbime nasıl girmiş? “

“ Bak Beta, kalbi olan her canlı dünyaya gelirken kalbinde iki şey bulunduru r. Bunlardan biri iyiliği, diğeri kötülüğü emreder. Sen iyi sözler söyler, iyi davranışlar gösterirsen, iyi tarafın artı puan kazanır,gelişir, kötü tarafın ( yani o ) eksi puan alır, küçülür. Hep iyi olursan, kötülük nedir bilmezsen, kalbin iyilikler le dolar, iyi kalpli, temiz kalpli olursun. Kalbin beyazlaşır, düşündüklerin berraklaşır. “

“ Kalp beyazlaştı diyelim, bu durumda o yok mu oldu? “

“ Hayır Beta, o hiçbir zaman yok olmaz. Onu kalpten söküp atmak mümkün değildir. Sadece çok küçülmüştür ve bir büyük beyazlığın kenarında bir küçük kara leke olarak varlığını sürdürür. Fakat devamlı olarak hareket halindedi r. Hep dürter seni, yalvarır. ‘ Ne olur şu kadarcık sözden bir şey olmaz, söyleyiver efendi..’ der. İyi taraf karşı çıksa ‘ Hayır efendi, söyleme. Karşındakiyle alay etmiş olursun.A lay etmek büyük günahtır. Büyük günahların affı yoktur. ‘ diyerek, o hemen araya girer. ‘ Efendiciğim, söyleyiver olsun bitsin, deyiver, hadi söyleyiver. ‘Eğer onun sesini duymamazlıktan gelir de, karşındakine kötü bir söz söylemezsen o sana küsmez, bir başka olayda yine seni yanlış yönlendirmek için fırsat kollar. Bir de devamlı olarak yanlış yapıp da yaptıkları yanlışları kabul etmeyenle r, doğru olduğunu söyleyenler var. Bunlara tavsiyem şu olacak: Bilgiçlik taslamayın. Önce iyilik nedir, nasıl iyi olunur, iyi biri olmak için gerekenle r nelerdir…bunları güzelce bir öğrenin sonra kendi davranışlarınızla kıyaslayın. “

Lepistes sözlerini tamamlayınca Beta sessizce oradan ayrıldı. Su seviyesin in orta kısmında akvaryumu n bir başından, bir başına yavaş yavaş yüzmeye başladı.

“ Lepistes hep iyi tarafın artı puanından söz etti, giderek, kalbin beyazlaştığından bahsetti. Lepistes iyi bir balıktı ve hep iyilikler i anlattı yani hep kendini anlattı. Devamlı kötülük peşinde koşanların kalplerin in kararacağından, kapkara olacağından hiç söz etmedi yani benden söz etmedi. Korktuğu için değil ama bir kötü sözü ağzına almaktan çekindi ve bana katil balık diyemedi. Lepistes konuşurken susan kalbimdek i o, şimdi bana devamlı olarak
‘ Kovuktaki küçük balık bizden değil, dışarı çıkarsa, aman verme, gagala onu Beta, gagala.. ‘ deyip duruyor. Lepistes kovuktan çıksa, büyük bir ihtimalle, bu çağrıya dayanamaz dım. Dur bakayım. Lepistes, kalbinin sesine değil, aklının sesine kulak ver dediydi. Demek ki, benim kalbimde hiç beyazlık yok, hiç iyi taraf kalmamış. Demek ki, benim iyi bir balık olmam artık imkansız. O zaman bu akvaryumu lepistese bırakıp çekip gitmeliyi m. Evet, çekip gitmeliyi m.”
Beta “ Affet beni lepistes, affet beni…” diye bağırdıktan sonra akvaryumu n dışına sıçradı.

Günler sonra Okanlar yazlıktan döndüler. Okan, akvaryumu n yanına geldiğinde rengarenk, salına salına yüzen lepistest en başka canlı balık kalmadığını üzülerek gördü. Beta, yerde cansız yatıyordu.

Okan derin üzüntülerle kahrolduğunu hissetti. Dizlerini n üstüne çöktü, kafasını elleri arasına aldı ve bütün kuvvetiyl e sıktı. Nasıl bu derece korkunç bir hata yapmıştı. Beta gibi öldürerek yaşayan bir balığı akvaryumu n yanına koymuştu. Beta nasıl becerdiys e kavanozda n akvaryuma geçmiş ve balıkların hepsini parçalamıştı. “ Hayır, hepsini değil, yanlış görmediysem sağ kalan bir lepistes var. Beta’ya karşı lepistes…Arada büyük güç farkı var. Üstelik Beta akvaryumu n dışında? Neyse, ölü balıklar kokmuş ve zehirli gaz yayıyordur. Lepistes bari ölmesin, onu kurtaracağım.”

Okan bunları düşündükten sonra ayağa kalktı. Aynı anda Okan’ın anne ve babası odaya girdi. Okan onlara durumu anlattıktan sonra su dolu bir kavanoza lepistesi koydu. Akvaryumu temizledi kten sonra, su doldurup ilaçladı. Bir süre bekleyip lepistesi akvaryuma bıraktı. Lepistes sağa - sola bakındı ama hiç balık göremedi. Belli ki, koca akvaryumd a yalnız başına yaşayacaktı.

Aradan iki hafta geçti. Bir öğle vakti Okan elindeki su dolu torba içinde sürüyle balıkla odaya girdi. Lepistes yalnızlıktan kurtulacağı için sevindi. Günler birbiri ardına geçip giderken lepistes akvaryumd aki balıklarla güzel arkadaşlıklar kurdu. Hep iyi olaylarda n söz etmesi onun sevilmesi ne neden oldu. Fakat bir gün lepistesi n Beta’dan bahsetmes i ve onunla arasında geçenleri anlatması hiç iyi olmadı. Çünkü balıklar arasında bir gromi balığı vardı ve bu hırçın balık lepistesi n anlattıklarından hoşlanmamıştı.

Bir gün Okan ders çalışıyordu. Akvaryumd aki balıklar arasında Okan’ın ne yaptığına dair tartışma çıktı. Kılıç balığı, Okan’ın, kitaptaki harflere bakarak uyumaya çalıştığını, yazarken bir başka günün uyku programını hazırladığını, silerken uykusunu sildiğini söyledi. Japon balığı, Okan’ın kitaba bakarak boyunu uzattığını, yazarken kilo aldığını, silerken kilo verdiğini söyledi.

Lepistesi n fikri ise şöyleydi: Okan kitaba bakarak öğreniyor, yazarken öğrendiklerini yazıyor, silerken yanlış yazdıysa onları siliyordu . En doğrusunu ben biliyorum diyen gromi, Okan’ın kitaba bakarken dudaklarının kıpırdadığını, ağzının oynadığını, bundan dolayı yazdıklarını yediğini, yazarak yiyecek ürettiğini, güzel olmadıysa silerek yok ettiğini söyledi. Balıkların çoğu, kılıç doğru söylüyor, en büyük Japon, var mı gromi gibisi deyip onları alkışlarken kimsecik lepistest en yana çıkmadı. Bilmem nedendir yakın arkadaşları bile lepistesi desteklem edi. Akvaryumd aki balıkların üçe bölünmesi tartışmayı giderek kızıştırdı. Yüksek sesle fikrini açıklayanlar çoğalınca lepistes, bu ortam bana göre değil. Kavgalı, gürültülü yerlerden hoşlanmıyorum, diye düşünerek akvaryumu n bir başka köşesine doğru yüzmeye başladı.

Gromi, lepistesi n uzaklaştığını görünce hemen harekete geçti. Günlerdir bu anı beklemişti. Akvaryumu hükmü altına almak, balıkları istediği gibi yönetmek istiyordu . Diğer balıkların içinde karşı çıkacak karakterd e balık yoktu. Lepistes öyle değildi. Gerçi dış görünüşünden pek bir şey belli olmuyordu . Sıradan bir balık sayılırdı. Tam işi sertliğe döküp hükümdarlığını ilan edeceği sırada lepistesi n Beta olayını anlatması ilk anda canını sıkmıştı, ama iyi olmuştu. Neredeyse baltayı taşa vuracaktı. Daha sonra lepistes ilgi odağı haline gelmiş, devamlı olarak lepistesi göz hapsinde tutmuştu. Gün gelir lepistesi haklardı. Hep bunun için uygun zamanı kollamıştı. İşte o zaman gelmişti. Gromi hakaret dolu cümleler söyleyerek lepistesi n üstüne gitti.

Lepistes, grominin yaptığına bir anlam veremedi. Gromiden yana döndü ve onu beklemeye başladı. Gromi, lepistesi n burnunun dibine kadar sokuldu, ama lepistesi n korkmamasına çok şaşırdı. Gromi:

“ Beni bir şeye benzeteme din galiba? “ diye bağırdı.

“ Sen bir şeye mi benziyors un? “ dedi lepistes.

“ Hayır, iki şeye benziyoru m. Ne güzel tartışıyorduk, niye kaçıyorsun? “

“ Tartışma giderek büyüyordu, sonu kavgaydı. “

“ Kaçtın da kavgadan kurtuldun mu sanki? “

“ Bak gromi, ben kavgadan korkmam. Ama bana sataşan olursa önce uyarırım. Pişman ve perişan olacağını hatırlatırım. Şimdi seni uyarıyorum. Az önce söylediğin kötü sözler için özür dile. Bu konuyu kapatalım. “

“ Sen kimsin de benim özür dilememi istiyorsu n..” diyen gromi, lepistese doğru hamle yaptı. Lepistes ondan böyle bir hamle beklediği için hazırlıksız yakalanma dı ve grominin hızla dönerek savurduğu kuyruğundan kurtulduk tan sonra, dişlerini grominin kuyruğuna geçirdi. Bunun üzerine daha da hırslanan gromi sağa – sola kuyruğunu sallamasına karşın lepistest en kurtulama dı. Aradan zaman geçtikçe gromi yoruldu ve akvaryumu n dibine çöktü.

Olayı hayret dolu bakışlarla seyreden Okan oturduğu yerden kalktı ve kuyruğu parçalanmış, yüzemeyecek durumda olan gromiyi akvaryumd an alarak:
“ Kavgasız günün geçmiyordu. Sataşmadığın balık kalmadıydı. Ne yapacak diyerek hep seni takip ediyordum . Sonunda belanı buldun. Haydi git bahçede yüz “ dedi ve gromiyi pencerede n dışarı attı. Bir daha Okan akvaryuma yabancı balık koymadı ve akvaryumd aki balıklar lepistesi n önderliğinde gül gibi geçinip gittiler.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım - Bursa - 1992
8
İSLAMİ BİLGİLER / DİNDAR KELİMESİNDEN SİZLER NE ANLIYORSUNUZ?
« Son İleti Gönderen: halukgta 24 Eylül 2017, 12:35:42 »
Günümüzde çok konuşulan bir kelime vardır, DİNDAR OLMAK. Peki, bizler bu kelime ile neyi kast ettiğimizi, gereği gibi biliyor muyuz? Önce şunu hatırlatmak isterim, dindar kelimesi Kur’an da geçmez. Bu kelime, Arapça “din” kelimesi ile Farsça “tutan, sahip olan” anlamlarına gelen “dar” kelimesin in birleşimi ile dilimize girmiştir. Dilimize Arapçadan ve Farsçadan giren birçok kelime vardır, ama dilimizde tam karşılığı olmadığından rahatlıkla kullanırız. Bu kelime bizim dilimiz de, çok daha farklı bir anlama gelmekted ir. Bizler bu kelimeye, günümüzde şu anlamı veririz.

“Dini inancı güçlü, Allah a inanmış, dinini eksiksiz yerine getiren, din kurallarına bağlı.”

İlginçtir bu kelime, bizim dilimizde DİN ve DAR kelimesiy le birleşik söylendiğinde çok farklı anlama geliyor. Bunu neden sorgulamıyoruz, tedirgin olmuyoruz doğrusu ben anlayamıyorum. Çünkü din kelimesin in anlamı ALLAH IN BUYRUKLAR I, EMİRLERİ anlamında, dar kelimesin in anlamı da, İÇİNE ALACAĞI ŞEYE ORANLA, ÖLÇÜLERİ YETERSİZ OLAN ANLAMINDA DIR. İki kelimeyi birleştirdiğinizde ise nasıl olurda bugün verdiğimiz anlamı alır, bunu doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. Allah dininde darlık değil bolluk, kolaylık vermiş ve yemin ederek, bu kitabı sizler için kolaylaştırdım demiştir.

Bizler toplum olarak, dindar bir toplum yetiştirmeliyiz deriz. Din inancı güçlü, dinini Kur’an dan eksiksiz yaşayan, Allah ın koyduğu kurallara bağlı bir nesilden bahsediyo rsak, elbette buna hiç kimsenin itirazı olamaz. Peki, bugün günümüzde din nasıl yaşanıyor ve algılanıyor? Dindar kelimesin den toplum ne anlıyor? DİNİNİ EKSİKSİZ, DİN KURALLARI NA BAĞLI YAŞAMAK SÖZÜNDEN, BİZLER NE ANLIYORUZ BURASI ÖNEMLİ.

Eğer bizler bu sözden, Allah ın sizleri sorumlu tutacağım dediği Kur’an ın hükümlerini anlıyor da, asla batılın, hurafenin, emin olamayacağımız bilgilere sapmadan imanımızı yaşamak diye anlıyorsak, buna bende katılıyorum ve dindar bir nesil yetiştirilmesini, yürekten onaylıyorum.

Bizler acaba, dindar nesil yetiştirmek sözüyle ne anlıyoruz? Eğer Allah a, Kur’an a iman ettiğimizi söyleyip, Allah ın sakın Kur’an ın sınırlarını aşmayın, kâfirlerden olursunuz sözlerine rağmen, Kur’an açık ve anlaşılır değildir, her bilgide zaten Kur’an da yoktur sözlerine inanırda, beşerin din adına koyduğu FIKIH inancını din diye yaşarsak, işte o zaman dindar kelimesin i yanlış amaçlarla kullanmış ve de DİNİDAR kişilere dönüşmüş oluruz. Bu toplum için büyük tehlikedi r.

Bizlere dini anlattığını zanneden bir müftü, sosyal paylaşımlardan şöyle bir açıklamayla iftira atmış saygısızlık yapmış, başını örtmeyen kadınlara. “MAĞAZALARDA AMBALAJI AÇILMIŞ, TEŞHİR ÜRÜNLERİ, HEP YARI FİYATINA SATILIR. ANLAYANA…” İşte böyle zihniyetl er, dini kendi kafalarında daraltara k, Allah ın asla koymadığı bir kuralı, açıkça vermediği bir hükmü toplumda arayarak, bunu yerine getirmeye nlere de, böyle saygısızlık yapabiliy or ve insanların inancını bu şekilde yargılayabiliyor. Bu ve buna benzer insanlar, bizlerin anlam verdiği dindar kişiler değil, ancak DİNİDAR insanlar olabilir.

Kadını ambalajla nmış bir insan olarak gören bu kişi, acaba kendisini nasıl görüyor. Yine tesettürlü, toplum tarafından tanınan bir bayan, başı örtülü kendileri gibi tesettürlü olmayan kadınları, KABUĞU SOYULMUŞ DOMATESE BENZETMİŞTİ. Bu zihniyetl er, kendileri gibi düşünmeyen, inanmayan lara karşı nasıl bir tavır aldıklarının ve nasıl saygısızlık yapabildi klerinin çok açık örneğidir. Kadın ister başı açık olsun, ister kapalı olsun, hiç kimsenin saygısızca bir söz söyleme hakkı yoktur. Saygısızlık yapan, saygısızca karşılık bulacaktır. Sizce bu ve bunun gibiler, bizlerin dindar diye bahsettiğimiz kişiler olabilir mi? Kendisi gibi yaşamayan, kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayan kişilere, her türlü saygısızlığı hak gören insanlar, sizce bizim düşündüğümüz anlamda dindar olabilir mi? Böyle insanlara dindar dersek, dindar kelimesin in anlamını tahrif etmiş oluruz. Bir atasözü vardır hatırlatmak isterim. “ MÜMİNLERİN İMAN YÖNÜNDEN EN FAZİLETLİSİ, AHLAKÇA EN İYİ OLANIDIR.”

Bizler Kur’an dan o kadar uzaklaştık ki, kendi ellerimiz le bir din yarattık adeta. Yarattığımız inançlarımıza uymayanla rı da öteledik, dışladık. Allah ın Kur’an da emrettiği kanunlarını, yeterli görmedik. Öyle olunca da toplum olarak birbirimi zle hep kavgalı olduk. Öyle giyinmeye ceksin, şöyle giyinecek sin kavgaları ile boşa geçirdik yıllarımızı. Allah, özellikle bizlerden ne istiyor diye sormayı inanın unuttuk. Beşerin kanunları her şeyin önüne geçti. TAKVA NEDİR BİLMEZ OLDUK. Öyle olunca da ilgisiz şeylerle uğraştık. NAMUS VE İFFETİMİZE, ALLAH IN TAKVA ELBİSESİNİ GİYDİRMEK YERİNE, BEŞERİ KIYAFETLE R GİYDİRDİK. Allah ın bu konudaki bir uyarısını hatırlatmak istiyorum, belki faydası olur diye.

Araf 26: Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerini zi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. TAKVÂ ELBİSESİ... İŞTE O DAHA HAYIRLIDI R. Bunlar Allah'ın ayetlerin dendir, belki düşünürler. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ne dersiniz, hangimiz takva sahibi olma çabası içindeyiz? Allah ın kadın, erkek ve tüm canlılar için zaten örtü olarak verdiği saçın, örtülüp örtülmeyeceğini tartışıyoruz. BİR KONU DİN ADINA TARTIŞILIYORSA TOPLUMDA, LÜTFEN UNUTMAYAL IM, O ALLAH EMRİ DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ ALLAH AYETLERİNİ MUHKEM, YANİ TARTIŞILMASI MÜMKÜN OLMAYACAK ŞEKİLDE AÇIK VE NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLANMIŞ, İZAH EDİLMİŞ OLARAK GÖNDERDİĞİNİ SÖYLÜYOR. Ama bu arada takva, yani Allah ın açıkça koyduğu kanunlarına uyup, günahtan sakınma çabamız, ne yazık ki göz ardı edildi. Kadında başın örtülmesi namus ve iffetli kadının simgesi oldu. Tabi sonucunu da hep birilikte görüyoruz. Başı türbanlı ve tanınmış dindar diye adlandırılan bir bayan basına, BEĞENDİĞİM ERKEKLE İMAM NİKÂHI YAPAR, BİRLİKTE OLURUM, diye beyanat veriyorsa, bu kişiye siz türban takıyor diye, dindar diyebilir misiniz? Dindarlığın simgesini türban yaparsak, toplum olarak sonuçlarına katlanmasını bilmeliyi z.

Eğer bizler dinimizi Kur’an merkezli yaşamayıp, beşeri bilgilerl e dini farklı bir mecraya hapsedere k, daraltara k yaşarsak, asla bizim anlamını günümüzde verdiğimiz dindar olamayız. Böyle olan kişiler, toplumlar ancak, DİNİDAR kişi olabilir. Yani inancını hapsetmiş, daraltmış, Allah ın yolundan sapmış anlamında olur.

Allah dinde zorlayıcı, yaşamımızı daraltıcı hükümler vermemiş, yanlışa sapmamamız için uyarılarda bulunmuştur. Onun içindir ki dilimizde yanlış anlama gelebilec ek, din ve dar kelimesin i yan yana kullanmak ve buna Kur’an i bir anlam vermek, bana doğru gelmiyor. BİZLER ALLAH IN KANUNLARI NIN ÖZÜNE İNEMEDİK, BUNU YAPAMADIĞIMIZ İÇİN KENDİMİZİ AVUTUYORU Z.

Elbette yılların kabul ettiği dindar kelimesin i, değiştirmek amacında değilim. Amacım, bu kelimeye verilen anlamı Kur’an ile sorgulama k ve günümüzde yaşanan İslam ın, bu kelimeye verilen anlamla asla uyuşmadığını hatırlatmaktır amacım.

Eğer bizler inancımızı Kur’an sınırlarında yaşamazda, rivayet, sanı ve ataların sözleri, inançları ışığında yaşarsak, Allah ın dinini, yol ve yöntemini daraltmış ve başka yollara sapmış oluruz. Lütfen DİNİDAR değil, DİNİBÜTÜN olalım. YALNIZ KUR’AN IN BÜTÜNLÜĞÜNDE BİRLEŞELİM, ama hiç kimseyi ötelemeden, inancına saygısızlık yapmadan. Kim bilir kıyafetine bakarak, karşımıza aldığımız kişi, belki Allah katında bizden takvaca daha üstündür. Unutmayalım, Allah açıkça hükmünü vermiş ve BİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. ONUN İÇİN KUR’AN DIŞINA, ASLA ÇIKMAYALIM.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


9
Facebook Üzerine / Ynt: Facebook Beğeni Hilesi
« Son İleti Gönderen: veer123 12 Eylül 2017, 12:19:49 »

Thanks a lot for sharing the excellent Informati on ......... ........
10
Bizler Kur’an dan öyle habersiz konuşuyor ve yaşıyoruz ki, hesabın görüleceği o çetin gün, kendi ellerimiz le yaptıklarımız, söylediklerimiz bizlerin şahidi olacaktır. Hiç birimizin, beni bilmem kim kandırdı, ben doğru yoldaydım türünden bahaneler uyduramay acağını, çok açık bir şekilde bizlere Kur’an bildirmiştir.
 
Allah biz Kur’an ı sizler için kolaylaştırdık ve hiçbir eksik bırakmadık, anlayasınız diye nice örneklerle izah ettik, açıkladık dedikçe, ne yazık ki Allah ın uyarılarının tam tersi sözlere inanmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Bu makalemde de, Allah ın bu konularda yanlış yapanları, nasıl uyardığının, ikaz ettiğinin bir örneğini sizlere hatırlatarak, düşünmenıze vesile olmak istiyorum . Bakın Rabbimiz nasıl uyarıyor.
 
Kıyame 14–15–16–17–18–19: ARTIK İNSAN, KENDİ KENDİNİN ŞAHİDİDİR. İSTERSE ÖZÜRLERİNİ SAYIP DÖKSÜN. (Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. SONRA ŞÜPHEN OLMASIN Kİ, ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR. (Diyanet vakfı meali)
 
Allah ayetinde, bakın ne kadar açık ve net bizlere ne diyor. İNSAN KENDİ KENDİSİNİN ŞAHİDİDİR. Bu sözlerle Allah, ne demek istiyor olabilir? Yani kim ne yaparsa kendi elleriyle, nefsiyle, aklıyla yapar, onun içinde her yaptığımız ve söylediğimiz kayıt altına alınacağından, hiç kimsenin herhangi bir olayda şahide ihtiyacı yoktur, herkes kendi yaptıklarının bizzat kendisi şahididir. Çünkü Allah ne diyordu bir başka ayetinde, yaptıklarınız bir bir kayıt altına alınıyor, mahşer gününü önünüze gelecek.
 
Devamındaki sözlerde de, istediğiniz kadar pişmanlığınızı, özrünüzü bildirin, beni falan kişi kandırdı, filan kişi beni yanıltı demenız, asla kabul edilmeyec ek diyor. Neden kabul edilmeyec eğini de Kur’an ın diğer ayetlerin den anlıyoruz. Çünkü Allah bizleri bu dünyada imtihan ediyor, hem de yalnız Kur’an dan. Bir kişi, imtihanını hiç kimseye havale edemez, onun bilgileri ışığında imtihanına hazırlanamaz. ASLA ALLAH, KULU ARASINDA HİÇ KİMSEYİ İSTEMİYOR. ELÇİSİNE BİLE, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER DEDİKTEN SONRA, KULUMLA ARAMDAN ÇEKİL DİYE BİLDİRİYOR. Ayetler üzerinde düşünerek, aklımızı kullanara k Kur’an ın sınırlarını aşmadan, imanımızı yaşamamızı, imtihanımızı vermemizi istiyor Rabbimiz bizlerden . Eğer bizler kendi imtihanımıza, Allah ın hükmettiği Kur’an dan çalışmayıp, beşerin rivayetle rinden çalışmış ve hayatımıza geçirmiş isek, öne süreceğimiz hiçbir bahanenin, asla kabul edilmeyec eğini, apaçık bildiriyo r Allah bizlere.
 
Allah ın gönderdiği vahyi elçisine tebliğ edilirken, bakın nasıl bir uyarıda bulunuyor . Gönderdiğim vahyi aldığında hemen öğrenmeye, aklında tutmaya çalışmak için, sakın acele etme, telaşlanma diyor. Çünkü telaşla, aceleyle bir konu doğru anlaşılmaz. Düşünerek, akıl devreye girdiğinde en doğrusu anlaşılır. Allah bu konuda da bizleri Kur’an da uyarıp, YAVAŞ YAVAŞ, SİNDİRE SİNDİRE ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK KUR’AN I OKUMAMIZI EMREDER. Ayetin devamında, sana ayetleri nasıl okuman gerektiğini anlatacağız, bu bizim görevimiz. Önce ayetleri sakin bir şekil de, sana tebliğden sonra oku. DAHA SONRA HİÇ ŞÜPHEN OLMASIN Kİ, ANLAYAMAD IĞIN, ŞÜPHEYE DÜŞTÜĞÜN KONULARI SANA AÇIKLAYACAĞIZ, İZAH EDECEĞİZ. BU AÇIKLAMA İZAH ETME GÖREVİ BİZİMDİR, TELAŞ ETME DİYOR. Bu cümleyi tekrar hatırlatmak istiyorum, çünkü çok önemli.
 
“SONRA ŞÜPHEN OLMASIN Kİ, ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.”Demek ki Kur’an ı açıklayan, izah eden Kur’an ın bizzat kendisiym iş. Elbette bu izah ve açıklama, yalnız elçisine değil, tüm kullarına yapılıyor Kur’an da. Çünkü tüm kullarını Allah, Kur’an dan hesaba çekecek. Bir örnek verelim.
 
Enam 55: Suçluların yolu da açığa çıksın diye, AYETLERİ İŞTE BÖYLE AYRI AYRI AÇIKLARIZ. (Diyanet meali)
 
Ne yazık ki bizler nefsimiz ağır bastığı için, bu gerçekleri fark edemiyor ve ataların batıl inançlarından vazgeçemiyoruz. Bazı ayetleri ilk okuduğumuzda hemen anlayamay abiliriz. Sanırım Allah ın elçisinin de aynı sorunu yaşamaması için, Allah elçisini uyarıyor ve diyor ki, ANLAYAMAD IĞIN, KAVRAYAMA DIĞIN BAZI KONULARI, DAHA SONRA GÖNDERECEĞİMİZ AYETLERDE, AYNI KONULARLA İLGİLİ ÖRNEKLER VERECEĞİZ, İZAH EDECEĞİZ. BU BİLGİLERDEN YOLA ÇIKARAK ANLAYACAK SIN. ÇÜNKÜ BİZ AYETLERİ KULLARIM ANLASIN VE HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ KALMASIN DİYE, NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DİYORDU DİĞER AYETLERDE . Bunun onlarca örneğini, zaten Kur’an da görebiliyoruz.
 
ALLAH, AYETLERİMİZİ AÇIKLAMAK BİZLERİN GÖREVİDİR dediği halde, hala Kur’an açık değildir, özet bilgiler vardır dersek, acaba mahşer günü, kendi ellerimiz le yaptıklarımız, bizlere şahit olarak önümüze geldiğinde, hangimiz inkâr etmeye çalışabilir, hangimizi n inkârı kabul edilir, bunu düşünen var mı aramızda.
 
Bunca ayetleri gördükten sonra, bizler nasıl olurda sorumlu olduğumuz muhkem ayetleri peygamber imiz açıklamıştır, Kur’an açık değildir, ya da bizlerin anlayamay acağı ayetleri âlimler anlar, ayetleri din ulemaları açıklayabilir deriz. ALLAH IN GÖREVİNİ ÜSTLENENLER Mİ VAR ARAMIZDA? BU KADAR MI KUR’AN DAN UZAKLAŞTIK. ALLAH KUR’AN I AÇIKLAMAK, BİZİM GÖREVİMİZ DİYECEK, BİZLER HALA İNATLA AYETLER AÇIK DEĞİL, KUR’AN KAPALIDIR DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ. Bizler yoksa kafamızı, sert bir taşa mı vurduk? Ne dediğimizin farkında mıyız?
 
Değerli din kardeşlerim. Lütfen Allah ın izah ettiği, açıkladığı Kur’an ın sınırlarını aşmayalım. En garanti yolu izleyelim, riskli ve tehlikele rle dolu yolu değil. Allah ın açıkladıkları, izah ettikleri nin dışında her bilgi batıldır, yanlış olma riski vardır. Allah ın bizzat açıkladığı Kur’an ın ipine sarılalım, yoksa hesap günü, kendi nefsimizi n bizzat bizlere yapacağı şahitlikten, kaçacak delilik arayacağız, bunu lütfen unutmayalım.
 
Üzülmek istemiyor sak, birbirimi zi yalnız Kur’an ile uyaralım, emin olmadığımız rivayet ve sanı bilgilerl e değil. ALLAH SİZLERİ YALNIZ KUR’AN DAN SORUMLU TUTUYORUM, KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYORSA, BİZLERİN SORUMLU OLACAĞIMIZ BİLGİLERİN, YALNIZ KUR’AN OLDUĞU, AÇIKÇA BELLİ OLMUYOR MU? SİZ ALLAH A GÜVENMİYOR MUSUNUZ? Karar sizlerin, imtihan sizin imtihanınız.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
    http://hakyolkuran.com/
 
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi