Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, surelerin başında besmeleyl e yani, “Bismillahirrahmanirrahim”  RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA diye başlamasının nedenleri ve besmeleni n ayrıca bir ayet olup olmadığı konusu üzerine olacaktır.  Bunu hiç düşündünüz mü? Besmele bir ayet midir? Ayet değilse, neden yalnız surelerin basında vardır? Acaba Kur’an da surelerin başında geçen besmele, neden tek bir ayet yazarken ya da okunurken, besmele ile başlanmaz. Sanırım sizde bir an bu sorumdan sonra düşündünüz.

Bu konu mezhepler de tartışma konusu ve farklı görüşler var. Tabi bu yazımda farklı görüşleri zikretmek, örnek vermek yerine, sizleri bu konu üzerinde bizzat Kur’an merkezli düşünmenızi rica ediyorum. Dikkat etiyseniz besmele yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye başlayan bu cümle, Allah dan gelen bir bildirini n olduğunun, ilk sözleri olduğunu anlıyoruz. Şöyle de diyebilir iz. Yeni bir sure indiriliy or ve Cebrail yeni sureyi tebliğe başlarken, bu sözlerim Allah katından gelen Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diyor besmeleyl e.

Şöyle bir soru gelebilir aklınıza. Neden surenin başında varda, diğer ayetleri tek tek okurken besmele yok. Çünkü surenin tamamı bir günde tek seferde inmedi. Ne kadar zamanda indiğine dair bir bilgide yok zaten. Bir sure diyelim 6 ayda indi, ama surenin ilk başında besmele var. Bu düşünceden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. BESMELE ALLAH KATINDAN, CEBRAİL TARAFINDA N YENİ BİR KONUYU (SUREYİ)TEBLİĞE BAŞLARKEN, TOPLUMUN DİKKATİNİ ÇEKMEK, YENİ BİR KONUNUN AYETLERİNİN TEBLİĞ EDİLDİĞİNİ ANLAMALAR I ADINA, ADETA BİR BAŞLIK NİTELİĞİNDE VE CEBRAİL BESMELEYL E ŞUNU SÖYLÜYOR ELÇİSİSNE VE İMAN EDENLERE. SİZLERE RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN AYETLERİNİ İLETİYORUM.

Bu konu sanırım gelenekse l Hanefi İslam anlayışında da böyle algılanmış olmalı ki,  namaz kılarken imam besmele okumadan ayete başlar. Hatta rivayet hadislerd e bile böyle geçer ve Peygamber imizin namazda ayetlerde n önce besmele okumadığı rivayet edilir. Elbette bu rivayet bizim için kanıt olamaz. Ben konunun genel toplumda nasıl anlaşıldığını anlatmaya çalışırken bu örneği verdim.

Diyanet İşleri Başkanlığının sitesine, ya da birçok dini konularda yazılar yazan sitelere baktığınızda, bir ayeti ya da mealini yazmadan önce, besmeleyl e başlamadan yazıldığını görürsünüz, farklı uygulayan larda var elbette. Tabi bazı kardeşlerimiz, farklı bilgilerl e İslam ı anlamış olduklarından, buna itiraz ettikleri ne şahit oluruz. Şunu da söylemek isterim. Elbette ayetleri tek tek yazarken de besmeleyl e başlayabilirsiniz, çünkü Allah ın ayetini tebliğ ediyorsun uz. Anlatmaya çalıştığım, Allah ın bu konuda bizleri bağlayıcı bir emri yok. Kur’an da verilen besmele örneği çok açıktır. ZATEN BESMELE, BAŞLI BAŞINA BİR AYETTİR.

Bu konuda farklı bir tartışma da, besmele bir ayet midir konusudur . Aslında bunu tartışmanın hiçbir anlamının olmadığını düşünüyorum. Allah surelerin başında, yeni bir konuya özellikle başlarken besmeleyl e başlamışsa, bu sözlere ayet midir değil midir demenın bir anlamı yoktur. Besmele sonradan insanlar tarafından ilave edilmediğine göre, elbette bu cümlede bir ayettir ve bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli bilgi içermektedir. Bizlere düşen gereksiz tartışımlar yerine, besmeleni n neden surenin başında özellikle yer aldığını, anlamaya çalışmak olmalıdır.  Ne yazık ki bu konuda farklı düşünceler var ve besmeleni n daha sonra Kur’an a,  Peygamber imizin ilave ettiği dahi söylenmektedir. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi, Kur’an a bir kelime bile ekleme yetkisine sahip değildir. Hatırlatırım Allah, Kur’an ı ben koruyorum diyor.

İlginçtir, Kur’an da yeni bir sure olarak ayrı zikredile n, TEVBE suresinin başında, besmele yoktur. Bu konuda da her zaman olduğu gibi rivayetle rden yola çıkarak, birçok şey söylenmiştir. Bizler onların etkisinde kalmadan, konuyu Kur’an merkezli düşündüğümüzde, aslında TEVBE suresinin ayrı bir sure olmadığı, bir önceki ENFAL suresinin devamı olduğu anlaşılıyor. İki sureyi de okuduğunuzda, konuların benzerliğini, hatta birbirini açıkladığını, tamamladığını fark edersiniz .

Bu konuda düşüncelerini söyleyen din âlimleri de genel olarak, bu düşüncede birleşmişlerdir. Bunun dışında başka bir fikir yürütmek, ancak kendi düşüncelerimizi, Kur’an a söyletmek olur diye düşünüyorum. Allah ın açıklamadığı bir konuda farklı sözler söylemek, bizleri gerçeklerden uzaklaştıracaktır.

Gelelim günümüzde her konuda, işe başlarken ya da herhangi bir şeyi anlatırken, besmeleyl e mi başlamalıyız konusuna. Aslında bu soruya farklı şekillerde yaklaşanları, araştırmalarım sonucunda gördüm. Her düşünceye saygı duyarım.  Bende düşüncemi söylerim elbette, ama Kur’an ın apaçık örneğini, gerçeğini de söyleyerek, kararı her Müslüman ın kendisine bırakmak istiyorum .

Kur’an da yeni bir konuya, yani Sureye başlarken, Cebrail özellikle surelerin tebliğine, bizzat sizlere tebliğ edeceğim ayetler, RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA SİZLERE TEBLİĞDİR, diye başlıyorsa, besmeleni n özü Allah ın tebliğini bir bütün halinde yaparken, ya da Kur’an ı okurken söylememiz, Kur’an ın bir emridir diyebilir iz. 

Peki, konu ayetlerin tebliği, hatta din ile ilgili bir konu değilse,  normal yaşantımızda bir işimize başlıyorsak ne olacak. Bu durumda aynı Kur’an da olduğu gibi, birebir aynı sözlerle aynı düşünceyle, yani sanki Allah ın ayetlerin i tebliğ ediyormuş, Allah ın emrini aktarıyormuş gibi, besmeleyl e söze başlamamız ne kadar doğru olur.  Konuyu daha iyi anlayabil memiz için size Hz. Süleyman ın, Sebe melikesi ne gönderdiği bir mektup örneğini vermek istiyorum . Bu ayette, besmeleyl e başlar ve bakın neler söylenir.

Neml 30-31 : «Mektup Süleyman'dandır, RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLAH'IN ADIYLA (başlamakta) dır. « BANA BAŞ KALDIRMAY IN, TESLİMİYET GÖSTERİP BANA GELİN, diye (yazmaktadır)». (Diyanet vakfı meali)

Peki, Hz. Süleyman bu mektubu ne için yazıyordu, nereye ve kime baş kaldırmayın diyor, burası önemli. Mektubu gönderdiği toplumu, tek bir ilah a iman etmeye davet ediyordu. Bunu önceki ayetlerde n öğreniyoruz. Demek ki Hz. Süleyman, tıpkı Cebrail in ayetleri elçisine tebliğ ederken besmeleyl e, yani bu tebliğ, Rahman ve Rahim olan Allah ın sözleridir diye başladığı gibi, Hz. Süleyman da aynı mantıkla, düşünceyle başka ilahlara, güneşe tapmayı bırakmalarını, tapılacak iman edilecek yalnız Allah olduğunu tebliğ ediyor ve Allah ın buyruklarına baş kaldırmayın, Allah a teslimiye tinizi gösterin emrini mektupta yazdığı için, besmeleyl e başlıyor mektup. Çünkü dinde zorlama yoktur ve Hz. Süleyman hiçbir toplumu kişisel olarak her hangi bir inanca zorla davet etme yetkisind e de değildir. Tebliğ ve uyarı ALLAH IN UYARISIDI R.

Yine Kur’an dan konumuza açıklık getirecek, Alak suresi 1. ayeti hatırlatmak istiyorum . Bu ayet “YARATAN RABBİN ADIYLA OKU” YANİ ALLAH IN ADINA OKU, ALLAH ADINA ÇAĞRIDA BULUN, DAVET ET DİYE BAŞLAR. Devamında da, Allah ın ayetlerin i tebliğ eder. Demek ki besmeleyl e başlamanın asıl amacı anlatılanların, söylenenlerin ALLAH KATINDAN GELDİĞİNİN BELİRTİLMESİ ADINA SÖYLENDİĞİ, ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR.

Bizler ne yazık ki besmele konusunu Kur’an dan değil, farklı rivayet bilgilerd en, beşeri fıkıh inancından aldığımız bilgiler ışığında anladığımız için, farklı anlamlar yükleyebiliyoruz. Ayeti yazmadan önce sorduğum soruya, tekrar dönelim. Peki, bizler herhangi bir işe başlarken, Allah ın ismini anmayalım mı? Elbette bunu düşünmek ve söylemek aptallık ve Kur’an bilmezlik olur.  Bizler Kur’an ı anladığımız dilden okumayıp, ayetlerin ne anlama geldiği konusunda da çok fazla düşünmediğimiz için,  düşünmeden Arapçasından söyleyip, okuyup geçiyoruz.

Allah ın adını anmadan, elbette hiçbir işe başlamamalıyız, hatta yarın ya da daha sonra yapacağımız bir iş için bile, ben şu işi yapacağım, bu işi yapacağım diye bile kesin konuşmamalıyız. Bunu yapmayın diyen Kur’an dır. Peki, bizler nasıl başlamalıyız, her işimize başlarken? Bunu Kur’an dan aldığım bilgi ışığında anlatmak isterim. RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN İZNİYLE BAŞLARIM dememiz, çok daha doğru olur. Çünkü Allah Kehf 23–24. ayetlerin de, yapmayı planladığımız işler için bile Allah, bunu yarın yapacağım şeklinde söylemeyin diyor ve bakın nasıl söylememizi istiyor.

ALLAH'IN DİLEMESİNE BAĞLAMADIKÇA HİÇBİR ŞEY İÇİN «BUNU YARIN YAPACAĞIM» DEME. (Kehf 23–24)

Buradan da şunu açıkça anlıyoruz. Her işimize başlamadan önce, Allah ın iznini almalı ve onu anarak yardım istemeli ve ALLAH IN İZNİYLE DİYE İŞE BAŞLAMALIYIZ. Tekrar etmek istiyorum, Kur’an da geçen besmele, Allah ın emirlerin i tebliğ ederken, tebliğ edilen ayetlerin, Allah ın buyruğudur, ONUN ADINA SÖYLÜYORUM, anlamında kullanılmıştır.” RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH IN ADIYLA”

Örneğin Kurban keserken, surelerin başında geçen besmeleyl e, Kurban kesenleri görürüz. Yani Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye kurban kesenler var. Hâlbuki Rahman sıfatı herkese acıyan, merhamet eden anlamındadır, ama bizler bu sözü hayvanı keserken de bazen kullanıyoruz. Besmele konusunu yanlış anladığımız için. Hâlbuki Allah Hac suresi 34. ayetinde, Allah ın rızasını kazanmak adına kestiğimiz Kurbanları keserken, ALLAH IN ADINI ANIN DER BİZLERE. Yani bu sözüyle, kurban kesecekse niz yalnız Allah için kestiğinizi söyleyin emrini vermiştir.  Onun içindir ki Kurban keserken bizler, Allah için Kurbanı kestiğimizi mutlaka söylemeliyiz. Onun için Kurban keserken BİSMİLLAH ALLAHÜ EKBER DER VE KURBANI KESERİZ. Ya da Kebir Allah diyebilir iz.  Peki, neden bunu Türkçe söylemeyiz de, Arapça söyleriz. Tüm bu inançlar, geleneğin farkında olmadan üstümüzdeki baskısıdır. Hâlbuki Kurban keserken, ALLAH IM SENİN RIZAN İÇİN KURBAN KESİYORUM, SEN YÜCESİN ULUSUN. Dememiz çok daha güzel olmaz mı?

Dilerim cümlemiz, Allah ın bizler için gönderdiği rehberi Kur’an ı anlayarak, düşünerek okuyan, batıldan ve hurafeden uzak İslam ı yaşayan, Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
2
HİCR SURESİ 39-40. AYETLER VE ALLAH IN KİMLERİ AZDIRDIĞI KONUSU. BU AYETLERE VERİLEN YANLIŞ ANLAMLAR IŞIĞINDA İNANILAN KADER İNANCI.

Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet edecek, çok önemli konuları gündeme getirmek istiyorum . Bu örneklerden de göreceğiniz gibi, Allah ın ayetlerin i, eğer Kur’an ın diğer ayetlerin den anlamaya çalışmayıp, rivayet sözlerden, bilgilerd en anlamaya çalıştığımızda, nasıl çok büyük yanlışlar yaptığımızı belki de irkilerek, üzüntüyle göreceksiniz.  Kur’an da bazı ayetlerde, İblis in Allah a BENİ AZDIRDIN ifadesi geçer. Bu ayetlerde n yola çıkarak, farklı anlamlar vererek öyle yanlış bir kader anlayışına toplum inandırılmıştır ki, Allah ın adalet anlayışına tamamen ters düştüğü gibi, bu söylenenlere inandığımızda, aklın ve mantığın kabul edemeyeceği bir adalet anlayışını Allah a nispet etmiş oluruz. Önce ayetleri yazalım.

Hicri 39–40: İblis, “Rabbim! BENİ AZDIRMANA KARŞILIK, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. (Diyanet meali)

Araf 16: İblis, “Öyle ise BENİ AZDIRMANA KARŞILIK, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım” dedi. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetler öne sürülerek, Allah İblisin iradesi dışında, Allah ın kendisini azdırdığını, isyana teşvik ettiğini söyleyerek, bakın bu konuda biz insanlarında içinde bulunduğu bazı ayetleri kast ederek, neler söylüyorlar ve inanıyorlar, rivayet sözlerin etkisiyle .

“Şeytanı azdırarak kötülüklerin ve Peygamber leri sebatkâr kılarak iyilikler in elçisi yapan Allah; DİLEDİĞİNE HİKMET, HAYIR VE ÜSTÜNLÜK VERMİŞ, DİLEDİĞİNİ DE HAYVANLAR DAN DAHA AŞAĞI SAPKINLIK LA LANETLEMİŞTİR. Çünkü tek bir Tanrı olmasından dilediğini yapmakta özgür, dolayısıyla hiçbir yaratığında sorgulama ve hesap sorma hakkı bulunmama ktadır. Yaratan ile yaratmaya nın aynı seviyede olamayacağı düşünülebilse, teslim olmaktan başka bir çarenin de olmadığı anlaşılacaktır. Ama Allah dilemedikçe teslim olabilmek mümkün müdür? Şeytan BİLE ALLAH’IN TAKDİRİNİN DIŞINA ÇIKAMAYIP AZABİLMİŞ İSE, İNSAN NE YAPABİLİR? “Ayette de buyrulduğu üzere;  şeytan, Allah’ın azdırmasıyla kötülüğün elçisi olmuştur, YOKSA KENDİ DİLEĞİ YANİ İRADESİYLE BAŞ KALDIRMAM IŞTIR.”

Mutlak İrade’nin yönlendirmesiyle, düşler âlemindeki aldatıcı tahtından uyanamama kta, ne kendini ne çevresini ne de olup bitenleri gören, işiten ve kavrayan bir gerçeklikte sorgulama yarak, HAKKINDA ALINMIŞ OLAN KARAR GEREĞİ MUHAKEME YAPAMAMAK TADIRLAR. Eğer ihlâsa erdirilmiş zümreden iseler doğruya, SAPTIRILM IŞ İSELER YANLIŞA GİTME KISKACIND AN HİÇBİR BİLGİ, ÖĞÜT, ETKİ, TELKİN, TECRÜBE, KANIT VE İRADE; KENDİLERİNİ ALIKOYAMA MAKTADIR. SÜREÇ İÇİNDE MEYDANA GELEN EN DETAYSI TÜM DEĞİŞİMLER, YİNE KADERSEL KURGUNUN BİR SONUCU OLARAK GERÇEKLEŞMEKTEDİR.”

Sanırım bu sözleri okuduğunuzda irkildini z ve adeta korktunuz . Gerçektende Allah a isnat edilen bu düşünceler, Kur’an ın sözleri olmayıp, nefisleri n ve emin olamayacağımız rivayet sözlerin etkisiyle oluştuğu çok açıktır. Bu düşünce, yüzlerce ayete iman etmeyen zihniyeti n ürünüdür. Hangi birisini sayayım. Gönüller kör olunca, insan ne söylediğini bilmez. Konuyla ilgili ve örnek gösterdikleri diğer ayetlere bakalım şimdide.

Casiye 23: Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? (Diyanet meali)

Hac 16: Böylece biz Kur’an’ı apaçık ayetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir. (Diyanet meali)

Araf 178: Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileri dir. (Diyanet meali)

Hud 34: Ben size öğüt vermek istesem de, eğer ALLAH SİZİ AZDIRMAK İSTEMİŞSE, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizd ir ve O’na döndürüleceksiniz. (Diyanet meali)

Kur’an ı bir kez anlayarak ve dikkatli bir şekilde okuyan bir Müslüman, bu ayetlerde kimlerden bahsettiğini, saptırılanların kimler ve ne maksatla saptırıldıklarını çok iyi anlayacak tır. Ama anlayarak ve düşünerek Kur’an ın okunmasını istemeyen ler, yalan ve iftiralarının ortaya çıkacağını görenler, işte topluma böyle yanlış bilgileri anlatıyorlar. Allah bu dünyaya sizleri imtihan için getirdim der ve Mülk suresi 2.ayetind e şöyle söyler. “O Kİ, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN, ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATMIŞTIR.” Bunu söyleyen Yaradan, insanın özgür iradesi olmadan kendi isteği dışında, bir kader yazar mı? Zerre kadar düşünen, gerçekleri görüyor. Düşünmeyi başkalarına havale edenler ise çırpınıp duruyor. İşte Allah ısrarla böyle davranan insanları azdırıyor. Hatırlayınız Aklını kullanmay anları Allah, pislik içinde bırakırım diyordu. Allah körü körüne değil, sorgulaya rak, araştırarak her şeyden önemlisi düşünerek bizlerin iman etmesini istemiştir. Allah Kur’an ı kullarına yol gösterici, uyarı olsun diye gönderdim diyorsa, Yaradan kullarının özgür iradesi dışında onları azdırıp, daha sonrada cehennem cezası verir mi? Beşeri bir adalete bile layık görmediğimiz bir düşünceyi, adalet anlayışını, Allah a nasıl layık görüyoruz, doğrusu anlayamıyorum. Şimdide aşağıdaki ayetlere bakalım ve neden ve kimleri azdırıyormuş Allah anlayalım.

Tevbe 115: ALLAH, BİR TOPLUMU DOĞRU YOLA İLETTİKTEN SONRA, SAKINMALA RI GEREKEN ŞEYLERİ KENDİLERİNE AÇIKLAMADIKÇA ONLARI SAPTIRACA K DEĞİLDİR. Allah, her şeyi bilendir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Araf 30: Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. ONLAR, ALLAH'I BIRAKIP ŞEYTANLARI DOST EDİNMİŞLERDİ. Bir de kendileri nin hidayet üzere olduklarını sanırlar. ( Yaşar Nuri meali)

Yunus 108: De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizd en gerçek (Kur’an) gelmiştir. ARTIK KİM DOĞRU YOLA GİRERSE, ANCAK KENDİSİ İÇİN GİRER. KİM DE SAPARSA ANCAK KENDİ ALEYHİNE SAPAR. Ben sizden sorumlu değilim.” (Diyanet meali)

Bakara 159: İndirdiğimiz apaçık delilleri ve HİDAYETİ KİTAP’TA AÇIKLAMAMIZDAN SONRA ONLARI GİZLEYENLER VAR YA, İŞTE ONLARA HEM ALLAH LÂNET EDER, HEM DE BÜTÜN LÂNET ETME KONUMUNDA OLANLAR LÂNET EDER.[ (Diyanet meali)

Enbiya 35: Her nefis ölümü tadacaktır. SİZİ BİR İMTİHAN OLARAK HAYIR İLE DE ŞER İLE DE DENİYORUZ. Ancak bize döndürüleceksiniz. (Diyanet meali)

Demek ki Allah, sorumlu tuttuğuna hükmettiği Kur’an ı rehber almayıp, batıl ve rivayetin peşi sıra gidenleri asla affetmeye ceğini, onları saptırdıkça saptıracağını söylüyor. Çünkü onlar, Gönderdiğim kitabın sınırlarını tanımadılar, ısrarla batlın peşine düştüler diyor. Ayrıca inatla atalarının inançlarının ardına gidenleri n, gözlerine, kulaklarına ve kalplerin e mühür vurdum diyor diğer ayetlerin de. İşte Allah ın saptırdıkları bu insanlar. Yani Allah ın yolundan gitmeyenl er. Hud suresi 34. ayetinde, Peygamber imiz Kur’an ı tebliğ ederken iman etmeyenle re, ALLAH SİZİ AZDIRMAK İSTEMİŞSE, BEN SİZE ÖĞÜT VERMEK İSTESEM DE NASİHATİM SİZE FAYDA ETMEZ DİYOR. Bu ayette anlatılmak istenen,  Ehli kitaba seslenere k, zamanında Allah ın öğüdünü dikkate almayan, elçisinin de tebliği boşa gidecekti r diyor ayette. Lütfen ayetleri, bir başka ayete ters düşecek anlamlar yüklemeyelim, kendimizi aldatırız. Maide 42. ayetinde Allah elçisine, ADALETLE HÜKMET DİYOR. Ama bazı kişiler çıkıyor, Allah bazı kullarına iradesi dışında, kötü bir kadar yazmış ve  onları saptırmış, diyecek kadar Kur’an dan uzak bir adaleti, Yaradan a nispet edebiliyo rlar. Böyle bir kaderi, acaba bu sözlere inananlar, kendileri ne Allah ın kaderleri olarak yazılmasını isterler mi? Hiç sanmıyorum, bunlara inananlar, kendileri ni temize çıkartıp, karşısındaki insanlara bunu layık görmektedirler. Gerçekleri huzura vardığımızda göreceğiz.

Allah kulu daha dünyaya gelmeden, onun nasıl olurda kaderini sapmış insanlard an yapar. Bu nasıl imtihan anlayışı. Bu zulmü, adaletsiz liği nasıl olurda Allah a nispet edersiniz . Hiç mi Allah korkusu yok sizde. Allah ne insanlara, nede katında yarattığı melek, cin, iblis gibi kullarına iradeleri dışında onlara suç işletip, daha sonrada işlediği suçtan nasıl ceza verip cehenneme koyar. Böyle bir adaletsiz liği, lütfen Allah a nispet etmeyelim, ALLAH IN AZDIRDIĞI KULLARIND AN OLURSUNUZ .  İblis in Âdem e karşı bu itirazı, Allah ın zoruyla ya da Allah ın dilemesiy le söylemiştir dersek, Kur’an ı zerre kadar anlamamışız demektir. Aynı yanlışı bizlerde yapıyoruz. Nefisleri mizin esiri olup, yanlış bir davranış yaptığımızda, kendi hatamızı ört pas etmek için, NE YAPALIM KADERDE VARMIŞ DEYİP, suçu adeta Allah a atıyoruz. Bakın Allah ayetinde ne diyor.

Secde 13: Biz dilesek, elbette herkese hidayetin i verirdik. Fakat «CEHENNEMİ HEM CİNLERDEN HEM İNSANLARDAN BİR KISMIYLA DOLDURACAĞIM» diye benden kesin söz çıkmıştır. (Diyanet vakfı. )

Ayeti anlamaya çalışalım. Allah bizleri imtihan yapmamış olsaydı, tüm yarattığım kullarımı isteseydi m cennetlik yapardım diyor. Böyle yapmadığını, herkesin yaptıklarının karşılığını tastamam vereceğini ve özgür iradeyle yapılanların karşılığını alacaklarını, onlarca ayetinde Allah anlatıyor. Ayette dikkat çeken konu ise, aynı imtihanın cinler tarafından da yapıldığıdır. İbliste ateşten yaratılıp, cinlerden olduğuna göre, Allah zorla özgür iradesi olmadan İblise itiraz görevi verip, daha sonrada cehenneme gönderileceğine nasıl inanırız. DEMEK Kİ İBLİSİNDE ÖZGÜR İRADESİ VAR VE ÂDEME İTAAT ETMEM SEÇENEĞİNİ, ÖZGÜR İRADESİYLE, BİZ İNSANLARDA OLDUĞU GİBİ, NEFSİ, ÜSTÜNLÜK TASLAYAN BİR KARAR OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Bunu Bakara suresi 34. ayetinden anlıyoruz, “İBLİS KÜSTAHÇA BÖBÜRLENDİ, BÖYLECE HAKKI İNKÂR EDENLERDE N OLDU.” Diye geçer. Çünkü İblis ateşten yaratıldığı için, kendisini üstün görüyordu.

Aşağıda yazacağım ayetlerde, bakın Allah adaletten nasıl söz ediyor. Bunları söyleyen Yaradan, İblis, cin ve yarattığı tüm kullarına özgür iradesi dışında, kötü bir KADER yazarak, cehenneml ikler olmasına izin verir mi? Karar sizin. İmtihan sizin imtihanınız. Lütfen Allah ın ayetlerin i, emin olamayacağımız rivayet sözlerin etkisiyle değil, bizzat Allah ın ayetleri ışığında anlamaya çaba harcayalım.

Nahl 90: Gerçek şu ki, ALLAH ADALETİ, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor. (Bayraktar Bayraklı meali)

Necm 38–39–40: Ve hiç kimse, kimsenin yükünü taşıyacak değildir ve İNSANA UĞRUNDA ÇABA GÖSTERDİĞİ DIŞINDA BİR ŞEY VERİLMEYECEKTİR ve zamanı geldiğinde kendisine çabası[nın gerçek anlamı] gösterilecek. (Muhammed Esed meali)

Allah Kur’an da, bizleri ilgilendi ren konularda açıklama yapmış, ama kendi katından çok fazla bilgi vermemiştir. Bizlere düşen açıklanmayan konularda, rivayet bilgilerd en yararlanm ak ve tahminler yürütmek yerine, Allah ın açıkladığı, izah ettiği konuları, yine Kur’an ın verdiği örneklerden yola çıkarak anlamaya çalışmalıyız. Kur’an ın sınırlarını aşıp, rivayet bilgilerl e ayetleri anlamaya çalışırsak, inanın aldananla rın ve saptırılanların safında oluruz. Saptırılanlardan olmak istemiyor sak, Allah ın Kur’an da uyardığı gibi, hakka batıl karıştırmadan, yalnız Kur’an ın ipine sarılıp batıldan uzak durmalıyız.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

http://hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
3
Bizler acaba Kur’an ı anlayabil mek adına, hangimiz çaba harcıyoruz? Yoksa biz Kur’an ı anlayamayız, onu alimler,  veli insanlar anlar diyerek, Kur’an ı anlamayı başkalarına mı bıraktık. İşte bu sorunun cevabını eğer, akıl ve Kur’an merkezli veremiyor sak, gittiğimiz yolun doğruluğundan asla emin olamayız. Bir arkadaşımız bu sorunun cevabını, hala kafasında doğru bulamadığından olsa gerek, bana şöyle sitemli bir cevap yazmış.

“Anlaşılamayan Kur'an'ı Haluk GÜMÜŞTABAK uzun uzun anlatınca anladık. Allah'ın Resulü okumamış cahilin teki olduğu için anlatamaz dı , Allah buna bu yüzden izin vermemişti ..”

Bizler önce şunu asla unutmamalıyız, Kur’an ı Allah batıla ve hurafeye sapmayalım diye, bizzat kendisini n açıkladığını, nice örneklerle Kur’an da izah ettiğini söylüyor. Bir örnek.” SONRA ONU AÇIKLAMAKTA BİZE AİTTİR.” (Kıyame suresi 19)  Benim ne haddime ki, Kur’an ı açıkladığımı söyleyebileyim. Allah dinin anası, temeli olan muhkem ayetlerin i açıkladıktan sonra, bir başkasının bu görevi üstlenmesi ne haddine. Hâşâ Allah kullarına hükümlerini anlatamadı, açıklayamadı da, bunu elçisi mi başardı, bunu da mı akıl edemiyoru z. Bu düşüncelerle Allah ın elçisini ön plana çıkartırken, Allah a yaptığımız saygısızlığın farkında mısınız?

Allah uzun uzun ve birçok ayetlerle Kur’an ı nice örneklerle ben açıkladım diyor. Eğer Allah ın bu ayetlerin i, verdiği bu bilgileri görmezden gelip üstünü örtersek, bizlerin Kur’an gerçekleri ile buluşup, gönül gözümüzü açmamız asla mümkün olmayacak tır.

Bu arkadaşımızın sanki benim, Allah ın resulünü devre dışı bırakıyormuşum izlenimi verdiği sözlerini kınıyorum. Hiç kimse Allah ın elçisini devre dışı bırakamaz, onu görmezden gelemez. Ama hiç kimse, Allah ın elçisine vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Allah ın resulüne, nispet etmem mümkün olmayan bir düşünceyi, benim söylediğimi ima etmesini, Allah a havale ediyorum. Allah benim düşüncelerimi biliyor.

Elbette Allah ın elçisi, Allah ın verdiği hikmetle/ilimle, Kur’an ı en iyi anlayandır ve topluma tebliğ edip anlatandır. Bunda şüphe yok. Ama PEYGAMBERİMİZ, ALLAH IN AYETLERİ ANLAŞILMIYOR OLUP DA, ANLAŞILIR HALE GETİRMİŞ DEĞİLDİR. Allah ın elçisi gelen ayetlerle, daha önceki kitaplard a indirilmiş ayetler arasındaki farkı anlatıp açıklayıp, kitaplar arasında nesih edilme nedenleri ni topluma izah ve ikna etmiş ve toplumu Kur’an gerçekleri ile buluşturmuştur. Çünkü Allah Maide suresi 101. ayetinde, Kur’an indirilir ken kafanıza takılan konular olursa, indirilir ken sorun size nedenleri ni açıklarız diyor. Çünkü bazı konuların daha önceki kitaplard a, daha farklı olduğunu gören toplum, tedirgin oluyor ve Allah ın elçisine sorular soruyormuş. Allah da bunun açıklamasını getiriyor ve diyor ki, buna benzer sorularınız varsa, ayetler indirilir ken sorun, daha sonra sormayın, çükü Allah bu konularda n söz etmeyerek bağışlamış, vazgeçmiştir. İşte Allah ın elçisi bunlara açıklık getiriyor ve ümmetine anlatıp, izah ederek onları ikna ediyor.

Ne yazık ki günümüzde, Allah ın elçisine iftira atarcasına, günümüze ulaşan ve Allah ın elçisinin sözleridir diye nakledile n tüm hadisleri n, peygamber imize ait olduğunu söylemekten çekinmiyoruz. Kur’an ile çelişmesi bizleri hiç tedirgin bile etmiyor. Hükümlerin Kur’an dan onay alması gerektiğini düşünen bile yok. Allah muhkem ayetlerin i, birçok ayetinde açıkladık, izah ettik ki anlayasınız dedikçe, birileri hala emin olmadığımız bilgileri n, Peygamber imize ait olduğunda ısrar etmektedi r.

Hatırlayınız Allah, emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin diye birçok kez uyardığı halde, rivayetle re tevatür yoluyla günümüze gelmiş bilgilerl e İslam ı ve Kur an ı anlamamız gerektiğini, hala nasıl söyleriz ve inanırız bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ben Allah ın elçisine, okumamış cahil demekten Rabbime sığınırım ve asla böyle bir şey söylemeyeceğim gibi, söyleyenlerle de mücadele ediyorum, Rabbim şahittir.

Acaba Allah ın elçisine cahillik yakıştırmasını kimler yapıyor, isterseni z gelin ona bakalım. Ben mi diyorum, yoksa bana söylemediğim sözleri isnat edenler mi cahil diyor, Allah ın elçisine. Allah Kur’an da elçisinin, ÜMMİ olduğunu söylüyor ve ÜMMİ kelimesin i de birçok ayette ne anlama geldiğini açıklıyor. Bu açıklamalar sonunda, elçisinin hiç bir ehli kitaba tabi olmadığını, Allah ın gerçek, doğru, batıl ve hurafe karışmamış inancının arayışı içinde olduğunu bildiriyo r. 

Peki, günümüz FIKIH inancının ve bölünmüş mezhepler in inancı ne diyor ÜMMİ kelimesin e? “Ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır, peygamber imiz anasından doğduğu gibiydi, okuma yazmada bilmezdi.” Peki, okuma yazma bilmeyen bir insana ne denir? Kime sorarsanız sorun böyle insana cahil denir. Ama gönülleri el vermediği için, hem okuma yazma bilmiyord u diyorlar, ama cahil demekten kaçınıyorlar.

Yani aslında Allah ın elçisine cahil diyen, bizzat kendileri . Hâlbuki Peygamber imiz okuma yazma biliyordu, hatta yaşadığı dönemde, en güvenilen bir insandı ve ticaretle uğraşıyordu. Ticaretle uğraşan bir insanın, nasıl okuma yazma bilmediğini söyleriz. Allah okuma yazma bilmeyen bir elçiyi, neden göndersin? Bakın bizzat kendileri Allah ın elçisine iftira atıyorlar, ama kendi yanlışlarını fark edemiyorl ar.

Allah birçok ayetinde, bizlerin düşünmesini emreder. Peki, neden bunu yapmamızı ister bizlerden? Sizin anlamanız için, düşünmenıze gerek yok, elçim size anlatır açıklar demiyor. Çünkü düşünmeyi başkalarına bırakırsak, eğriyle doğruyu asla ayıramayız ve bizleri Allah ile aldatanla r emellerin e ulaşırlar. Eğer bizler, Allah ın muhkem ayetlerin i okuduğumuzda anlayamay acak olsaydık, Allah onlarca kez, AYETLERİM ÜZERİNDE DÜŞÜN, AKLINI KULLAN EY KULLARIM DER MİYDİ? Anlayamas aydık, siz anlayamaz sınız onun için elçim sizlere anlaşılır hale getirecek derdi. Kur’an ın hiç bir ayetinde böyle bir hüküm yoktur. Ne yazık ki batıl inançlarımızı aklamak adına, kelimeler e öyle anlamlar yüklüyoruz ki, Kur’an ın tamamına ters düşmesi, bizleri hiç etkilemiy or.

Bu hatayı ne yazık ki hiç düşünmeden sürekli yapıyoruz. Eğer bizler okuduğumuzda, muhkem ayetlerin özüne vakıf olamayıp anlayamas aydık, Allah ın elçisi bu ayetleri bizlerin anlayacağı şekilde bizlere yazılı kayda aldırıp ulaştırmaz mıydı? Neden sağlığında tıpkı Kur’an ayetlerin i tek tek yazdırdığı gibi onları yazdırmamıştır. Neden yüzlerce yıl sonra kayda alınma gereği duyulmuştur diye lütfen düşünelim. HEM NEDEN ALLAH BİZLERİN ANLAYAMAY ACAĞI ŞEKLİYLE MUHKEM AYETLERİNİ GÖNDERİP, BİZDEN HESAP SORSUN. Adı üstünde muhkem, yani şüphe duyulmaya cak kadar açık ve anlaşılır anlamında. Allah bu ayetlerin anlaşılabilmesi için, bizleri rivayet bilgilere muhtaç bırakır mı? Bunu damı akıl edemiyoru z.

Bizler ne yaparsak yapalım, aynı şeyleri yüzlerce kez yazıp konuyu gündeme getirsek bile, bizler eğer Kur’an ile bir bağ kuramadıysak, bu gerçekleri fark etmemizde mümkün olmayacak tır. Farkında olmadan, Allah ın nuruna öyle saygısızlıklar yapıyoruz ki, gerçeklerin önüne yüksek duvarları ellerimiz le örüyoruz.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK



https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

4
İSLAMİ BİLGİLER / Şüphesiz Biz Ona, Doğru Yolu Gösterdik. ( İnsan Suresi 3.)
« Son İleti Gönderen: halukgta 04 Temmuz 2018, 21:30:39 »
Bizler Kur’an ın açık ve anlaşılır olduğunu, Kur’an ın birçok ayetinden okuduğumuz ve tebliğ alıp iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki bu iman kalplerim ize yerleşmediği için okuyup, iman ettik dediğimiz ayetlerin, tam tersini hayatımıza geçiriyoruz. Halbuki Allah İnsan suresi 3. ayetinde: “ŞÜPHESİZ BİZ ONA DOĞRU YOLU GÖSTERDİK, İSTER İNANIR İSTER İNKAR EDER”, diyerek bizlerin izleyecek tek yolun, Kur’an olduğunu bildirmiştir.

Bu konu çok önemli, onun içindir ki neredeyse yazdığım makaleler imin bir çoğunun ana konusunu, yaptığımız bu yanlışlara ayırıyorum. Peki sonuç alıyor musunuz diye sorarsanız, azınlık bir kısım kardeşlerim hariç, genel çoğunluğumuz, ne yazık ki İslam ı Kur‘an merkezli yaşamadığı için, anlamamak ta ısrar ediyorlar . Tabi bu durumda çok açık ve basit, belki de birkaç cümleyle bahsedeceğimiz, hatırlatacağımız ayetleri, daha detaylı, Kur’an dan bir çok örnekler vererek, yaptığımız yanlışı anlatma gereği duyuyorum . Bu konu, bir kardeşimizin dikkatini çekmiş olmalı ki, bakın bana kısaca nasıl bir cevap yazma gereği duymuş. Önemsediğim için, sizlerle paylaşmak istedim.

“Haluk Hoca, ALLAH'IN BİR İKİ SATIRDA ANLATTIĞI MESELEYİ, SİZ BİR KAÇ SAYFADA ANLATTINI Z. Kur'an bu kadar anlaşılmaz bir Kitap mı?”

Çok doğru, Allah anlayasınız ve ibret alasınız diye gönderdiğim ayetleri, kolay, açık ve nice örneklerle izah ettik ve öyle gönderdik der bizlere. Bizler bunca ayetleri tebliğ aldığımız halde hala, açıkta ne kadar açık, her ayeti herkes anlayamaz, veli insanlar anlar deyip, işin içinden çıkıyoruz. Çok daha ilginci, Allah dinin anası, temeli, bizlerin sorumlu olduğumuz ayetleri MUHKEM, yani şüphe duyulmaya cak kadar açık gönderdim dediği halde, bizler Allah ın ayetlerin i izlememiz gerekirke n, inatla beşerin rivayetle rinin ardı sıra gidiyor, Allah ın ayetlerin i, anlaşılması zor ilan edip,  görmezden geliyoruz .

Bu gerçekleri görmezden gelen kardeşlerime, sabırla Kur’an dan birçok örnekler vermeye devam ediyorum. Tabi böyle olunca, bir cümleyle anlatabil eceğimiz bir konuyu, sayfalarc a örnekler vererek anlatılma gereği duyuyorum . Belki yanlışlarını fark ederler diye. Şöyle düşünebilirsiniz. İsteyen anlar, istemeyen anlamaz dersek, kolayı seçmiş oluruz. Yüzlerce yıldır, toplumu Allah ile aldatan din tacirleri, toplumun kanına öyle girmiş ki, Müslümanlar HAKKI BATIL, BATILI HAK OLARAK KABUL EDER OLMUŞ.

Böyle bir topluma, bir konuyu anlatırken, kısaca bir cümleyle kestirip atamazsınız. Çünkü minareyi çalan din tacirleri, yalanlarının ortaya çıkmaması için öyle sözleri, Allah ın elçisinin adıyla topluma anlatmışlar ki, toplum yanlış yapmaktan korkarken, farkında olmadan Kur’an ı inkar ettiğinin farkına bile varamaz olmuşlar. Günümüz mezhep ve fıkıh inancının şekillendirdiği İslam, farkında olmadan Kur’an da çelişki yaratıyor ama bunun bile farkına varamıyoruz. Allah ile aldatılmış bu toplum, ne yazık ki kolay ikna olmuyor.

Allah çok basit ve birkaç cümleyle ŞEFAAT, yani bağışlanma affetme konusunu apaçık bir şekilde açıklamış ve demiş ki: “ Şefaat tümden bana aittir. Hiç bir şefaatin fayda etmediği o günden sakının” Sizlere sorsam ve desem ki, Allah bu hükümlerinde, kendisind en başka affedici, şefaat eden olabilir diyor mu? Yada daha sonra bu hükmünden vazgeçer mi? Eğer Kur’an ın diğer ayetlerin de, kelimeler e farklı anlamlar yükleyip, evet Allah ın yanında peygamber ler, veli, evliya kişilerde şefaatçidir dediğimiz andan itibaren, Kur’an da çelişki yaratacağımız gibi, Allah a da saygısızlığın en büyüğünü yapmış oluruz.

İşte makaleler imin daha detaylı olmasının ve birçok ayetlerle konuyu izah etmeye, hatırlatmaya, düşünmeye vesile olmamın, çaba göstermemin nedeni, bu yanlışlarımıza ışık tutabilme k ve azda olsa bazı kardeşlerimizin, farkında lığını sağlamaktır amacım. Zaten böyle aldatıcıların çıkarak, toplumun kafasını karıştırmak isteyenle rin önüne geçebilmek için Allah, şöyle diyor Kur’an da. ” BİZ HER ŞEYDEN NİCE ÖRNEKLERİ, DEĞİŞİK İFADELERLE VERDİK Kİ ANLAYASIN IZ”

Benimde yaptığım bundan ibarettir . Hurafe inançların, dine ilaveleri nin yanlışlığını kardeşlerime anlatabil mek, bir konunun doğru anlaşılabilmesi için, bir çok ayet örneği vermek zorunda kalıyorum. Hatırlatmak isterim, ben ayetleri açıklamıyorum, çünkü ayetleri açıklayan, tefsir eden yalnız Allah dır. Haşa Allah ın açıklayamadığını anlayan ve açıklayanlar mı var aramızda.

Benim yaptığım, HAK İLE BATILI KARŞILAŞTIRMAK VE DİN KARDEŞLERİMİN DÜŞÜNMESİNE VESİLE OLMAKTIR.  Bunun dışında hiç kimsenin, ben ayeti açıkladım, açığa çıkardım, anlaşılır hale getrdim deme hakkı yoktur. Açıklayan, uyaran imtihan eden yalnız Allah dır. AÇIK OLMAYAN BİR KİTAPTAN, NASIL İMTİHAN OLABİLECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜRÜZ. Bizler, apaçık olan muhkem ayetlerde n yola çıkarak, ayetler üzerinde düşünerek hayatımıza geçirmeliyiz.

Yaşadığımız FIKIH  İslam ı, öyle kemikleşmiş ve rivayetle rle şekillendirilmiş yaşanıyor ki, mezhepler in yaptığı ilaveleri Kur’an da göremediğimizde, neredeyse Kur’an ın tamamı unutulup, bakın işte namazın kaç rekat olduğu bile Kur’an da yazmıyor deyip, işin içinden çıkıyoruz. Allah ın sınırlamadığını, kimin haddine sınırlamak. Bu sözleri söyleyen ve inanan bir insana, ne yazık ki bir ayetle yanlışını anlatmak o kadar zor ki, bunu anlatamam .

Beni sünnet inkarcısı olarak suçlayan kardeşlerim, farkında olmadan Kur’an inkarcısı olduğunu onlara anlatabil mek için, sabırla yazmaya Allah ın izniyle devam edeceğim. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi yalnız Allah ın sünnetine uymuştur. Bizlerde Allah ın elçisini örnek almak istiyorsa k, yalnız Allah ın sünneti Kur’an a uymalıyız.

Hepimiz hata yapabilir iz. En az hata yapmak istiyorsa k batıldan, hurafeden uzak, Allah ın bizleri imtihan edeceğine hükmettiği, Kur’an ın ipine sarılalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
5
Sizleri bu makalemde üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayetler, Bakara suresi 41 ve 42. ayetler olacaktır. Allah gönderdiği ayetlerin i üzerinde düşünmemizi, akıl yürütmemizi ve hayata geçirmemizi ister bizlerden . Gelin bizde Allah ın emrettiği yoldan bu ayetleri anlamaya çalışalım.
 
Bakara 41–42: Bunun için de, size geçmişte bildirilm iş olan haberleri doğrulayıcı nitelikte indirdiğim BU VAHYE İNANIN; ONUN GERÇEKLİĞİNİ İNKÂR EDENLERİN ÖNCÜSÜ OLMAYIN; mesajlarımı küçük bir kazanca değişmeyin ve Bana, yalnızca Bana karşı sorumlulu k bilinci taşıyın! HAKKI BATIL İLE ÖRTÜP BİLE BİLE GİZLEMEYİN. (Muhammed Esed meali)
 
Bu sözler üzerinde düşünelim önce, hak olan nedir? Sanırım hepimiz hak olanın KUR’AN olduğunu söyleyeceksiniz. Çok doğru gerçekten hak olan, Rabbin elçisi tarafından bizlere rehber olsun diye gönderdiği KUR’AN DIR. Şimdide bu düşüncemizi destekley en yani hak olanın ve bizlerin sarılması gereken kitabın yalnız ve yalnız KUR’AN olduğunu söylediği, diğer ayetlerde n birkaç örnek hatırlayalım.
 
Bakara 2: Bu, kendisind e şüphe olmayan, MUTTAKİLER İÇİN YOL GÖSTERİCİ BİR KİTAPTIR.
 
Bakara 121: KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ KİTABI GEREĞİ GİBİ OKUYANLAR, İŞTE ONA İMAN EDENLER BUNLARDIR . Kim onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri dir.
 
Furkan 1: FURKAN’I ÂLEMLERE BİR UYARICI OLSUN DİYE, KULUNA İNDİREN (ALLAH) NE YÜCEDİR.
 
Araf 170: KİTAP’A SIMSIKI SARILANLA RA ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimseleri n mükâfatını zayi etmeyiz.
 
Sanırım apaçık ayetleri, izah etmeye gerek yok. Hepsinde anlatılmak istenen, Kur’an a sarılmamız ve onu gereği gibi okuyan ve ona sarılanların gerçek iman edenler olduğu anlatılmaktadır.
 
Rabbimiz nasıl bir yolu izlememiz gerektiği konusunda, anahtarı elimize vermiş, fakat biz inatla o anahtarı elimize almak istemiyor uz. Sizce şu sözleri söyleyen Yaradan, bizlerin yöneleceği kitabın anahtarını vermiyor mu?
 
Zühruf 44: DOĞRUSU KUR'AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAK SINIZ.
 
Bu hükmü veren Yüce Rabbimiz, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, ondan imtihan edeceğim dedikten sonra, acaba bizleri Kur’an ın dışından da, bugün söyledikleri gibi, ciltlerce dolusu kitaplard an ve velilerin sözlerinden de sorumlu tutar mı? İşte bizler İslam ı böyle yaşıyoruz. HAKKA ÖYLE BATIL KARIŞTIRIYORUZ Kİ, HAK OLAN BATILIN İÇİNDE KAYBOLUYO R. Allah Bakara 41. ayetinde, size indirdiğim vahye inanın ve onun gerçeklerini inkâr edenler gibi olmayın diye açıkça bildiriyo r. Peki, bizler apaçık vahyin sözleri için neler diyoruz?
 
Allah yalnız Kur’an ın ipine sarılın dedikçe, yalnız Kur’an ile iman olmaz diyoruz. Allah Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık diyor, Kur’an da her bilgi yoktur, özet bilgileri içerir diyoruz. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, Allah ın elçisi de dinde tıpkı Allah gibi hüküm koyma yetkisi vardır diyoruz. Şefaat tümden bana aittir diye apaçık bildiren Allah ın ayetine inantla, peygamber ler, din ulemalarıda şefaatçidir demiyor muyuz? Tüm bunları söyleyenler, Allah ın apaçık hükümlerini inkâr etmiş olduklarının artık farkına varmalıdır. Yoksa hesap günü çok üzülenlerin safında olacağı çok açıktır.
 
Değerli dostlar, ayetin dikkat çekici uyarısı olan, Bakara suresi 42. ayette, Rabbimiz bizleri çok açık bir şekilde uyarıyor ve ne diyordu? HAKKI BATILLA KARIŞTIRIP DA, BİLE BİLE HAKKI GİZLEMEYİN.
 
Ne dersiniz, günümüzde hakkı batılla karıştırdığımızın farkın damıyız bizler? Bunca hatayı nasıl yapabiliy oruz? Yoksa gözlerde perde, gönüllerde mühür mü var? Allah ın apaçık söylediği sözlerin üzerinde düşünmeden, Allah ın Kur’an bütünlüğünde, ne anlatmak istediğini anlamadan, ataların inançlarına delil aramak adına Kur’an a bakarda, kelimeler in anlamları ile oynarsak, ancak kendimizi aldatmış ve oyalamış oluruz.
 
LÜTFEN HAKKI BATILLA GİZLEMEYELİM, YOKSA RABBİN HIŞMINDAN ASLA KURTULAMA YIZ ve mahşer günü pişman olanların safında oluruz. Hak olan yalnız Kur’an dır, bunu lütfen unutmayalım.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

http://hakyolkuran.com/
6
İSLAMİ BİLGİLER / Oruçlarımızı, Neden Hicri/Ay Takvimine Göre Tutuyoruz.
« Son İleti Gönderen: halukgta 31 Mayıs 2018, 18:16:03 »

İslam ı yaşarken, her zaman bizlere öğretilenleri,  ya da söylenenleri Kur’an ile sorgulama lıyız deriz.  Bazı kardeşlerimiz ise sorgulama k insanı dinden çıkartır, din sorgulanır mı diye itiraz eder. Hâlbuki sorgulama k, kesin bilgi ile karşılaştırmaktır. Oda iman ettiğimiz Kur’an dır. Allah bile indirdiği ve uymamız gereken ayetleri, hemen körü körüne inanmamızı istemez, bizlerin ayetler üzerinde önce düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Elbette bununda bir nedeni vardır.  Eğer böyle yaparsak, doğru olduğundan emin olduğumuz bir şeyi, gerektiği gibi titizlikl e yerine getirmemi zi ve savunmamızı sağlar bu çabalarımız. BUDA BİZLERİN İMANININ, KALPLERİNE GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERLEŞMESİNE NEDEN OLUR. Bunu yapmadığımız takdir de, dine giren batıl ve hurafeyi din zannetmem iz kaçınılmazdır.

Bu düşünceler ışığında, günümüzde tartışılan bir konu hakkında, sizlerin düşünmenıze vesile olmak istiyorum . Şöyle bir düşünceyi, tartışmaya açanlar var. “RAMAZAN ORUCUNU, NEDEN AY TAKVİMİNE YANİ HİCRİ TAKVİME GÖRE TUTUYORUZ . GÜNEŞ TAKVİMİNE YANİ MİLADİ TAKVİME GÖRE TUTUP, SABİTLESEK DAHA İYİ OLMAZ MI? ÇÜNKÜ ALLAH ORUCUNUZU, AY TAKVİMİNE GÖRE TUTUN DEMİYOR KUR’AN DA.”

Aslında son kısımda söylenen doğru, Allah orucunuzu, ayın ismi olan Ramazan ayına gelince, o ayı oruçlu geçirin diyor. Çünkü Kur’an güneşten ve aydan bahsederk en, onlar bir hesaba göre hareket ederler diyerek, ikisinin de bizler için, günleri, ayları belirleye n zaman ölçüsü olduğunu söylüyor.  Gelin bu konuyu, Kur’an ın verdiği bilgiler ışığında, düşünerek, aklımızı kullanara k anlamaya çalışalım.  Önce konuyla ilgili ayetleri yazalım.

Bakara 185: Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayette n kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O HALDE BU AYA ULAŞANINIZ ONU ORUÇLU GEÇİRSİN….(Yaşar Nuri meali)

Rahman 5: GÜNEŞ VE AY BİR HESABA GÖRE HAREKET ETMEKTEDİR. (Diyanet meali)

Enam 96: Allah, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, GÜNEŞ VE AYI VAKİTLERİN TAYİNİ İÇİN BİRER HESAP ÖLÇÜSÜ KILANDIR. İşte bu, güçlü olan ve her şeyi pekiyi bilen Allah'ın takdiridi r. (Bayraktar Bayraklı meali)

Dikkat ettiyseni z, Allah o gün kullanılan takvimde, ayın ismi olan Ramazan ayından bahsedile rek, Kur’an ın bu ayda indirilme ye başlandığını söylüyor ve bu aya erişen, onu oruçlu geçirsin diyor. Dikkat ederseniz hangi takvim olduğu konusunda n bahsedilm iyor. Diğer iki ayette ise, güneşin ve ayın, bir hesaba göre hareket ettiğinden bahsedere k, ikisinin de vakitleri tayin için, zaman ölçüsü olduğu bilgisini veriyor. Konuyu daha iyi anlayabil mek için, Kur’an dan araştırmaya devam edelim.

Bakara 189: Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: ONLAR, İNSANLAR VE ÖZELLİKLE HAC İÇİN VAKİT ÖLÇÜLERİDİR. ( Diyanet vakfı meali)

İşte bu ayette Allah, aslında bizlere çok önemli bir bilgi veriyor ve de yol gösteriyor. Tabi düşünen, aklını kullanan kulları için. Allah özellikle ay takvimind en bahsedere k, bu takvim sizlerin Hac aylarını tespitini z için önemlidir diyor. Yani Hac aylarını, bu kelimeyi özellikle kullanıyorum, çünkü Allah Bakara 197. ayetinde, HAC BİLİNEN AYLARDADI R der. Ama bizler günümüzde, ne yazık ki HACCI zilhiccen in birkaç gününe sıkıştırarak, Müslümanları çok büyük zorluklar la karşı karşıya gelmesine neden olmuşuz. Allah Bakara suresi 189. ayetinde, Hac aylarında Hac ibadetimi zi, AY takvimine göre özellikle yerine getirmemi zi emretmiştir.

Peki, Allah bunu neden emretmiş olabilir? Bildiğiniz gibi Güneş takvimi sabittir ve Ay takvimi güneş takvimine göre 11 gün önce gelir.  Ay takvimi sabit değil hareketli dir. Ay takvimind e aylar tüm mevsimler i dolaşır. Bundan dolayıdır ki, Allah özellikle tüm dünya Müslümanlarının, ülkelerinin hava şartlarını da düşünerek, Hac aylarının her mevsimi dolaşmasından dolayı, adaletin sağlanması adına, Hac ibadetimi zi AY TAKVİMİNE BAĞLAMIŞTIR.

Şöyle bir soru sorabilir siniz. Çok doğru Allah, Hac vakitleri ni Ay takvimine bağlamış, ama Oruç konusunda böyle bir hüküm vermemiş diyebilir siniz. Yani Oruç konusunda, Güneş takvimini kullanabi liriz diyenler var.  Değerli din kardeşlerim, Allah bazı konularda bizlere yol gösterir ve bakalım gösterdiğim yolu, farklı yaşantılarında, konularda kullanaca klar mı diye de, diğer konuların hayata geçirilmesini bizlere özellikle bırakır.  Bu konuyu daha iyi anlayabil memiz için, Kur’an dan sizlere iki farklı örnek vermek istiyorum .

Allah Cuma salâtı, toplu ibadet, yani Cuma namazı konusunda emrini verir, ama bunun hangi gün yapılacağını söylemez, çağrıldığında gidilmesi ni bildirir. Bu ayeti yerine getirebil mek için, ayetin indiği günlerde Allah ın elçisi ve ashabı, bir araya gelmişler. Yahudiler haftalık toplu ibadetler ini cumartesi, Hıristiyanlarda Pazar günü yaptıkları için, Müslümanların Cuma günü yapmasının daha uygun olduğuna karar verilmiş. Ama her ne hikmetse, bu konuda aynı itiraz yapılmıyor ve Cuma günü yaptığımız toplu namazı, Perşembe günü yapalım, hangi gün yapılacağı Kur’an da yok demiyorla r. 

İkinci örneğe gelince. Yine Allah haram ayların, bir yıl içinde dört ay olduğunu bildirmiş Kur’an da, ama hangi aylar olacağını belirleme yip, o günkü toplumun birlikte karar vermesini istemiştir. Tabi Haram ayların ne maksatla, Allah ın emrettiği konusunu da doğru anlamalıyız.  Ama bu emrin sulandırıldığını, sayısını sabit tutup, işlerine geldiği gibi yerlerini değiştirmelerine, Allah kızıyor ve bunu sakın yapmayın diye uyarıyor Kur’an da. 

Bu bilgilerd en sonra, gelelim asıl konumuza. Allah Hac konusunda özellikle Ay takvimini kullanmamızı istemesin in nedenini söylemiştik. Tüm mevsimi dolaşarak, dünyada yaşayan tüm Müslümanların adaletli bir şekilde, her mevsimde Hac görevini yapmaları adınaydı. Bir Müslüman ın önünde, Allah ın böyle bir örneği dururken, sizce Oruç konusunda farklı bir takvimi kullanması mümkün mü? Allah ın elçisi ve ashabı, elbette bu örnekten yola çıkarak, kendileri nin Oruç konusunda da, Ay takvimini kullanma kararı aldıkları çok açıktır. Onun içindir ki, oruçlarımızı güneş takvimine göre sabitleye lim demek, asla dünya Müslümanları adına, mevsim farklılıklarından dolayı adaletli olmayacak tır. Bu ve buna benzer konularda, tüm Müslümanların birlikte hareket etmesi de çok önemlidir. Yani biz ülke olarak, oruçlarımızı güneş takvimine sabitliyo ruz demek yanlış olur.

Bu konuda şunu da belirtmek isterim. Güneş takvimi çok daha hassas ve daha teknik bilgiler gereken bir takvimdir . SIRASI GELMİŞKEN SÖYLEMEK İSTERİM. DAHA HASSAS VE BİLİMSEL ÖLÇÜLERLE HESAPLAND IĞI İÇİN, HESABI ZOR OLDUĞUNDAN, KARIŞIKLIK OLMAMASI VE DÜNYA MÜSLÜMANLARI ARASINDA, DAHA KOLAY BİRLİKTELİK SAĞLANMASI ADINA, AY TAKVİMİNİN DİNİ KONULARDA KABUL EDİLMİŞ OLMASI, KUVVETLİ MUHTEMELDİR. Çünkü ay takvimini n takibi, gözlemleyerek yapılabiliyor. Yeni ayın ilk günü, hilalin görülmesiyle başlar.

Bu konuda söylememiz gereken çok önemli bir konuda, güneş takvimini n genel hayatımızda, günümüzde asla vazgeçilemez bir takvim oluşudur. Çünkü ilmin gelişmesiyle, ayların ve yılların çok daha hassas tespiti, güneş takvimiyl e sağlanmıştır.  Güneş takvimiyl e bir yılın 365 gün 6 saat olduğu, çok ince detayları ile hesaplandığı halde, ay takvimiyl e bu ince hesap yapılamadığından, ay takvimi, 354 gündür. Yani güneş takvimind en 11 gün eksiktir.

Sonuç olarak, şunu söylemek isterim. Hac görevimizi ve Ramazan oruçlarımızı tutarken, Ay takvimind en istifade etmemiz, dünya Müslümanları arasında daha adaletli olacağı, çok açık anlaşılmaktadır. Bu konuda tartışmanın da akılcı olmayacağını, Kur’an dan aldığım örneklerden yola çıkarak söyleyebilirim.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

7
Bizlerin günümüzde yaşadığımız İslam anlayışının, ne yazık ki cahiliye toplumunu n yaşadığı İslam anlayışından hiçbir farkı yok. Allah ın uyarıcı kitaplar göndermesinin nedenini, daha önce gönderdiğim uyarıları göz ardı edip batıla, hurafeye sapmaları nedeniyle gönderdiğini söyler. En son olarak da gönderdiği Kur’an da, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlara örnekler verir ki, aynı hataları yapmayalım. Bu makalemde, üzerinde sizleri düşünmeye davet ettiğim ayeti önce yazalım.

Maide 50: Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorla r? Kesin olarak inanacak bir toplum için, KİMİN HÜKMÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA GÜZELDİR? (Diyanet meali)

Bakın bu ayet, bugün bizlerin yaptığı yanlışları, bizlere hatırlatıyor ve diyor ki, Allah dan başka hüküm koyan yoktur, sakın dinde Kur’an dan başka hüküm koyucular aramayın. Kimin hükmü Allah ın kimden daha doğrudur, güzeldir diyerek bizleri çok açık bir şekilde uyarıyor. BİR BAŞKA DEYİŞLE ALLAH DAN BAŞKA HÜKÜM KOYUCULAR ARAMAK, CAHİLİYE TOPLUMUNU N İNANÇLARIDIR DİYOR YARADAN.

Peki, bizler bu uyarılardan ders alıyor muyuz? Cahiliye toplumunu n yaptığı yanlışları yapmıyor muyuz? Ne yazık ki hepsini, belki de daha fazlasını bugün bizler yapıyoruz ve diyoruz ki hiç korkmadan, “Allah ın elçisinin de, dinde hüküm koyma yetkisi vardır. Kur’an da her bilgi yoktur, detay verilmemiştir. Allah ın elçisinin rivayet hadisleri olmasaydı, ne namazımızı kılabilirdik, nede orucumuzu tutabilir dik.” Bu sözlere inanıp yaşadığımız içinde, İslam toplumlarından dinde bölünme, savaş, düşmanlık eksik olmuyor. Elimizde apaçık Allah ın kitabı durduğu halde, Kur’an ı terk edip, beşeri bilgileri dinleştirmenın acısını çekiyoruz. Aynı uyarıları Allah Kur’an da birçok kez yapmış, hatırlayalım.

KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51)

O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185)

ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)

KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87)

Ama gözlerde perde, gönüllerde mühür olunca, batıl inançlar ne yazık ki Kur’an ın önüne geçiyor. Bunları söylediğimizde, verdikler i cevap çok ilginç. Siz peygamber imizi postacı yaptınız. Biz asla böyle bir şey söylemedik, bunu söyleyen, hurafeyi, rivayetle ri dinleştirmek isteyenle rin kendi nefisleri nde uydurdukl arı yakıştırmalardır. Allah ın elçisiyle, postacı karşılaştırılır mı? Neymiş postacı getirdiği postanın içeriğini bilmiyorm uş. Bilmiş olsaydı, Allah ın elçisine postacımı derdiniz. Peygamber imiz elbette postacı değildi, O örnek insan Allah ın güven elçisiydi. Ama lütfen unutmayalım, Peygamber imiz, ALLAH IN DİNDE HÜKÜM ORTAĞIDA DEĞİLDİ.

Allah Kur’an da, Kehf suresi 26. ayetinde, “KENDİ HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ” diye bizlere bildirir. Yine Furkan suresi 2. ayetinde, “HÜKÜMRANLIĞINDA, ONUN HİÇBİR ORTAĞI OLMAMIŞTIR”, diyerek, İslam dininde hüküm koyucu yalnız Allah, onun kitabı Kur’an olduğunu birçok kez bizlere, üstüne basa basa bildirmiştir. Allah ın ayetlerin e gözlerini kapatıp, beşerin sözleriyle imanlarını yaşayanlara Kur’an gerçeklerini hatırlatmak, her Müslüman ın görevidir.

Sizlere hatırlatacağım, aşağıdaki ayet üzerinde lütfen dikkatle düşünelim, inanın düşünmeden yaptığımız yanlışlar, hesap günü bizleri çok üzecek hatırlatırım.

İsra 73–74–75: Müşrikler, SANA VAHYETTİĞİMİZDEN BAŞKA BİR ŞEYİ YALAN YERE BİZE İSNAT ETMEN İÇİN seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edecekler di. Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledece ktin. O ZAMAN, HİÇ ŞÜPHESİZ SANA HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIKINTILA RINI KAT KAT TATTIRIRD IK; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.  (Diyanet vakfı meali)

Allah ayetlerin i muhkem, yani apaçık gönderdiğini söyler, tabi batılın etkisinde kalanlar, gönül gözleri açık olmayanla r, bu gerçekleri göremezler. Allah elçisine, bakın ne diyor. Sana vahyettiğimiz ayetlerde n başka şeyleri de, yalan yere Allah a nispet etmenı istediler . Böylece bizim gönderdiğimiz ayetleri görmezden gelmenı sağlayarak, ayetlerim izi inkâr etmenı sağlayacaklardı diyor. Ne kadar ilginç ve dikkat çekici bir ayet. Devamında ise, eğer seni sebatkâr bulmasaydık, yani ayetlerim ize itaatkâr olmasaydın, onlara meyledip, onların sözlerini de dinin içinde gibi gösterecektin diyor. Eğer bu yanlışı yapsaydın, seni cezalandırırdık diyor.

Gelelim günümüze. Bizler eğer, Allah ın elçisinin izinden gittiğimizi söylüyorsak, Allah ın elçisinin yaptığı gibi İslam ı yaşamalıyız. Çünkü ayette de bahsettiği gibi, Peygamber imiz yalnız Kur’an a uymuş, asla Kur’an ın dışından hiçbir bilgiyi, sözü dinin içine ilave ederek, bunlarda İslam ın emridir dememiştir. Demesinin de mümkün olmadığının, açık kanıtıdır bu ayetler.

Sizlere son olarak bazı ayetler hatırlatmak istiyorum . Bu ayetler, Kur’an ın sınırlarını aşarak, batılın etkisinde İslam ı yaşayıp, Allah ın hükmüne ortak koşanlara hatırlatmadır.

Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali)

Muhammed 2: İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. (Diyanet vakfı meali)

Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNA NA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenleri n en hayırlısıdır. (Diyanet meali)

Allah düşünen kullarına, çok açık hükümler veriyor ve bakın ne diyor. Kurtuluşa erecek olan kullarım, benim gönderdiğim Kur’an a uyanlar olacaktır diyor. Hatırlatırım başka kaynaklar dan bahsetmiy or. Allah diğer ayetinde de aynı konuyu tekrar ediyor, anlama zorluğu çekenlere ne diyor? Hak olarak Allah katından, Muhammed e indirilen Kur’an a inanların Allah günahlarını affeder diyor. Yunus 109. ayette de elçisine seslenere k bakın ne diyor. Sana vahyettiğim Kur’an ayetlerin e uy ve sakın acele etme sabret, gerektiğinde ihtiyacın olan ayetler indirilec ektir diyor. Hani Allah ın elçisi de dinde hüküm koyardı, ne oldu? Allah buna izin vermediğini, apaçık daha nasıl söylesin.

Değerli din kardeşlerim, lütfen batılın, hurafenin, atalar inancının etkisinde n kurtulalım, bunu yapmayıp, düşünmeden, araştırmadan imanımızı yaşamaya devam edersek, huzuru mahşerde şaşıran, üzülenlerin safında buluruz kendimizi .

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


8
İSLAMİ BİLGİLER / Yaratan Rabbin Adıyla Oku, Ne Anlama Geliyor?
« Son İleti Gönderen: halukgta 01 Mayıs 2018, 11:32:04 »

Kur’an ayetlerin in ilk indirilme ye başlandığında, Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaradan Rabbin adıyla oku diye geçer. Sizce bu ayette geçen OKU emriyle Allah elçisine, ne söylemek istiyor olabilir? Kur’an ı oku diyor dersek, daha indirilmiş bir kitap, ayetler olmadığına göre, bu ayette geçen OKU emrinden, indirdiğimiz ayetleri, bildiğimiz şekliyle biz söyleyince sende tekrarla şeklinde anlarsak, sanırım ayetin bizlere anlatmaya çalıştığı asıl amacı tam anlamamış oluruz. Konuyu daha iyi anlayabil memiz için, bu ayetin devamındaki 2 ayeti de yazalım, daha sonra üstünde birlikte düşünelim.

Alak 1–2–3: YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU! O, insanı bir yapışkan döllenmiş yumurta hücresinden yarattı. OKU; ÇÜNKÜ RABBİN SONSUZ KEREM SAHİBİDİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu konuyu doğru anlayabil memiz için, önce Kur’an da bolca geçen ve Allah ın elçisinin okumasını istediği AYET kelimesin in ne anlama geldiğini de doğru anlamamız gerekir. Ayet kelimesi Arapçada, DELİL, AÇIK ALAMET, İŞARET, MUCİZE anlamlarına gelir. Yukarıdaki ayeti anlamaya çalışırken, lütfen ayet kelimesin in anlamını unutmayalım.

Allah Alak suresinde, Yaratan Rabbin adıyla oku derken, dikkat ettiyseni z çok dikkat çekici bir örnekle devam ediyor. İnsanın yaradılışındaki mucizeyi örnek veriyor ve devamında da yine aynı kelimeyi kullanıyor OKU yani İKRA. Devamında da Allah, sonsuz kerem sahibi diyerek, Onun yüceliğine vurgu yapıyor.

Buradan şunu anlıyoruz. Allah elçisine şunu söylüyor İKRA/OKU derken. Önce sen Allah ın yarattığı gücü, mucizeler i, delili gör. Bizzat insanların, nasıl bir mucizeyle yaratıldığını anla, yani kendini önce tanı, yaratılmışlığın ve tabiatın mucizesin i oku, yani düşün ve farkında ol diyor. BAZEN BİZLER ŞÖYLE DERİZ, BEN BU KİŞİNİN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU YÜZÜNDEN OKUDUM. Yani nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu, görünüşünden, davranışlarından fark ettim anlamındadır. Allah da elçisini bu konuda uyarıyor ve diyor ki, seni elçi olarak seçtim, sen önce bu görevin ne derece önemli olduğunun farkına var. Kendini önce tanı, gökyüzünde ve yeryüzünde Allah ın yarattığı ayetleri önce doğru oku ki, görevini de layığı ile yerine getirebil esin. Aslında Allah buna benzer bir örneği de bizlere verir Kur’an da ve bakın nasıl uyarır.

Casiye 3: Kuşkusuz, göklerde ve yerde, iman sahipleri için SAYISIZ AYETLER VARDIR. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetiyle Allah bizlere, iman etmiş kullarının, Allah ın gücünü anlayabil meleri için, tabiatın yaradılış gerçeklerini okumamızı, yani gözlerimizle şahit olup, gönlümüzle destekley ip, görmemiz gerektiğini söylüyor. Demek ki bu ve benzeri ayetlerde okumak, yalnız kelimeler in tekrarı anlamında olmadığı, gerçekleri gördüğümüzde, düşünerek, aklımızı kullanara k Allah ın yarattıklarını şahit olup, Allah ın ayetlerin i okumak anlamında olduğu anlaşılıyor. Bunun farkında olabilmek içinde, Kur’an ın birçok ayetinde Allah ın yaptığı uyarıları unutmayalım. HALA DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ. FAKAT DÜŞÜNEN Mİ VAR. ALLAH, AYETLERI SIZE IŞTE BÖYLE AÇIKLAR KI, DERİN DERİN DÜŞÜNEBILESINIZ.

Bu konuyu daha net anlayabil memiz için, şöyle özetleyebiliriz. OKU emrinin bir anlamı, bizzat tebliğ edileni okuyup, üzerinde düşünmek anlamı olduğu, birde gözlerimizle, duygularımızla Allah ın ayetlerin i tabiatta görüp, onun gücüne, yüceliğine, eşsizliğine şahit olup, gönlümüzle onaylamak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Necm suresi 18. ayette, yine ayet kelimesi, Allah ın gücünü, onun mucizeler ini Allah ın elçisi gördüğünde de kullanılıyor ve “ANDOLSUN O, RABBİNİN EN BÜYÜK AYETLERİNDEN BİR KISMINI GÖRDÜ.” Şeklinde geçer. Yani bu ayette de Allah ın elçisi, böylece Allah ın ayetlerin i okuduğunu, yani gözleriyle görüp bizzat şahit olduğu anlatılmaktadır.

Zariyat 20. ayetinde de Allah, ”KESİN OLARAK İNANANLAR İÇİN YERYÜZÜNDE AYETLER VARDIR.“ diyerek, bu ayetleri yani Allah ın mucizeler ini Allah, bizlerin bizzat görerek şahit olarak okumamızı, yani düşünüp anlamamızı istemekte dir. Bu konuda bir örnek daha vermek istiyorum .

Fussilet 53: ONLARA DIŞ ÂLEMDEKİ VE KENDİ İÇLERİNDEKİ AYETLERİMİZİ/doğa kanunlarını göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın gerçek/hak olduğunu anlayacak lardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah ın bir yazılı, birde yazılı olmayan ayetleri var. Yazılı olmayan ayetleri bizler eğer nefisleri mizde, aklımızda okuyup gerçekleri göremiyorsak, yazılı olan ayetleri okuyup anlamamız mümkün olmayacak tır. Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaratan Rabbinin adıyla oku derken, Allah önce yarattığım, gözlerinle şahit olduğun ayetlerim i önce oku diyor. ONLARI OKU VE DÜŞÜNKİ GÖREVİNİN BİLİNCİNDE OLASIN.

Konuyu özetlemek gerekirse . Çok önemli bir konuda bir iş yapmadan önce, emin olabilmem iz için, bizlere yalnız yazılı kaynaklar yeterli gelmez. Yapacağımız işin doğruluğunu önce nefsimize, vicdanımıza ve aklımıza onaylatma mız gerekir. Buda görsel araştırmalarla olur. Eğer bunun doğruluğuna kendimizi inandırmışsak, yapmak istediğimizi yakınlarımıza anlatıp kabul ettirebil iriz ve çevremizden de destek alabiliri z.

Onun için de Allah, sizlere göndereceğim kitabı tebliğ alıp okumadan önce, benim gücüme ve yarattığım âleme bakın ve gerçekleri iyi okuyun diyor. Bizlerde Kur’an ı batılın ve hurafenin etkisinde kalmadan okuyup anlamak istiyorsa k, önce Allah ın elçisine yaptığı yolu izlemeliy iz. KUR’AN DAN ÖNCE, ALLAH IN YARATTIĞI TABİAT AYETLERİNİ DOĞRU OKUMALIYI Z Kİ, GÖNLÜMÜZ, VİCDANIMIZ VE AKLIMIZ, ALLAH IN AYETLERİNE TESLİM OLSUN.  Bunu gereği gibi yapmadığımız için, Allah ın kitabını bir kenara koyduk ve Kur’an da her şey yoktur, özet bilgiler vardır demekle yetinmedi k, birde Kur’an ı herkes anlayamaz diyerek, Allah ile kulu arasına Allah yasaklama sına rağmen veliler, efendiler, şeyhler edindik.

Dilerim Allah dan, bu yanlışımızı fark eden ve batıldan uzaklaşan, Allah ın uyardığı gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, Allah ın azınlık Salih kullarından oluruz..

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

9
İSLAMİ BİLGİLER / Kur'an ın Tercümesi, Meali Kur'an Değil Midir?
« Son İleti Gönderen: halukgta 19 Nisan 2018, 10:01:57 »
Bazı arkadaşlarımız Kur’an kelimesin den, yalnız Arapça okuduğumuz kitabın olduğunu anlıyor ve diyorlar ki, Kur’an ın tercümesi Kur’an değil mealdir. Gerçekten bu sözler doğru olabilir mi? Kur’an yani Allah ın vahyinin ana özelliği, değişmez kuralı Arapça oluşumudur, yoksa Allah ın vahyinde bizlere iletmek istediği emirleri yani anlamı, manasımıdır? Meal kelime anlamı olarak anlam, kavram, ortaya çıkan şey, sonuç, netice anlamlarına gelir. Yani Kur’an ı Arapçasından dilimize çevirip, Allah bizlere ne söylüyor ve bizlerden ne istiyor, onun apaçık tercüme edildiği hali anlamındadır. Bu durumda buna nasıl olurda, Kur’an değildir deriz? Kur’an anlamadığımız, bilmediğimiz dilden olan halimidir? Bu sözler, toplumu tedirgin eden, hatta Kur’an ı anlayarak okumaktan alı koyan düşüncelerdir.

Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an ı düşünerek okuyan bir Müslüman rahatlıkla verebilir . Bakın bu sorunun cevabını, İmamı Azam Ebu Hanife, yüzlerce yıl önce nasıl vermiş.

“Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARI N TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) varlıklardır. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.”

GERÇEKTENDE KUR’AN, ALLAH IN KULLARINA AÇIK MESAJIDIR . Anlamını bilmeden okuduğumuz, Arapça ayetlerin yalnız Kur’an olduğunu söylersek, Allah ın bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitabın amacına, özüne tamamen ters düşen bir hükmü vermiş oluruz Kur’an kelimesin e. KUR’AN ALLAH IN BİZLERE TEBLİĞİDİR, MESAJIDIR, VAHYİDİR. BU TEBLİĞİ EĞER ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ BİR LİSANDA OKUYORSAK, TEBLİĞ GERÇEKLEŞMEMİŞ DEMEKTİR Kİ, BU DURUMDA NASIL OLURDA ASIL KUR’AN YALNIZ ARAPÇADIR DERİZ. Allah ne diyor Kur’an da birçok ayetinde? Kullarım ayetler üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Anlamadan okuduğumuzda, sizce Allah ın bu emrini yerine bizler getirebil ir miyiz? Bunu yapamıyorsak, hala nasıl olurda anlamadan Arapça okuduğumuzda bu Kur’an olur, anladığımız dile çevrildiğinde Kur’an olmaz deriz. Bu düşünce Kur’an ın indiriliş amacına tamamen ters düşer.

KUR’AN KELİME ANLAMI OLARAK, OKUMAK, OKUNAN ŞEY ANLAMINA GELİR. Elbette anlamadan okumak değil, anlayarak ve düşünerek okumak. Bu durumda Kur’an için, Allah ın vahiyleri ni bir araya getirilip, anlayarak düşünerek okumak anlamına gelir Kuır’an dersek, yanlış olmaz. Örnek verelim.

İsra 9–10: ŞÜPHESİZ BU KUR'ÂN, DOSDOĞRU OLANI GÖSTERİR ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayan lara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir. (Bayraktar Bayraklı meali)

İsra 82: BİZ KUR'AN'DAN, İNANANLAR İÇİN ŞİFA VE RAHMET OLACAK ŞEYLER İNDİRİYORUZ. Ama bu, zalimleri n yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah gönderdiği ayetlerin birleştirilmiş halinin tamamına, Kur’an diye bahsediyo r.  Gönderilen kitabın, ne maksatla gönderildiğini de bizlere bildiriyo r ve diyor ki, bu Kur’an sizlere dosdoğru yolu gösterir ve iletir. Kur’an inananlar a şifadır, onlara yol gösterecek bilgiler indiriyor uz. Bu durumda Kur’an doğru yolun ne olduğunu, acaba kendi dilimizde n anlayarak mı okuduğumuzda anlarız ve öğreniriz, yoksa anlamadığımız bir dilden okuduğumuzda mı? Bu sorunun cevabı çok açıktır. EĞER KUR’AN I AMACINA UYGUN BİR ŞEKİLDE OKUMUYORS AK, BİZLER ANCAK KUR’AN OKUMUŞ GİBİ YAPMIŞ OLURUZ, AMA ASLA BİZLERE YOL GÖSTERMEZ, ÇÜNKÜ ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALMAMIŞ OLURUZ. Daha da kötüsü, Allah bizlerden ne istiyormuş diye Arapça bilenlere sorduğumuzda, anlatılanların doğruluğundan asla emin olamayız. Allah kulları arasında, aracı kabul etmediğini söylüyor, lütfen unutmayalım. İmtihanında özünde bu yatar. Herkes gücü nispetind e, çaba göstermelidir.

Allah gönderdiği kitabın isminden bahsederk en, yalnız Kur’an kelimesin i kullanmaz, birçok isimler zikreder. Birkaç örnek vermek istiyorum .

Furkan 1: Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o FURKAN'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. (Yaşar Nuri meali)

Hicr 9: Hiç kuşkusuz, O ZİKİRİ/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. (Yaşar Nuri meali)

Nisa 174: Ey insanlar! Rabbinizd en size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir NUR indirdik. (Bayraktar Bayraklı )

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah ın gönderdiği vahiy topluluğunun ismi yalnız Kur’an değil. Allah vahiyleri nden bahsederk en, bazen Furkan yani eğriyi doğrudan ayıran ismi kullanıyor. Bu durumda bizler, eğriyi doğrudan ayırabilmemiz için, Allah ın kitabını nasıl okumamız gerekir? Cevabı çok açıktır, anladığımız dilden. İnanın yoksa anlamadan okuduğumuz kitaba, istediğimiz kadar FURKAN ya da KUR’AN diyelim, bizlere hiçbir faydası olmaz. Allah Kur’an ın indiriliş amacını açıkça bildirmiş ve ne demişti. KULLARIMA YOL GÖSTERİCİ OLSUN DİYE İNDİRDİK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, bizlere nasıl yol gösterici olsun?

Bizleri, anlamını bilmeden okumaya teşvik etmelerin in nedeni, hatta Türkçe tercümesinden okursan, Kur’an sayılmaz demelerin in asıl nedeni, ne yazık ki toplumu din adına istedikle ri gibi yönetebilmek içindir, bu gerçeği asla unutmayalım. Allah İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur dedikçe, bizler ellerimiz le ruhban sınıfı yarattık. Yarattığımız bu ruhbanlar da, kendi hükümranlığını sürdürebilmek için, toplumu Allah ile aldatarak, herkes Kur’an ı anlayamaz, Arapça başka dillere çevrildiğinde anlamı değişir, bir kelimenın yüzlerce anlamı vardır diyerek, topluma korku saldılar. Her ne hikmetse Kur’an ı anladığını iddia edenler, hatta tercüme edenler, anlayıp topluma anlatabil iyorlar. Toplumu hadislerl e dinini yöneten bu kişilere, hiç kimse sormuyor. Hadisleri n orijinali de Arapça. Onlar doğru olarak Türkçeye çevriliyor, bu konuda hiç kimse itiraz etmiyor da, Allah ın nuru Kur’an neden çevrilmesin? Bunları söyleyip toplumu aldatanla r, sanki kendileri seçilmiş insanlar gibi, toplumu işte böyle oyalayıp, aldatmaya devam ediyorlar .
 
Değerli din kardeşlerim. Kur’an, Allah ın bizlere gönderdiği, eğriden doğruyu ayırabileceğimiz bir tebliğdir, duyurudur . Bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer Allah ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir.  Allah ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin .

Allah gönderdiği tebliğini, Kur’an ı neden Arapça indirdiğini, çok açık bir şekilde bizlere anlatmış ve hatta doğru anlayalım diye örnek vererek izah etmiştir. Eğer bizler hala bu örnekler üzerinde düşünmeyip, anlamaya çalışmıyorsak, bizler Allah ın vahyini hala alamamışız demektir.

İbrahim 4: Biz, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK KENDİ TOPLUMUNU N DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! (Yaşar Nuri meali)

Bu ayeti tebliğ alan bir Müslüman, Allah ın gerçek vahyini okumak istiyorsa, anlamını bilmese de Arapçasından okumalıdır asla diyemez. Dediğimiz andan itibaren, Kur’an ayetlerin e ters düşen bir mantığa kendimizi inandırmış olur. Bakın ayette ne diyor. Kullarım iyice anlayabil sin, yani tebliği gereği gibi anlasınlar diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerime, kendi dillerind en kitaplar gönderdik diyor. Bu ayetten çok açık şunu anlıyoruz. Her Müslüman Allah ın vahyini, Furkan ını, nurunu, zikrini, anladığı dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin . YANİ ALLAH IN TEBLİĞİNDE Kİ ASIL ÖZELLİK, ARAPÇA OLUŞUNDA DEĞİL, ASIL VAHYİN ÖNEMİ, MANASINDA DIR, ANLAMINDA DIR.

Kur’an ı farklı anlayıp anlatanla r, Allah ın vahyini anlamaya çalışırken, bizzat Kur’an ın örneklerinden yardım almak yerine, rivayet edilen hadislerd en yararlana rak anlamaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca da, Allah ın bizlerden ne istediğini değil, bizlere öğretilenlerin ışında ayetleri anlamış oluyoruz. Buda bizler için büyük bir tehlikedi r. Onun içindir ki bölündük ve parçalandık.

Allah bu konuda geleceği bildiği için, bir başka ayetinde de gereken açıklamayı yapıyor ve bakın nasıl bir örnek veriyor. Bu ayetten de hala anlamayıp, esas Kur’an Arapçadır diyorsa bir insan, bazı kişiler tarafından esir alınmış, düşünemiyor Kur’an gerçeklerini göremiyor demektir.

Fussilet 44: EĞER BİZ ONU YABANCI DİLDEN BİR KUR'ÂN YAPSAYDIK ONLAR MUTLAKA: "BU KİTABIN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? ARAP BİR PEYGAMBER E YABANCI DİL, ÖYLE Mİ?" DERLERDİ. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenle rin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. SANKİ ONLAR UZAK BİR YERDEN ÇAĞRILIYORLAR (DA DUYMUYORL AR). (Elmalı meali)

Allah bu konuyu, daha nasıl açıkça bizlere bildirsin bilemiyor um. Hala anlayamay anlara, anlamak istemeyen lere, ayetin sonundaki uyarı ders olmalıdır.  Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız. Allah hiçbir kulunu, anlayamay acağı bir kitaptan, hükümden sorumlu tutmaz. Onun için Allah ın vahyini mutlaka, anladığımız dilden okumalıyız. Okumalıyız ki, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabil elim.

Allah ın bu gerçeğinin önüne set çekmek ve toplumun bilinçlenmesini istemeyen ler, topluma öyle bir korku salmışlardır ki, Allah a ve onun kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmışlar ve demişler ki; KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ. Lütfen unutmayalım, tüm diller evrenseld ir ve anlamı değişmemek şartıyla, farklı kelimeler le tüm dillere çevrilebilir. Sizce Allah tüm insanların dillerine çevrilemeyen bir rehber, tebliğ gönderip, daha sonra tüm insanları Kur’an dan sorumlu tutar mı? Yaradan ın uyardığı gibi. HALA BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ?

Dünya üzerinde yazılmış hiçbir beşeri kitaba, böyle bir saygısızlık yapılarak, bu kitap şu dilden, diğer dillere çevrilemez denmemiştir. Arapça, Çince ya da Hintçe yazılmış ilmi kitapların tamamı, tüm dillere çevrilip, anlaşılıyor hatta bu kitaplard an bilim adamları yetişiyorsa, bizler nasıl olurda Allah katından gelmiş, eşi benzeri olmayan bir NUR için, başka dillere tam çevrilemez diyoruz. Bu ne saygısızlık. Buna nasıl inanırız.

Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Bizlere düşen dikkatle, tercüme edilmiş Kur’an ayetlerin i okuyalım. Art niyetli kişilerin, ayetler üzerinde yaptığı tahrifatl arı, kendi çabalarımızla araştırarak, Allah ın da gönül gözümüzü açacağına söz verdiği gerçeğinden yola çıkarak, Furkan ı anlamaya çalışalım. Bu çabanın sonunda, gerçekleri nasıl fark edeceğinizi göreceksiniz. GAYRET BİZDEN, YARDIM ALLAH DAN. Bu imtihan zorlu bir imtihan. Özveriyle çaba harcayan, inanın mükâfatını görecektir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
 
10

Diyanet işleri başkanımız, bir açıklama yapmış televizyo nda, deizm gençler arasında yaygınlaşıyor sorusu üzerine. Bizlerin sorunlara çare buluş yöntemimiz, verdiğimiz cevaplard an, konuya nasıl yaklaştığımızdan, çok iyi anlaşılıyor. BU DÜŞÜNCE SAPIK VE BATILDIR demiş, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız.  Verilen bu cevap üzerinde düşüncelerimi açıklamadan önce, deizm nedir isterseni z ona bakalım.

“Yaradancılık anlamına gelen Deizm, evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılıp, daha sonra bu yaratıcının insanı kendi başına bıraktığını kabul eden bir felsefi akım ya da inanç biçimidir. Deizm, peygamber leri ve Kutsal kitapları reddeder. “

Hiçbir toplum kanun ve kurallar olmadan huzurlu yaşayamaz, önce bunu unutmamalıyız. Allah bizleri yarattıysa, mutlaka kuralını da koymuş olması gerekir. Önce bu düşüncenin, nasıl bir ortamda doğmuş olabileceğini doğru tespit etmeliyiz . Yoksa bu düşünce ve inanca sahip olanları, sapık ve batıldır diyerek geçiştirmek, toplumda özellikle gençler arasında, inanılmaz büyük boşlukların oluşmasına neden olur. Buna benzer düşünceler, akımlar acaba toplumlar arasında, ne zamanlar ortaya çıkmıştır diye düşünelim isterseni z.

Deizm in ilk olarak 17. yüzyılda İngiltere de çıktığı söylense de, belki ismi bu tarihlerd e bu şekliyle anılıyor olabilir, fakat bu düşünce akımının çok eski olduğunu söylemek, yanlış olmaz. Deist akımının, düşüncenin ana unsurlarına baktığımızda, aslında toplumları özellikle düşünen sorgulaya n insanları, gençleri deizme yönlendiren asıl nedenin, Allah ın indirdiği dinden ve kitaplarından uzaklaşılarak, aklı bir kenara koyan inançların ortaya çıkması, toplumun bir kısmını deizme yönlendirmiştir. Günümüzde toplum içinde deizm in yayılmasına en büyük etken, bugün tüm ehli kitabın, ALLAH IN İNDİRDİĞİ DİNDEN UZAKLAŞMASI, İNDİRDİĞİ KİTABA DEĞİL, UYDURULAN KİTAPLARA İNANMALARI BÜYÜK ETKEN OLMUŞTUR. Deistler şu düşünceleri savunurla r.

1-Mantığın, aklın insanlara doğruyu öğretebileceği inancı.
2-Yaratıcı bir güç inancı.
3-Mucizelerin, kehanetle rin, gerçek olamayaca k abartı sözlerin, dinsel dogmaların ve ilahi olarak nitelendi rilen dinlerin reddedilm esi.

Bu maddeleri okuduğunuzda, Kur’an ın özünde bu düşünceler yattığını hatırlamışsınızdır. Deistler peygamber lere inanmazla r. NEDEN İNANMAZLAR BİLİYOR MUSUNUZ? ÇÜNKÜ TOPLUMA ANLATILAN BATIL VE HURAFE DİNİN, PEYGAMBER LER, ELÇİLER TARAFINDA N TOPLUMA ANLATILDIĞINI ZANNEDERL ER. Eğer Deistler, Allah ın indirdiği gerçek İslam ile buluşmuş olsaydılar, asla ne elçileri nede onların gönderdiği kitapları inkâr etmezlerd i. Tabi günümüzde güvenilecek, elimizin altında yalnız Kur’an var. Onun içindir ki yalnız Kur’an a güvenebiliriz.

Deist olan dostlarımıza seslenmek istiyorum . İnandıkları ilkeler, Allah ın indirdiği Kur’an da var. Tabi sizler Kur’an ile tanışmadan önce, uydurulan İslam ile tanıştığınız için, bu düşüncelere karşı çıkmanız çok normal. Aynı hatayı, daha önce Kur’an ile gereken bağlantıyı kuramamış, İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan kardeşlerimizde yapıyor. Onlara Allah ın ayetlerin i hatırlattığımızda, o senin anladığın gibi değil diyerek, birilerin den öğrendikleri bilgiler ışığında, İslam ı anlıyorlar ve yaşıyorlar.

Sayın Diyanet İşleri Başkanımız, toplumda var olan bu acı gerçeğe merhem olmak yerine, onları sapıklıkla, batıl ile suçlarsa, onları kazanmak yerine, deizme hatta belki de sonunda ateizme yönlendirmiş oluruz. Ülkemizde deizm artıyor mu, onu bilemem ama kendisini boşlukta hisseden bir gençlik gurubunun olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü dini, kesinlikl e konuşmak istemiyor lar.
Ülkemizde bu tür akımların oluşmasında Diyanetin, cemaatler in ve tarikatla rın bunda payı çok büyüktür. Gelelim deistleri n ilkelerin e. Deistler uydurulan İslam da, bu ilkeleri bulamıyorlar. Bulamayınca isyanlarını dile getiriş biçimi olarak, bizler deist iz deyip çıkıyorlar. Günümüzde dini anlatanla r, akılla İslam yaşanmaz diyorsa, deist olan gençlere dini asla anlatamayız, ellerimiz le onları dışlamış oluruz.

Deistleri n ilkelerin e şöyle bir göz atalım. Aklın ve mantığın insanları doğruya götürdüğüne inanma konusunu, ne yazık ki topluma öğretilen dinde yani uydurulan fıkıh inancında bulamıyorlar ve itiraz ediyorlar . AKLIYLA DÜŞÜNMEYEN DOĞRUYU BULAMAZ diyorlar. Bu çok doğru ve de haklı bir düşünce. Peki, Kur’an buna karşımı? Yani sen akılla gerçekleri göremezsin mi diyor? Elbette hayır. Tam tersine, aklını kullanmay an bir insan rezil bir insandır, her türlü cezayı hak etmiş olur diyor Kur’an. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim bir konu var. Allah akla, düşünmeye çok önem verir ve bu konuda uyarır, ama biz insanların imtihan olduğu öyle bir nefsi vardır ki, o akıl bazen nefsimize hükmedemez, söz geçiremez. İŞTE BU DURUMDA İNSANLARIN EĞER İNANDIĞI, NEFSİNİ TERBİYE EDECEK, ALLAH IN KANUNLARI VE KURALLARI YOKSA KENDİSİNE HÂKİM OLMASI, DOĞRUYA YÖNELMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu gerçeği mutlaka görmeliyiz.

Kur’an ın bir çok yerinde uyardığı gibi, Allah dan başka ilah yoktur, ondan başka yardım istenecek hiçbir güç ve veliniz yoktur diyor. Peki, bugün topluma anlatılan, rivayetle rle şekillendirilen beşeri İslam ne diyor? Peygamber lerde dinde hüküm koyucudur, Allah gibi şefaat yetkisi vardır. Velilerin, şeyhlerin ve efendiler inde şefaat yetkileri vardır ve velisi olmayan cennete gidemez, kurtuluşa eremez diye inandırılmıştır toplum. Ayrıca anlatılan, onca olağanüstü olayları da hatırlayınız. Tüm bunları duyan ve gören insanlar, aklına ve mantığına uymadığı için peygamber leri ve böylece farkında olmadan dikkatle okuyup araştırmadan, kitaplarını da inkâr ediyorlar . YANLIŞ TERCÜME EDİLMİŞ KUR’AN MEALLERİNİ GÖRDÜKÇE DE, BU İNANÇLARI NE YAZIK Kİ GÜÇLENİYOR. BUNLARIN BU HALE GELMESİNDE ASIL NEDEN, BU YALAN YANLIŞLARI DİN DİYE TOPLUMA ANLATAN ZİHNİYETTİR. Müsebbibi onlardır. Onun içinde Sayın Diyanet İşleri Başkanımızın bu yarayı iyileştirmesi, hiç mümkün görünmüyor.

Allah Kur’an da, elçisine mucizeler vermediğini söyledikçe, Yahudi ve Hıristiyanların uydurdukl arı yarışa bizlerde katılmış, inanılmaz uydurulan mucizeler i, Allah ın elçisinin yaptığını topluma anlatıyorlar. Allah elçisine, bende sizin gibi bir beşerim, sizden farkım yok sözleri, ne yazık ki duyulmaz olmuş. Düşünen bir insanın da bunları kabul etmesi, elbette mümkün değildir. Deistleri n en büyük hatası, işin kolayına kaçıp, gerçek İslam ı ve Kur’an ı gereği gibi araştırmamalarından kaynaklan maktadır.

Deizm belki bu isimle anılmasa da, geçmişi çok eskidir. Farklı şekillere bürünerek günümüze gelmiştir. Daha önce söylediğim gibi, günümüzde deizmin yayılmasının asıl nedeni, Allah ın indirdiği değil, insanların uydurduğu dini, Allah ın dini diye topluma anlatmala rından, kabul ettirmeye çalışmalarından kaynaklan mış bir isyandır, itirazdır. Bu itirazın, başkaldırının bir başka şeklini, cahiliye toplumund a da görüyoruz.

Hatırlarsınız peygamber imizden bahsederk en Allah, elçim ÜMMİYDİ der. Günümüzde topluma Allah ın elçisinin, ÜMMİ oluşunun gerçek yönünü anlatmakt an çekinenler, ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır diyerek, toplumu aldatmış, kandırmışlardır. Hâlbuki Kur’an ümmi kelimesin i özellikle açıklıyor. Ümmi, o günkü toplumda kabul gören batıl ve hurafeler le şekillenmiş, Ehli kitabın hiç birisine tabi olmayanla r anlamındadır. Yani Peygamber imiz ne Yahudi, nede Hıristiyan toplumuna tabi değildi. YANİ PEYGAMBERİMİZ BOZULMUŞ, TAHRİF EDİLMİŞ, ATALAR İNANCIYLA BEŞERİLEŞTİRİLMİŞ BİR DİNİN, ALLAH KATINDAN OLAMAYACAĞINI FARK ETMİŞTİ.

Elbette Allah ın elçisi, bugün deistleri n yaptığı gibi, böyle kurallar Allah katından gelmez diye kestirip atmamış, ama sürekli Allah a dua edip, kendisine gerçekleri göstermesi için yalvarmış, araştırmış bir insandı. Allah da görevlendireceği elçisini, özellikle Ehli kitaptan değil, ümmi yani belki din ile hiçbir ilgisi olmadığı halde, doğruların gerçeklerin arayışı içinde olan Hz. Muhammed i elçi olarak seçmiştir. Bundan alacağımız çok büyük dersler vardır. Hatırlatmak isterim, Şura 52. ayette Allah elçisinden bahsedere k, SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. SANA KUR’AN İLE DOĞRU YOLU GÖSTERDİK DER.

Bizler bazı gerçekleri topluma anlatamıyorsak, toplumun içinden çıkacak yanlış inançların sebebi oluruz. ONLARI DIŞLAMAK YERİNE, KABAHATİ ÖNCE KENDİMİZDE ARAMALIYI Z. İslam ı, Allah ın indirdiği ile değil, rivayetle rin hükmettiği şekliyle anlatırsak, toplumda İslam dışı oluşumları ellerimiz le büyütmüş, çoğaltmış oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi