Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İSLAMİ BİLGİLER / Kur'an ın Tercümesi, Meali Kur'an Değil Midir?
« Son İleti Gönderen: halukgta Bugün, 10:01:57 »
Bazı arkadaşlarımız Kur’an kelimesin den, yalnız Arapça okuduğumuz kitabın olduğunu anlıyor ve diyorlar ki, Kur’an ın tercümesi Kur’an değil mealdir. Gerçekten bu sözler doğru olabilir mi? Kur’an yani Allah ın vahyinin ana özelliği, değişmez kuralı Arapça oluşumudur, yoksa Allah ın vahyinde bizlere iletmek istediği emirleri yani anlamı, manasımıdır? Meal kelime anlamı olarak anlam, kavram, ortaya çıkan şey, sonuç, netice anlamlarına gelir. Yani Kur’an ı Arapçasından dilimize çevirip, Allah bizlere ne söylüyor ve bizlerden ne istiyor, onun apaçık tercüme edildiği hali anlamındadır. Bu durumda buna nasıl olurda, Kur’an değildir deriz? Kur’an anlamadığımız, bilmediğimiz dilden olan halimidir? Bu sözler, toplumu tedirgin eden, hatta Kur’an ı anlayarak okumaktan alı koyan düşüncelerdir.

Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an ı düşünerek okuyan bir Müslüman rahatlıkla verebilir . Bakın bu sorunun cevabını, İmamı Azam Ebu Hanife, yüzlerce yıl önce nasıl vermiş.

“Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARI N TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) varlıklardır. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.”

GERÇEKTENDE KUR’AN, ALLAH IN KULLARINA AÇIK MESAJIDIR . Anlamını bilmeden okuduğumuz, Arapça ayetlerin yalnız Kur’an olduğunu söylersek, Allah ın bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitabın amacına, özüne tamamen ters düşen bir hükmü vermiş oluruz Kur’an kelimesin e. KUR’AN ALLAH IN BİZLERE TEBLİĞİDİR, MESAJIDIR, VAHYİDİR. BU TEBLİĞİ EĞER ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ BİR LİSANDA OKUYORSAK, TEBLİĞ GERÇEKLEŞMEMİŞ DEMEKTİR Kİ, BU DURUMDA NASIL OLURDA ASIL KUR’AN YALNIZ ARAPÇADIR DERİZ. Allah ne diyor Kur’an da birçok ayetinde? Kullarım ayetler üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Anlamadan okuduğumuzda, sizce Allah ın bu emrini yerine bizler getirebil ir miyiz? Bunu yapamıyorsak, hala nasıl olurda anlamadan Arapça okuduğumuzda bu Kur’an olur, anladığımız dile çevrildiğinde Kur’an olmaz deriz. Bu düşünce Kur’an ın indiriliş amacına tamamen ters düşer.

KUR’AN KELİME ANLAMI OLARAK, OKUMAK, OKUNAN ŞEY ANLAMINA GELİR. Elbette anlamadan okumak değil, anlayarak ve düşünerek okumak. Bu durumda Kur’an için, Allah ın vahiyleri ni bir araya getirilip, anlayarak düşünerek okumak anlamına gelir Kuır’an dersek, yanlış olmaz. Örnek verelim.

İsra 9–10: ŞÜPHESİZ BU KUR'ÂN, DOSDOĞRU OLANI GÖSTERİR ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayan lara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir. (Bayraktar Bayraklı meali)

İsra 82: BİZ KUR'AN'DAN, İNANANLAR İÇİN ŞİFA VE RAHMET OLACAK ŞEYLER İNDİRİYORUZ. Ama bu, zalimleri n yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah gönderdiği ayetlerin birleştirilmiş halinin tamamına, Kur’an diye bahsediyo r.  Gönderilen kitabın, ne maksatla gönderildiğini de bizlere bildiriyo r ve diyor ki, bu Kur’an sizlere dosdoğru yolu gösterir ve iletir. Kur’an inananlar a şifadır, onlara yol gösterecek bilgiler indiriyor uz. Bu durumda Kur’an doğru yolun ne olduğunu, acaba kendi dilimizde n anlayarak mı okuduğumuzda anlarız ve öğreniriz, yoksa anlamadığımız bir dilden okuduğumuzda mı? Bu sorunun cevabı çok açıktır. EĞER KUR’AN I AMACINA UYGUN BİR ŞEKİLDE OKUMUYORS AK, BİZLER ANCAK KUR’AN OKUMUŞ GİBİ YAPMIŞ OLURUZ, AMA ASLA BİZLERE YOL GÖSTERMEZ, ÇÜNKÜ ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALMAMIŞ OLURUZ. Daha da kötüsü, Allah bizlerden ne istiyormuş diye Arapça bilenlere sorduğumuzda, anlatılanların doğruluğundan asla emin olamayız. Allah kulları arasında, aracı kabul etmediğini söylüyor, lütfen unutmayalım. İmtihanında özünde bu yatar. Herkes gücü nispetind e, çaba göstermelidir.

Allah gönderdiği kitabın isminden bahsederk en, yalnız Kur’an kelimesin i kullanmaz, birçok isimler zikreder. Birkaç örnek vermek istiyorum .

Furkan 1: Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o FURKAN'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. (Yaşar Nuri meali)

Hicr 9: Hiç kuşkusuz, O ZİKİRİ/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. (Yaşar Nuri meali)

Nisa 174: Ey insanlar! Rabbinizd en size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir NUR indirdik. (Bayraktar Bayraklı )

Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki,  Allah ın gönderdiği vahiy topluluğunun ismi yalnız Kur’an değil. Allah vahiyleri nden bahsederk en, bazen Furkan yani eğriyi doğrudan ayıran ismi kullanıyor. Bu durumda bizler, eğriyi doğrudan ayırabilmemiz için, Allah ın kitabını nasıl okumamız gerekir? Cevabı çok açıktır, anladığımız dilden. İnanın yoksa anlamadan okuduğumuz kitaba, istediğimiz kadar FURKAN ya da KUR’AN diyelim, bizlere hiçbir faydası olmaz. Allah Kur’an ın indiriliş amacını açıkça bildirmiş ve ne demişti. KULLARIMA YOL GÖSTERİCİ OLSUN DİYE İNDİRDİK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, bizlere nasıl yol gösterici olsun?

Bizleri, anlamını bilmeden okumaya teşvik etmelerin in nedeni, hatta Türkçe tercümesinden okursan, Kur’an sayılmaz demelerin in asıl nedeni, ne yazık ki toplumu din adına istedikle ri gibi yönetebilmek içindir, bu gerçeği asla unutmayalım. Allah İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur dedikçe, bizler ellerimiz le ruhban sınıfı yarattık. Yarattığımız bu ruhbanlar da, kendi hükümranlığını sürdürebilmek için, toplumu Allah ile aldatarak, herkes Kur’an ı anlayamaz, Arapça başka dillere çevrildiğinde anlamı değişir, bir kelimenın yüzlerce anlamı vardır diyerek, topluma korku saldılar. Her ne hikmetse Kur’an ı anladığını iddia edenler, hatta tercüme edenler, anlayıp topluma anlatabil iyorlar. Toplumu hadislerl e dinini yöneten bu kişilere, hiç kimse sormuyor. Hadisleri n orijinali de Arapça. Onlar doğru olarak Türkçeye çevriliyor, bu konuda hiç kimse itiraz etmiyor da, Allah ın nuru Kur’an neden çevrilmesin? Bunları söyleyip toplumu aldatanla r, sanki kendileri seçilmiş insanlar gibi, toplumu işte böyle oyalayıp, aldatmaya devam ediyorlar .
 
Değerli din kardeşlerim. Kur’an, Allah ın bizlere gönderdiği, eğriden doğruyu ayırabileceğimiz bir tebliğdir, duyurudur . Bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer Allah ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir.  Allah ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin .

Allah gönderdiği tebliğini, Kur’an ı neden Arapça indirdiğini, çok açık bir şekilde bizlere anlatmış ve hatta doğru anlayalım diye örnek vererek izah etmiştir. Eğer bizler hala bu örnekler üzerinde düşünmeyip, anlamaya çalışmıyorsak, bizler Allah ın vahyini hala alamamışız demektir.

İbrahim 4: Biz, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK KENDİ TOPLUMUNU N DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! (Yaşar Nuri meali)

Bu ayeti tebliğ alan bir Müslüman, Allah ın gerçek vahyini okumak istiyorsa, anlamını bilmese de Arapçasından okumalıdır asla diyemez. Dediğimiz andan itibaren, Kur’an ayetlerin e ters düşen bir mantığa kendimizi inandırmış olur. Bakın ayette ne diyor. Kullarım iyice anlayabil sin, yani tebliği gereği gibi anlasınlar diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerime, kendi dillerind en kitaplar gönderdik diyor. Bu ayetten çok açık şunu anlıyoruz. Her Müslüman Allah ın vahyini, Furkan ını, nurunu, zikrini, anladığı dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin . YANİ ALLAH IN TEBLİĞİNDE Kİ ASIL ÖZELLİK, ARAPÇA OLUŞUNDA DEĞİL, ASIL VAHYİN ÖNEMİ, MANASINDA DIR, ANLAMINDA DIR.

Kur’an ı farklı anlayıp anlatanla r, Allah ın vahyini anlamaya çalışırken, bizzat Kur’an ın örneklerinden yardım almak yerine, rivayet edilen hadislerd en yararlana rak anlamaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca da, Allah ın bizlerden ne istediğini değil, bizlere öğretilenlerin ışında ayetleri anlamış oluyoruz. Buda bizler için büyük bir tehlikedi r. Onun içindir ki bölündük ve parçalandık.

Allah bu konuda geleceği bildiği için, bir başka ayetinde de gereken açıklamayı yapıyor ve bakın nasıl bir örnek veriyor. Bu ayetten de hala anlamayıp, esas Kur’an Arapçadır diyorsa bir insan, bazı kişiler tarafından esir alınmış, düşünemiyor Kur’an gerçeklerini göremiyor demektir.

Fussilet 44: EĞER BİZ ONU YABANCI DİLDEN BİR KUR'ÂN YAPSAYDIK ONLAR MUTLAKA: "BU KİTABIN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? ARAP BİR PEYGAMBER E YABANCI DİL, ÖYLE Mİ?" DERLERDİ. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenle rin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. SANKİ ONLAR UZAK BİR YERDEN ÇAĞRILIYORLAR (DA DUYMUYORL AR). (Elmalı meali)

Allah bu konuyu, daha nasıl açıkça bizlere bildirsin bilemiyor um. Hala anlayamay anlara, anlamak istemeyen lere, ayetin sonundaki uyarı ders olmalıdır.  Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız. Allah hiçbir kulunu, anlayamay acağı bir kitaptan, hükümden sorumlu tutmaz. Onun için Allah ın vahyini mutlaka, anladığımız dilden okumalıyız. Okumalıyız ki, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabil elim.

Allah ın bu gerçeğinin önüne set çekmek ve toplumun bilinçlenmesini istemeyen ler, topluma öyle bir korku salmışlardır ki, Allah a ve onun kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmışlar ve demişler ki; KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ. Lütfen unutmayalım, tüm diller evrenseld ir ve anlamı değişmemek şartıyla, farklı kelimeler le tüm dillere çevrilebilir. Sizce Allah tüm insanların dillerine çevrilemeyen bir rehber, tebliğ gönderip, daha sonra tüm insanları Kur’an dan sorumlu tutar mı? Yaradan ın uyardığı gibi. HALA BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ?

Dünya üzerinde yazılmış hiçbir beşeri kitaba, böyle bir saygısızlık yapılarak, bu kitap şu dilden, diğer dillere çevrilemez denmemiştir. Arapça, Çince ya da Hintçe yazılmış ilmi kitapların tamamı, tüm dillere çevrilip, anlaşılıyor hatta bu kitaplard an bilim adamları yetişiyorsa, bizler nasıl olurda Allah katından gelmiş, eşi benzeri olmayan bir NUR için, başka dillere tam çevrilemez diyoruz. Bu ne saygısızlık. Buna nasıl inanırız.

Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Bizlere düşen dikkatle, tercüme edilmiş Kur’an ayetlerin i okuyalım. Art niyetli kişilerin, ayetler üzerinde yaptığı tahrifatl arı, kendi çabalarımızla araştırarak, Allah ın da gönül gözümüzü açacağına söz verdiği gerçeğinden yola çıkarak, Furkan ı anlamaya çalışalım. Bu çabanın sonunda, gerçekleri nasıl fark edeceğinizi göreceksiniz. GAYRET BİZDEN, YARDIM ALLAH DAN. Bu imtihan zorlu bir imtihan. Özveriyle çaba harcayan, inanın mükâfatını görecektir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
 
2

Diyanet işleri başkanımız, bir açıklama yapmış televizyo nda, deizm gençler arasında yaygınlaşıyor sorusu üzerine. Bizlerin sorunlara çare buluş yöntemimiz, verdiğimiz cevaplard an, konuya nasıl yaklaştığımızdan, çok iyi anlaşılıyor. BU DÜŞÜNCE SAPIK VE BATILDIR demiş, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız.  Verilen bu cevap üzerinde düşüncelerimi açıklamadan önce, deizm nedir isterseni z ona bakalım.

“Yaradancılık anlamına gelen Deizm, evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılıp, daha sonra bu yaratıcının insanı kendi başına bıraktığını kabul eden bir felsefi akım ya da inanç biçimidir. Deizm, peygamber leri ve Kutsal kitapları reddeder. “

Hiçbir toplum kanun ve kurallar olmadan huzurlu yaşayamaz, önce bunu unutmamalıyız. Allah bizleri yarattıysa, mutlaka kuralını da koymuş olması gerekir. Önce bu düşüncenin, nasıl bir ortamda doğmuş olabileceğini doğru tespit etmeliyiz . Yoksa bu düşünce ve inanca sahip olanları, sapık ve batıldır diyerek geçiştirmek, toplumda özellikle gençler arasında, inanılmaz büyük boşlukların oluşmasına neden olur. Buna benzer düşünceler, akımlar acaba toplumlar arasında, ne zamanlar ortaya çıkmıştır diye düşünelim isterseni z.

Deizm in ilk olarak 17. yüzyılda İngiltere de çıktığı söylense de, belki ismi bu tarihlerd e bu şekliyle anılıyor olabilir, fakat bu düşünce akımının çok eski olduğunu söylemek, yanlış olmaz. Deist akımının, düşüncenin ana unsurlarına baktığımızda, aslında toplumları özellikle düşünen sorgulaya n insanları, gençleri deizme yönlendiren asıl nedenin, Allah ın indirdiği dinden ve kitaplarından uzaklaşılarak, aklı bir kenara koyan inançların ortaya çıkması, toplumun bir kısmını deizme yönlendirmiştir. Günümüzde toplum içinde deizm in yayılmasına en büyük etken, bugün tüm ehli kitabın, ALLAH IN İNDİRDİĞİ DİNDEN UZAKLAŞMASI, İNDİRDİĞİ KİTABA DEĞİL, UYDURULAN KİTAPLARA İNANMALARI BÜYÜK ETKEN OLMUŞTUR. Deistler şu düşünceleri savunurla r.

1-Mantığın, aklın insanlara doğruyu öğretebileceği inancı.
2-Yaratıcı bir güç inancı.
3-Mucizelerin, kehanetle rin, gerçek olamayaca k abartı sözlerin, dinsel dogmaların ve ilahi olarak nitelendi rilen dinlerin reddedilm esi.

Bu maddeleri okuduğunuzda, Kur’an ın özünde bu düşünceler yattığını hatırlamışsınızdır. Deistler peygamber lere inanmazla r. NEDEN İNANMAZLAR BİLİYOR MUSUNUZ? ÇÜNKÜ TOPLUMA ANLATILAN BATIL VE HURAFE DİNİN, PEYGAMBER LER, ELÇİLER TARAFINDA N TOPLUMA ANLATILDIĞINI ZANNEDERL ER. Eğer Deistler, Allah ın indirdiği gerçek İslam ile buluşmuş olsaydılar, asla ne elçileri nede onların gönderdiği kitapları inkâr etmezlerd i. Tabi günümüzde güvenilecek, elimizin altında yalnız Kur’an var. Onun içindir ki yalnız Kur’an a güvenebiliriz.

Deist olan dostlarımıza seslenmek istiyorum . İnandıkları ilkeler, Allah ın indirdiği Kur’an da var. Tabi sizler Kur’an ile tanışmadan önce, uydurulan İslam ile tanıştığınız için, bu düşüncelere karşı çıkmanız çok normal. Aynı hatayı, daha önce Kur’an ile gereken bağlantıyı kuramamış, İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan kardeşlerimizde yapıyor. Onlara Allah ın ayetlerin i hatırlattığımızda, o senin anladığın gibi değil diyerek, birilerin den öğrendikleri bilgiler ışığında, İslam ı anlıyorlar ve yaşıyorlar.

Sayın Diyanet İşleri Başkanımız, toplumda var olan bu acı gerçeğe merhem olmak yerine, onları sapıklıkla, batıl ile suçlarsa, onları kazanmak yerine, deizme hatta belki de sonunda ateizme yönlendirmiş oluruz. Ülkemizde deizm artıyor mu, onu bilemem ama kendisini boşlukta hisseden bir gençlik gurubunun olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü dini, kesinlikl e konuşmak istemiyor lar.
Ülkemizde bu tür akımların oluşmasında Diyanetin, cemaatler in ve tarikatla rın bunda payı çok büyüktür. Gelelim deistleri n ilkelerin e. Deistler uydurulan İslam da, bu ilkeleri bulamıyorlar. Bulamayınca isyanlarını dile getiriş biçimi olarak, bizler deist iz deyip çıkıyorlar. Günümüzde dini anlatanla r, akılla İslam yaşanmaz diyorsa, deist olan gençlere dini asla anlatamayız, ellerimiz le onları dışlamış oluruz.

Deistleri n ilkelerin e şöyle bir göz atalım. Aklın ve mantığın insanları doğruya götürdüğüne inanma konusunu, ne yazık ki topluma öğretilen dinde yani uydurulan fıkıh inancında bulamıyorlar ve itiraz ediyorlar . AKLIYLA DÜŞÜNMEYEN DOĞRUYU BULAMAZ diyorlar. Bu çok doğru ve de haklı bir düşünce. Peki, Kur’an buna karşımı? Yani sen akılla gerçekleri göremezsin mi diyor? Elbette hayır. Tam tersine, aklını kullanmay an bir insan rezil bir insandır, her türlü cezayı hak etmiş olur diyor Kur’an. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim bir konu var. Allah akla, düşünmeye çok önem verir ve bu konuda uyarır, ama biz insanların imtihan olduğu öyle bir nefsi vardır ki, o akıl bazen nefsimize hükmedemez, söz geçiremez. İŞTE BU DURUMDA İNSANLARIN EĞER İNANDIĞI, NEFSİNİ TERBİYE EDECEK, ALLAH IN KANUNLARI VE KURALLARI YOKSA KENDİSİNE HÂKİM OLMASI, DOĞRUYA YÖNELMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu gerçeği mutlaka görmeliyiz.

Kur’an ın bir çok yerinde uyardığı gibi, Allah dan başka ilah yoktur, ondan başka yardım istenecek hiçbir güç ve veliniz yoktur diyor. Peki, bugün topluma anlatılan, rivayetle rle şekillendirilen beşeri İslam ne diyor? Peygamber lerde dinde hüküm koyucudur, Allah gibi şefaat yetkisi vardır. Velilerin, şeyhlerin ve efendiler inde şefaat yetkileri vardır ve velisi olmayan cennete gidemez, kurtuluşa eremez diye inandırılmıştır toplum. Ayrıca anlatılan, onca olağanüstü olayları da hatırlayınız. Tüm bunları duyan ve gören insanlar, aklına ve mantığına uymadığı için peygamber leri ve böylece farkında olmadan dikkatle okuyup araştırmadan, kitaplarını da inkâr ediyorlar . YANLIŞ TERCÜME EDİLMİŞ KUR’AN MEALLERİNİ GÖRDÜKÇE DE, BU İNANÇLARI NE YAZIK Kİ GÜÇLENİYOR. BUNLARIN BU HALE GELMESİNDE ASIL NEDEN, BU YALAN YANLIŞLARI DİN DİYE TOPLUMA ANLATAN ZİHNİYETTİR. Müsebbibi onlardır. Onun içinde Sayın Diyanet İşleri Başkanımızın bu yarayı iyileştirmesi, hiç mümkün görünmüyor.

Allah Kur’an da, elçisine mucizeler vermediğini söyledikçe, Yahudi ve Hıristiyanların uydurdukl arı yarışa bizlerde katılmış, inanılmaz uydurulan mucizeler i, Allah ın elçisinin yaptığını topluma anlatıyorlar. Allah elçisine, bende sizin gibi bir beşerim, sizden farkım yok sözleri, ne yazık ki duyulmaz olmuş. Düşünen bir insanın da bunları kabul etmesi, elbette mümkün değildir. Deistleri n en büyük hatası, işin kolayına kaçıp, gerçek İslam ı ve Kur’an ı gereği gibi araştırmamalarından kaynaklan maktadır.

Deizm belki bu isimle anılmasa da, geçmişi çok eskidir. Farklı şekillere bürünerek günümüze gelmiştir. Daha önce söylediğim gibi, günümüzde deizmin yayılmasının asıl nedeni, Allah ın indirdiği değil, insanların uydurduğu dini, Allah ın dini diye topluma anlatmala rından, kabul ettirmeye çalışmalarından kaynaklan mış bir isyandır, itirazdır. Bu itirazın, başkaldırının bir başka şeklini, cahiliye toplumund a da görüyoruz.

Hatırlarsınız peygamber imizden bahsederk en Allah, elçim ÜMMİYDİ der. Günümüzde topluma Allah ın elçisinin, ÜMMİ oluşunun gerçek yönünü anlatmakt an çekinenler, ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır diyerek, toplumu aldatmış, kandırmışlardır. Hâlbuki Kur’an ümmi kelimesin i özellikle açıklıyor. Ümmi, o günkü toplumda kabul gören batıl ve hurafeler le şekillenmiş, Ehli kitabın hiç birisine tabi olmayanla r anlamındadır. Yani Peygamber imiz ne Yahudi, nede Hıristiyan toplumuna tabi değildi. YANİ PEYGAMBERİMİZ BOZULMUŞ, TAHRİF EDİLMİŞ, ATALAR İNANCIYLA BEŞERİLEŞTİRİLMİŞ BİR DİNİN, ALLAH KATINDAN OLAMAYACAĞINI FARK ETMİŞTİ.

Elbette Allah ın elçisi, bugün deistleri n yaptığı gibi, böyle kurallar Allah katından gelmez diye kestirip atmamış, ama sürekli Allah a dua edip, kendisine gerçekleri göstermesi için yalvarmış, araştırmış bir insandı. Allah da görevlendireceği elçisini, özellikle Ehli kitaptan değil, ümmi yani belki din ile hiçbir ilgisi olmadığı halde, doğruların gerçeklerin arayışı içinde olan Hz. Muhammed i elçi olarak seçmiştir. Bundan alacağımız çok büyük dersler vardır. Hatırlatmak isterim, Şura 52. ayette Allah elçisinden bahsedere k, SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. SANA KUR’AN İLE DOĞRU YOLU GÖSTERDİK DER.

Bizler bazı gerçekleri topluma anlatamıyorsak, toplumun içinden çıkacak yanlış inançların sebebi oluruz. ONLARI DIŞLAMAK YERİNE, KABAHATİ ÖNCE KENDİMİZDE ARAMALIYI Z. İslam ı, Allah ın indirdiği ile değil, rivayetle rin hükmettiği şekliyle anlatırsak, toplumda İslam dışı oluşumları ellerimiz le büyütmüş, çoğaltmış oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

3
İSLAMİ BİLGİLER / Kur'an Kölelik Ve Cariyeliği Kaldırmıştır.
« Son İleti Gönderen: halukgta 10 Nisan 2018, 09:54:26 »
Kölelik ve cariyelik konusu ne yazık ki İslam toplumund a hala tartışılmakta ve İslam ı rivayet merkezli yaşayan tarikat ve mezhep eksenli düşüncelerin etkisiyle canlı tutularak, İslam dininde kölelik, cariyelik yasaklanm amıştır, tam tersine kurala bağlanmıştır diyecek kadar Kur’an dan uzaklaşanları görüyoruz. Bunları söyleyenler ve inananlar, İslam toplumund a büyük çoğunluğu oluşturuyor.

Kölelik ve cariyelik konusu, cahiliye toplumunu n vazgeçilmez bir gerçeğiydi. Allah gönderdiği ayetlerle, köleliğin İslam dininde yerinin olmadığını adeta eğiterek, öğreterek toplumun anlamasını sağlamıştır. Allah Müslüman toplumlarını, köle ve cariyelik ten vazgeçirebilmek için, önce köle ve cariye edinme kapısını çok net bir şekilde kapatmıştır. Çünkü köle ve cariyeler, özellikle savaşta kazanılan savaş esirlerin den oluşmaktaydı. Hatta kendi inançlarından olmayan kişileri, savaşla köle ve cariye yapıyorlardı. ŞUNU DA BELİRTMEK İSTERİM, CARİYE KELİME OLARAK KUR’AN DA GEÇMEZ. Bu kelime daha sonra İslam inancına geçmiş, uslanmaz nefisleri n, rivayet inançlarını Kur’an a ilave etmenın bir yolu olmuştur. Cariyede kadın köledir. Kur’an da ayrım yapılmadan köle diye geçer. Ama günümüz Kur’an meallerin de, ne yazık ki özellikle bu kelime asla doğru olmayan yerlerde kullanılmıştır. Örneklerini yazımın devamında göreceksiniz. Daha önce söylediğim gibi, Allah köleliğin kapısını önce sıkı sıkı kapatmıştır. Ayeti hatırlayalım.

Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayet çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki, sizi öldürmek için size savaş açanları, sizde öldürebilirsiniz. Bundan sonra savaşlarınızda esir aldığınız, ister erkek ister kadın, BUNLARI ÖNCE BİR BEDEL KARŞILIĞINDA, BU OLMAZSA KARŞILIKSIZ SALI VERECEKSİNİZ. Yani esir olarak tutmayın. Bu ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, hala İslam dininde savaş esirlerin i köle yapabilir iz, diyebilir mi? Asla diyemez, diyen ayetleri inkâr ediyor demektir.  Yine Kur’an da, Allah ın kölelik, cariyelik kapısını Peygamber imizin döneminde tamamen kapattığına, güzel bir örnek ayet daha vermek istiyorum .

Enfal 67: Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, HİÇBİR PEYGAMBER E ESİR SAHİBİ OLMAK YARAŞMAZ. Siz geçici dünya malını istiyorsu nuz; hâlbuki Allah sizin için âhireti istiyor. Allah güçlüdür; hikmet sahibidir . (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah elçisine, İslam ı tam olarak yayıncaya kadar, senin savaşlarda esir alıp, onları zorla köle ya da cariye yapman sana yakışmaz diyor. ALLAH IN ELÇİSİNE YAKIŞMAYAN, BİZLERE YAKIŞIR MI? Elbette yakışmaz. Bu ayetten de anlıyoruz ki, BUNDAN SONRA KÖLE YA DA CARİYE EDİNMEK YASAKLANM IŞ.

Şimdide gelelim Kur’an da, bazı ayetlerde geçen ve bazı hükümler verilen kölelik konusuna. Allah madem köle edinmeyi yasakladı, neden o günkü topluma, elinizdek i köleleri serbest bırakın demedi diyebilir siniz. Bunu yapmış olsaydı, toplumdan büyük bir tepki gelecekti . Çünkü o devrin kültürü ailenin zenginliği, köle sayısı ile ölçülüyordu. Allah öyle bir yöntemle, toplum arasındaki köleliğe son verdi ki, bizlere örnek olmalı. Herhangi bir kötü alışkanlığa müptela olan bir insanı, nasıl yavaş yavaş bu alışkanlıktan vazgeçirmek en doğru yöntemse, Allah da bu yolu izleyerek, bakın toplumu nasıl kölelikten vazgeçiriyor.

Kur’an da Allah insanların yaptığı, bazı büyük günahların kefareti olarak, örneğin; yanlışlıkla adam öldüren, yalan yere yemin eden kişilerin kefareti olarak, bir köle azat edilmesi gerektiği hükmünü vermiştir. Peki, bu örnekten nasıl bir ders almalıyız? İşlediğimiz suç, Allah katında belki çok büyük bir suç, ama bu suçtan kurtulabi lmemiz içinde, Allah ın huzurunda çok daha kötü bir davranış olan, köleyi azat edip, özgür bırakmanın önemine dikkat çekiliyor. Yani kölelik bu işlenen suçtan, daha kötü bir davranıştır diyor Allah bu örnekle. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Yine Allah o kölelerin durumuna dikkat çekebilmek adına, köleler bir suç işlerse, özgür insana verdiğiniz cezanın yarısını verin diye ayet indirmiştir. Tabi Allah bunlarla da yetinmeyi p, hala kölelerini azat etmeyenle re, adeta yüzlerine tokat indirirce sine, gerçekleri anlamak, görmek istemeyen, nefisleri nin esiri insanlara, bakın nasıl bir ihtarda bulunuyor .

Beled suresi 11.12.13. 14.15.16: Fakat insan, SARP YOKUŞU AŞAMADI. O SARP YOKUŞUN NE OLDUĞUNU SEN NEREDEN BİLECEKSİN? KÖLE ÂZAT ETMEKTİR veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Allah ellerinde bulunan kölelerini hala azat etmeyenle re, nefisleri nin zor kararlarını veremedil er, köle ve cariyeler inden vazgeçip, onları özgür bırakamadılar diye uyarıda bulunuyor . Allah çok açık bir şekilde, o gün Müslüman olan toplumu uyarıyor. KÖLELERİNİZİ AZAT EDİN DİYOR, ama bunu keskin bir bıçakla değil, güzel bir şekilde, İMTİHAN OLMANIN GERÇEKLERİYLE GÖNÜL RIZASIYLA YAPILMASI NI İSTİYOR. Yine Allah toplumun ellerinde bulunan kölelerin, içlerinizden özgür kişilerle evlendiri lmesini istiyor Nisa 25. Nur suresi 32. ayetlerin de. Bu ayetler, köleliğin ortadan kaldırılması için, çok önemli ayetlerdi r. Evlenilen köleler böylece özgürlüğüne kavuşacaklardır. Çok daha ilginci kölelere, zekâtlarımızı verebilec eğimizi, onların özgür kalmak isteyip, bedelleri ni ödediklerinde özgür bırakılmaları gerektiğini söyleyen ayetleri de unutmamalıyız. İşte Allah bu yöntemle köleliği kaldırmıştır.

Kur’an da bazı ayetleri tercüme ederken, ne yazık ki hala geleneğin, batıl rivayetle rin etkisiyle ayetler tercüme edilmekte ve topluma anlatılmaktadır. Çok daha kötüsü, bu tercüme öyle yanlış inançlara sebep oluyor ki, birçok ayet ile çelişiyor. Örnekler verelim ve özellikle iki farklı mealden yazalım ki yanlışımız ortaya çıksın.

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA BULUNAN CARİYELERİ bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (Diyanet meali)

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA SAHİP OLDUKLARI hariç. Bunlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.  (Bayraktar Bayraklı meali)

Mearic 30: Ancak EŞLERİ YAHUT SAHİP OLDUKLARI CARİYELERİ BAŞKA. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeler i ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar. (Diyanet meali)

Mearic 30: Ancak onlar, EŞLERİYLE, AKİTLERİNİN SAHİP OLDUĞU ŞEYLER KONUSUNDA KINANAMAZ LAR. (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Ayetlerin hiç birisinde cariye ya da köle kelimesi geçmez. Ayetlerde EYMÂNUHUM diye geçer ki, bu kelime ayetlerin birçoğunda, ellerinin altında bulunan,  ya da akitlerin in, sözleşmeleri olan anlamındadır. Bu kelimeyle, evlilik sözleşmesi yaptığı eşleri kastedilm ektedir. Bunun dışında köle, cariye kadınların olması, zaten asla mümkün değildir.

Köle ya da cariyenin, birde Müslüman olduğunu düşünün. Nasıl olurda evlenmede n, cariyeler le ilişkiye girebilec eğimizi söyleriz ve buna inanırız. Birde bu cariye ile ailenin erkekleri nin de beraber olabileceğini söyleyen gafiller var. Hatırlayınız Allah bazı ayetlerde, kölelerinizi evlendiri n diyordu, hem de özgür insanlarl a. Bu durumda hangi özgür insan, bunu kabul ederde o cariye ile evlenir. Hani Allah evlenecek kadınları, namusunu korumuş iffetli kadınlardan seçin diyordu, unuttuk mu bu ayetleri, yoksa nefsimiz hurafe ve batıl inançlarımızın etkisinde mi kaldı?

Kur’an ın hiçbir ayetinde, cariyeler le evlenmede n birlikte olunacağı geçmez. Örneklerini verdiğim ayetlerde ve buna benzer birçok ayette, kelimeler e farklı anlamlar verip, Kur’an ın asla onaylamay acağı fikirleri ayetlere ilave etmeye çalışmaktadırlar. Allah bu zalimleri asla affetmeye cektir. Bunları yaparak toplum aldatılmakta ve Allah ın güzelim dini kötü gösterilmektedir. Mezhepler ve tarikatla r, bu yalanı ve batılı körüklemektedir.  İŞİD denen zalimler ise, mezhepler in günümüzde de kabul ettiği bu yanlış inancı, bizzat hayata geçirip, savaşta esir aldıkları kadınları, inandıkları yönde cariye hükmünde kabul edip, adeta *** kölesi olarak kullanmak tadırlar.

İnternetten şöyle bir araştırınız, uzun uzun sakalları ile dini anlattığını zannedenl er, şunları söylemekten çekinmiyorlar. Allah evliliği dört ile sınırlamış ama cariye almak istediğinde, sınırı yoktur deme cesaretin i gösteriyorlar. Ayrıca kölelik ve cariyelik kaldırılmamıştır, günümüzde de geçerlidir. Savaş esirleri köle cariye hükmündedir, demeğe açıkça devam ediyorlar . Bu yalanlara hiç kimse ne yazık ki dur demiyor, yalanlamıyor. İŞTE RİVAYET HADİSLER İNANCIMIZI, BÖYLE YANLIŞ YÖNDE ETKİLİYOR. Ama inatla savunmaya devam ediyoruz. Cariyelik ve köleliğin hala devam ettiğini ve bunun Kur’an emri olduğunu savunmaya devam edenler, özellikle Allah ın elçisine indirdiği ayeti bile tahrif etmekten çekinmemişlerdir. Örnek verelim.

 Ahzab 52: Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. ANCAK SAHİP OLDUĞUN CARİYELER BAŞKA. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. (Diyanet meali)

Ahzab 52: Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile - helal olmaz. ELİNİN SAHİP OLABİLECEKLERİ MÜSTESNA. Allah her şey üzerinde bir Rakîb'dir, her şeyi gözetlemektedir. (Yaşar Nuri Öztürk)

Ayette asla ne köle, nede cariye kelimesi geçmediği halde, Allah ın elçisinin, evlenmede n cariyeler le birlikte olabileceği iftirasını, ayete ne yazık ki ilave etmişlerdir. Hâlbuki ayette, bizlerind e günümüzde kullandığımız Arapça (yemînuk(e) yani yemin diye geçer. Yeminleri n, yaptığın sözleşmelerin ile ellerinin altında sahip oldukların anlamındadır ki, buda daha önce evlilik akdi yapmış, diğer eşlerinden bahsedild iği çok açıktır.

Makalemin başında sizlere verdiğim, örnek ayetleri hatırlayın lütfen. Allah elçisine, hiçbir peygamber e esir sahibi olmak yakışmaz dediği halde, Allah ın elçisi O örnek insan, kendi emrinde bu ayetleri tebliğ aldıktan sonra, esir/köle kadın ya da erkek tutar mı? Allah Beled suresinde, O SARP YOKUŞTAN BAHSEDİP, KÖLE AZAT ETMENİN HER NEFSİN YAPAMADIĞI BİR GERÇEK OLDUĞUNDAN BAHSETTİKTEN SONRA, SİZCE HALA PEYGAMBERİMİZ EMRİNDE, KÖLE CARİYE TUTABİLECEĞİNE NASIL İNANIRIZ? Ne yazık ki inanıyoruz, çünkü bizlerin Kur’an ile bağı kesildi de ondan.

Bu konuda o kadar çok örnekler var ki, lütfen dikkatle bu gerçekleri Kur’an dan araştıralım ve farkında olalım. İslam ın üzerinde dolaşan bu kara bulutu, bizler ancak uyanık ve bilinçli olursak kaldırabiliriz. Yoksa Kur’an a ve elçisine atılan bu iftiralar a seyirci kalan toplumlar olarak, Allah ın huzuruna çıkarız. Bunun da büyük vebali vardır, hesabını veremeyiz unutmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

4
İSLAMİ BİLGİLER / İslam Dininde Haremlik Selamlık Var Mıdır?
« Son İleti Gönderen: halukgta 07 Nisan 2018, 10:09:27 »
Değerli din kardeşlerim, bizler Kur’an ayetlerin i eğer, Allah ın örnek verdiği diğer ayetlerin den yardım alarak anlamaya çalışmazda, geleneğin ve beşeri fıkıh inancının etkisiyle anlamaya çalışırsak, Allah ın istediğini değil, kendi nefisleri mizde yarattığımız dini yaşamış oluruz. Bugünkü makalemin konusu, İSLAM DİNİNDE, HAREMLİK SELAMLIK VAR MIDIR ve bir kadın evli olmadığı bir erkeklerl e beraber aynı ortamda oturamaz mı, bu konuda sizleri Kur’an ı referans alarak, düşünmeye davet etmek istiyorum .

Günümüz beşeri FIKIH inancının öğretisine baktığımızda, bir kadın evli olmadığı başka bir erkekle aynı ortamda oturamaz, ya da toplu halde bulunamaz şeklinde anlatılır. Bunun detayına girmek istemiyor um, çünkü bizler için beşeri fikirler değil, Allah ın bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an önemlidir.

Bu konudaki ayetlere bakmadan önce, genel anlamda düşünelim. Bir kadının yalnız başına dışarı çıkamayacağına dair, bir hüküm var mı? Ya da tek başına alışverişe çıkamaz mı? Elbette böyle bir emir Kur’an da yok ama beşeri fıkıh inancı, ne yazık ki Allah ın hiç bahsetmed iği konularda bile, dinde hükümler koyabiliy or. Böyle bir düşünce zaten, yaradılış kanununa da aykırıdır. Peygamber imiz döneminde kadın toplumsal olaylara katıldığı gibi, savaşlarda da yerini almıştır. Peygamber imizin devrinde, Camilerde günümüzde olduğu gibi perde dahi çekilmeden, birlikte namaz kılarlardı camilerde . Haremlik selamlık, Allah ın emri olsaydı böylemi olurdu?

Hatırlayınız Hac ibadetimi zi yaparken, kadın erkek ayrımı yapmadan, hep birlikte, hatta birbirimi ze çok yakın omuz omuza bir şekilde, Kabeyi tavaf ediyoruz. Bu konuda neden aynı düşünceyi savunmuyo ruz? Kadın ve erkek hep birlikte yaşamalıdır, çünkü Allah bizleri her an birbirimi zle imtihan ediyor da ondan. Hatırlayınız Nur 30 ve 31. ayetleri. Erkeği de, kadını da uyarıyor Allah, önünüze bakın ve bir birinizi bakışlarınızla etkilemey in, kötü niyetler beslemeyi n birbirini ze diye emrediyor . Demek ki kadın ve erkek birlikte yaşayacak ama birbirine saygılı olacak, edebiyle giyinecek . Peygamber imizin döneminde bile, kadınlar ticaretle uğraşıyorlar ve her an erkeklerl e muhatap oluyorlar dı.

Kur’an da iki ayet vardır ki, bu iki ayeti eğer birbirind en bağımsız anlarda farklı anlamlar yüklersek, Allah ın ne anlattığını değil, nefisleri mizin istedikle rini anlamış oluruz. İslam dininde haremlik ve selamlık olduğunu iddi edip, kadın ve erkek birlikte oturamaz düşüncesine inananlar, aşağıda örnek verdiğim, ÖZELLİKLE PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİNDEN BAHSEDİLEN, AYETİ ÖRNEK GÖSTERİRLER. Önce ayeti yazalım, daha sonrada bu ayette geçen, örnek gösterilen cümle üzerinde birlikte düşünelim.

Ahzab 53: Ey iman edenler! Size bir yemek için izin verilmedi kçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber'i rahatsız eder. Fakat o size bir şey söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekt en çekinmez. PEYGAMBER'İN EŞLERİNDEN BİR ŞEY İSTEDİĞİNİZDE, ONLARDAN PERDE ARKASINDA N İSTEYİN. Bu, hem sizin kalplerin iz hem de onların kalpleri için daha temiz bir yoldur. Allah'ın resulüne rahatsızlık vermenız ve kendisind en sonra onun eşleriyle nikâhlanmanız, size helal kılınmamıştır. Böyle bir şey Allah katında büyük bir vebaldir. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayette çok özel ve önemle dikkatler in çekildiği konulara değiniliyor ve deniyor ki, Allah ın elçisini, olur olmaz konularda rahatsız etmeyin, gerektiğinde evine ziyarete gidin. Peygamber imizin o dönemini hayal ediniz bir an. Kafamıza takılan her konuyu, sorgusuz ve izinsiz evine gittiğimizi düşünün, Peygamber imizin ve eşinin durumu sizce nasıl olur? Eşleri hizmet etmekten yorgun düşmüş ve Peygamber imizde onca kalabalığa anlatmakt an ne hallere gelmiştir kim bilir. İşte Allah o günkü toplumu bu konuda uyarıyor. HEM ELÇİSİNİN KONUMU HAKKINDA, HEM DE EŞLERİ KONUSUNDA . Her niyette insanın oraya gittiğini düşündüğünüzde, bu uyarıların çok özel bir konuya, özellikle peygamber ve eşleri konusuna dikkat çekmek adına yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu konuda bir örnek verelim ki, ayeti daha iyi anlayabil elim.

Ahzab 32: Ey Peygamber hanımları! SİZ, KADINLARD AN HERHANGİ BİRİ GİBİ DEĞİLSİNİZ. Eğer kötülükten korunursa nız, yabancı erkeklere karşı çekici bir eda ile konuşmayınız; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Örfe uygun söz söyleyiniz. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayete dikkat ettiyseni z, Allah peygamber eşlerini dikkatle uyarıyor ve siz diğer kadınlar gibi değilsiniz diyerek, onların çok özel konumlarına dikkat çekiyor. Yani ayetteki hitap peygamber eşlerine. Acaba ayette geçen, eşlerinden bir şey istediğinizde, onlardan perde arkasından isteyin sözünden ne kast ediliyor olabilir? Eğer Peygamber imizin eşlerinin yüzünü göremezler, bu yasaklanmıştır diye anlarsak, peygamber imizin eşlerinin hiç dışarıya çıkmadığını ve onların peçeyle gezdiğini söylemiş oluruz ki, bu düşünceyi destekley ecek hiçbir örnek yoktur Kur’an da. Çünkü o dönemde yaşayan kadınların, yüzleri kapalı değil açıktı. Gelenekle rinden ve sıcaktan dolayı giyindikl eri dış giysileri, yani cilbab ları vardı. Peygamber imizin eşinin, bir zamanlar ticaretle bizzat uğraştığını unutmayalım. Bu ayette geçen hicab kelimesin in, mecazi anlamda kullanıldığı anlaşılıyor. Ayette HİCAB diye geçen bu kelimeye, ayette Muhammed Esed bakın nasıl bir açıklama yapmış ve ne anlama geldiği konusunda bilgi vermiş. Yorum sizlerin.

“Hicâb terimi, iki şey arasına giren veya birini diğerinden ayıran, koruyan veya gizleyen nesneyi ifade eder; kullanıldığı yere göre, HEM SOMUT HEM DE SOYUT ANLAMLARI YLA “BARİYER”, “ENGEL”, “DUVAR”, “CAM”, “PERDE”, “ÖRTܔ VB. GİBİ KELİMELERLE KARŞILANABİLİR. Hz. Peygamber'in eşlerine ancak bir “perde” yahut “pencere” arkasından yaklaşılması emri, Hz. Peygamber'in birçok Sahâbesi'nin yaptığı gibi, lafzî anlamıyla anlaşılabileceği kadar “MÜMİNLERİN ANNELERİ”NE GÖSTERİLMESİ GEREKEN DERİN SAYGIYI İFADE EDEN MECAZÎ ANLAMIYLA DA YORUMLANA BİLİR.” (Muhammed Esed)

Şimdide bu konuyu Kur’an dan, başka bir ayetten anlamaya çalışalım. Çünkü Allah biz her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerl e verdik ki anlayasınız diyordu. Acaba İslam dininde, Allah ın kanunlarında, eşler ile birlikte aileler, dost ve arkadaşlarla birlikte oturup, sohbet edip birlikte yemek yiyemez mi? Gelin bu konuya Kur’an dan delil, kanıt arayalım.

Nur 61: Köre güçlük yoktur; topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evleriniz den gerekse şu kişilerin evlerinde n yemek yemenızde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerin izin evleri yahut erkek kardeşlerinizin evleri yahut kız kardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut teyzeleri nizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. HEP BİRLİKTE YAHUT AYRI AYRI YEMENİZDE SİZİN İÇİN HİÇBİR SAKINCA YOKTUR. Evlere girdiğinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketli lik, bir temizlik dileği olarak KENDİNİZE ( BİRBİRİNİZE) DE SELAM VERİN. Allah size ayetleri işte böyle ayan-beyan bildiriyo r ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.  (Yaşar Nuri meali)

Ayeti okuduğunuzda, siz aileler eşleriyle birlikte oturup sohbet edemez, kadın erkek birlikte yemek yiyemez diye mi anladınız, yoksa bu ayette elbette dostlarımızla, akrabalarımızla birlikte oturabile ceğimizi mi anladınız? Ayet çok açık kadın erkek ayrımı yapılmadan, birlikte olabileceğimizi söylüyor. Kur’an ın hiçbir ayetinde Allah, bu ayetin tam tersi ni yani, kadın erkek birlikte oturamaz diye bir hüküm zaten vermemiştir. Bunu söyleyen gelenekle rin oluşturduğu FIKIH inancıdır. Fıkıh da asla din değildir. Ayetin son kısmında, aslında çok önemli bir konuya dikkat çekiyor ve diyor ki, EVLERE GİRDİĞİNİZDE DOSTLUĞUN, KARDEŞLİĞİN VE BEREKETİN SİMGESİ OLARAK BİR BİRİNİZE SELAM VERİN, SELAMLAŞIN. İslam ın da özünde bu yatıyor. Birlikte dostça kardeşçe, birbirimi ze güvenerek birlikte yaşamayı öğrenmek. Asıl amaç bu, ama bizler Allah ın bizlere aşılamak istediği bu amacı, hiç anlayamadığımız için, kadını sosyal toplumdan uzaklaştırdık ve onu günah nedeni saydık. KENDİ NEFSİMİZİ ISLAH EDECEĞİMİZE, KADINI TOPLUMDAN, YAKINIMIZ DAN UZAKLAŞTIRDIK. Yani kolay olanı seçtik ve Allah ın imtihanından kaçtık. Sonucunu da görüyoruz.

Kur’an selamlaşma konusuna önem verir ve bir birimizle selamlaşmamızı ister. Selamlaşmak dostluğun, kardeşliğin ilk göstergesidir. Selam verdiğimiz kişiye şunu söylemiş oluyoruz, bana güven benden size zarar gelmez. Ben sizin dostunuzu m. Bu duyguları taşıyan hiç kimse, karşısındaki arkadaşın karısına, kızına kötü niyetle bakar mı? Bakıyorsa o dost değil düşmandır, derhal yakınından uzaklaştırılmalıdır. İşte bizler bu dünyada, böyle imtihanla rdan geçiyoruz.

Allah ın kurmak istediği adaletli İslam düzeninde, kadın ve erkek ayrımı yoktur. Herkesin kendi görevleri vardır ve hiç kimse cinsiyeti nden dolayı dışlanamaz, kötülüğün ana nedeni olarak gösterilemez. KÖTÜLÜK NEFİSLERİMİZDEDİR. KİM NEFSİNİ TERBİYE ETMEDİYSE, O KİŞİDEN HER TÜRLÜ KÖTÜLÜK GELİR, KADIN YA DA ERKEK FARK ETMEZ. Gelenekse l İslam anlayışı ne yazık ki kadını, adeta şeytanın elçisi gibi göstermeye çalışmış ve toplumdan uzaklaştırıp, izole edilmesi gerektiği kanısına varmışlardır. Bu düşünce Allah ın emri değil, eğitmesi zor geldiği, nefisleri n uslanmaz iftiralarının eseridir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

5
Meryem suresi 68 ….. 72. ayetler acaba bizlere neler anlatıyor, birlikte onu anlamaya çalışalım. Önce gelenekse l İslam’ın bir kısmının inanışını sizlerle paylaşmak istiyorum, tabi önce ayetleri yazalım.
 
Meryem 68: Rabbi’nin yüceliği hakkı için, ONLARI PEŞLERİNDEN GİTTİKLERİ ŞEYTANLARI İLE BİRLİKTE BİR ARAYA GETİRECEĞİZ, sonra da dizüstü çöktürerek cehennemi n çevresinde toplayacağız.
 
69- Sonra her grubun, rahmeti bol olan Allah'a baş kaldıran en azılı elebaşlarını ayıracağız.
 
70- Sonra biz onların hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.
 
71- ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
 
72- SONRA SAKINANLA RI KURTARARA K ZALİMLERİ, DİZÜSTÜ ÇÖKMÜŞ DURUMDA ORADA BIRAKIRIZ .
 
Gelenekse l İslam anlayışının bir bölümü, ayetlerin sonunda geçen  (ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR.) ve sonrada sakınanların kurtarılacağı sözlerinden bakın ne anladıklarını söylüyorlar.
 
(Allahın kesinleşmiş hükmü nedir? Oraya Yani cehenneme herkes uğrayacak, ONUN AZAMETİNİ DEHŞETİNE HERKES YAKİNEN ŞAHİT OLACAK. Nedendir bu? Bu aynı zamanda Allah ın müminlere olan rahmetini ve sevgisini göstermesi ve onlara vaadinin hak olmasının göstermesi içindir. Allah onlara söz vermişti. Benim emirlerim e uyar ve bana itaat ederseniz, sizin günahlarınızı örteceğim ve cehennem azabımdan sizi uzak tutacağım demesi üzerinedir.)
 
Bu konuda bir başka düşünceyi, inancıda örnek olarak yazalim;
 
(Müminler asla azap görmeyeceklerdir. Sadece o sahneyi müşahede edecekler dir. Önce naklettiğimiz hadislerd e de "Ateş onlara soğuk ve selamet olacaktır" veya "Onların nurları cehennemi n alevini söndürecektir" şeklinde bu gerçek vurgulanmıştı. Bir hadiste şöyle buyurmakt adır: "ALLAH cennete götüreceği herkesi mutlaka önce cehennem ateşiyle aşina kılacak (ona gösterecek) ki ALLAH’IN kendine verdiği nimetleri n ve fazl-u ihsanın kadrini bilsin ve sevinç ve sürürü daha da artsın. Yine cehenneme götüreceği herkese, önce cennetin nimetleri ni gösterecektir ki (nasıl nimet ve lütufları kaybettiğini görüp daha çok üzülsün ve yansın!" (Nur-üs Sekaleyn, c.3, s.354)
 
Benim çok dikkatimi çeken ve Allah ın zerre kadar bir suçun, ya da mükâfatın karşılıksız kalmayacağını açıklamalarından sonra, insanları beyaz ya da siyah diye(iman eden ya da etmeyen) ikiye ayırarak, işi bu kadar basite alınmasını, hiç ama hiç anlayamıyorum. Acaba Yaradan, hangi titizlikt e olacağını söylüyor ona bakalım boşa konuşmayalım.
 
Enbiya 47: Biz, kıyamet günü için ADÂLET TERAZİLERİ KURARIZ. ARTIK KİMSEYE, HİÇBİR ŞEKİLDE HAKSIZLIK EDİLMEZ. YAPILAN İŞ, BİR HARDAL TANESİ AĞIRLIĞINDA BİLE OLSA onu getiririz . Hesap gören olarak biz yeteriz.
 
Allah ne diyor, bizler nelere inanıyoruz. Kendimizi avutmaya devam.  Allah hiç kimseye, hiç bir şekilde haksızlık edilmez diyor ve Kur'an da, kendinizi temize çıkarmayın sakın, kimin takvaca üstün olduğunu yalnız ben bilirim, ikazlarını düşünen, hatırlayan ne yazık ki yok. Beşeri adaletin bile layık görmediği adaleti, bizler ne yazık ki Allah a nispet ediyoruz. Bu konuyu Kur’an dan araştırmaya devam edelim.
 
Ali İmran 30: Gün gelecek, her benlik, HAYIRDAN İŞLEDİĞİNİ ÖNÜNDE BULACAKTI R. KÖTÜLÜKTEN İŞLEDİĞİNİ DE... İsteyecektir ki, önüne getirilen le kendisi arasında uzun bir mesafe olsun. Allah sizi, kendisind en sakınmaya çağırır. Allah, kullarına karşı Rauf’tur, çok şefkatlidir.
 
Hakka 18: O gün arz olunursun uz; HİÇBİR SAKLINIZ-GİZLİNİZ KALMAZ. 19. Öz kitabı sağından verilen: "İşte kitabım, okuyun!" der.  20. "Kendi hesabıma kavuşacağımı sezmiştim zaten."
 
Ali imran 30. ayette söz edilen (hayırdan işlediğini önünde bulacakla rdır, kötülükten işlediğini de…) Ayetin devamında da gördükleri ile aralarında uzak bir mesafe olsun diyecekle r diyor, peki neden söyleyecekler bu sözü acaba? Dikkat ediniz bu olay iman eden içinde, etmeyen içinde geçerli. Gördüklerinden utanacakl ar diyor.
 
Hakka 18. ayette de dikkat ederseniz, hiçbir sırrın gizli kalmayacağını ve bizlere gösterileceğini söylüyor, acaba yalnız görmekle yetinilec ek mi? Yaptıklarımızın zerre kadar hayır ve şer görülmesi bu ayetlerde yalnız gözlerimizle film seyretmek anlamında mıdır dersiniz? İlahi adalet yaptıklarımızın gözlerimizin önüne serilmesi yle tamamlana cak mı?
 
Zilzal 7: Artık, kim BİR ZERRE MİKTARI HAYIR ÜRETMİŞSE ONU GÖRÜR.
 
Zilza l8: VE KİM BİR ZERRE MİKTARI ŞER ÜRETMİŞSE ONU GÖRÜR.
 
Kitabı sağdan verilenle rin sevinci, cennetin vizesini alan günahlarının hafif geldiğini gören insanların sevincidi r. Ama dikkat ediniz, cennetin vizesini alan diyorum. Yoksa yaptıkları onca yanlışın, haksızlıkların tümünün bir kalemde silinmesi değil. Bazı kişiler, İman edenlerin  asla cehennem cezasını geçici olsa dahi çekmeyeceğini söylemiş ve yaptıklarının cezasını çekeceğini söylersek, ne anlama gelir diyerek bakın ne demiş.
 
(SAHİ O HALDE NEREDE KALDI ALLAH IN  RAHİM SİFATI, AFÜV SIFATI, TEVVAB SIFATI.  ÖNCE CEZA SONRA MI AF? ÖNCE CEZASINI VERDİYSE AFFININ NE ÖNEMİ KALIR.)
 
Burada arkadaşımız, Rabbim in bağışlayıcı ve yüceliğine kendi değer yargısıyla yaklaşmış ve madem sevabımız fazla, günahlarımızı neden affetmiyo r, önce ceza veriyor sonramı affediyor böyle mantık olmaz, yaklaşımıyla cevap vermiş.
 
Ceza verdiyse, affın bir önemi kalmaz diye düşünüyor. Acaba yaptığımız tüm yanlışların hiç karşılıksız kalması mı adalet, yoksa yapılan yanlışların cezasının verilmesi ve daha sonra yaptığı güzelliklerin karşılığı verilmesi mi? Allah ben affediciy im diyorsa, dilediğini affeder ona sözümüz asla olamaz. Bu dünyada bile herkes yaptığının karşılığını alması için adaletli bir düzen kurmaya çalışmıyor muyuz? Kimisi ebedi cezaevind e kalıyor, kimisi cezasını çektikten sonra özgür hayatına dönüyor. Şimdide size bir örnek daha vermek istiyorum, bakın iman edenlere Allah, nasıl bir tavsiyede bulunuyor?
 
Nisa 31: Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, DİĞER KÖTÜLÜKLERİNİZİ ÖRTERİZ ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.
 
İSRA–71: Gün olur, insan gruplarından her birini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenle r, KİTAPLARINI OKUYACAKL AR VE BİR KIL KADAR HAKSIZLIĞA UĞRATILMAYACAKLAR.
 
Nisa 48: Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, BUNDAN BAŞKASINI DİLEDİĞİNE BAĞIŞLAR. Allah'a ortak koşan da gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
 
Nisa 98–99: Kadınlardan, erkeklerd en, yavrulard an hiçbiri beceri gösteremeyen, hiçbir yol bulamayan ların durumu farklıdır. Bunların, ALLAH TARAFINDA N AFFEDİLMELERİ UMULUR. Allah affedicid ir, günahları bağışlayıcıdır.
 
Tevbe 102: Diğer bazıları da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar, iyi bir işle kötü olan diğer bir işi birbirine karıştırdılar. BELKİ ALLAH TÖVBELERİNİ KABUL EDER. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahîm'dir.
 
Enam 120: Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. GÜNAH KAZANANLA R YAPIP ETTİKLERİNİN KARŞILIĞINI YAKINDA GÖRECEKLERDİR.
 
Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, Allah kimin günahını bağışlar ya da bağışlamaz bizler onun hesabını yapamayız. Allah bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar diyorsa, sanırım her şey çok açık.  Önce bunu iyice kabullenm eliyiz. Kendimizc e hesaplar yapıp, iman ettik demekle de cehennem azabından kurtulacağımızı zannetmey elim. Şimdi yazacağım ayet üzerinde, lütfen dikkatle düşünelim.
 
Ali İmran 24: BUNUN SEBEBİ ONLARIN, "ATEŞ BİZE SAYILI BİRKAÇ GÜN DIŞINDA ASLA DOKUNMAYA CAKTIR" DEMELERİDİR. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerind e kendileri ni aldatmakt adır.
 
Kur’an işte sorduğumuz bütün sorularımıza, böyle apaçık cevap veriyor. Ben iman ettim, onun için cehennem azabı çekmeyeceğim, ya da buna benzer ben cehennemi şöyle bir görüp geçeceğim şeklinde, kendi nefsimizc e yarattığımız adaletin, nasılda yalan ve yanlış olduğunu söylüyor Yaradan. Detayını bilmediğimiz konularda lütfen kendi nefsimizi n adaletini, Allah ın adaleti gibi göstermeyelim, yanılırız. Bu bilgilerd en sonra, Meryem suresi 71 ve 72. ayetlerde Rabbimiz ne demek istiyor, hiçbir yorum yapmadan, Allah ın izniyle anlamaya çalışalım.
 
71- ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
 
72- SONRA SAKINANLA RI KURTARARA K zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.
 
Meryem suresi 71. ayette Rabbin kesinleşmiş bir hükmünü açıklıyor bizlere, fakat nedenini açıklamadan ve diyor ki, aranızda cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Önce Meryem 68. ayeti hatırlayalım, burada Allah şeytanın peşinden gidenler için bakın ne diyordu? (sonra da dizüstü çöktürerek cehennemi n çevresinde toplayacağız.) Hesap görüldükten sonra iman etmeyenle ri Rabbimiz, önce cehennemi n çevresinde toplayacağını özellikle söylüyor. Daha sonrada onların içinden elebaşlarını ayırdığını açıklıyor. Devamındaki cümleyi dikkatle anlamaya çalışalım. (Sonra biz onların hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.)
 
Bahsedile n gurup iman etmemiş, Allah a baş kaldıran bir guruptan bahsedili yor. Onlar içinde Allah bir ayrım yapıyor ve düşünebiliyor musunuz? Hangileri nin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, herkes den iyi ALLAH BİLİR diyor. Burada dahi bir sınıflandırma ayrım var. Peki, bizler nasıl olurda iman ettim diyenler arasında hiç ayrım yapılmayacağını, cehenneme sırf orasının azametini, kötülüğünü görmek için gidileceğini söyleriz?
 
Allah böyle bir açıklama yapmış mı? Asla yapmamış, peki bu bilgiyi kimden aldık da cehennemi uzaktan yalnız görüp, hemen çıkacağız cennete gideceğiz diyoruz? Meryem 68. ayette izah edilirken cehennemi n çevresi sözünü kullanıyor. 71. ayette ise (ARANIZDA CEHENNEME UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE KALMAYACA KTIR.)diye açıkça belirtiyo r. Dikkat ettiyseni z bu hitap, inkar edenlere değil, tüm iman edenlere yapılmış.
 
Bazı arkadaşlar buradaki cehennem sözünden, içi değil daha önceki gibi cehennemi n çevresi anlamalıyız diyorlar. Sormak isterim eğer öyle olsaydı Allah Meryem 68. ayette kullandığı kelimeyi, 71. ayette de kullanama z mıydı? Bunu söylemekle yorum yapmış oluruz, buda bizleri doğrudan saptıracaktır. 71. ayetin son kısmını hatırlayalım. Herkesin cehenneme uğraması sözünün, Allah ın kesinleşmiş bir hükmü olduğunu söylüyor.
 
Allah sizce verdiği bu hüküm de, bizlere cehenneme uğratma nedenini neden açıkça söylememiş olabilir dersiniz? Doğrusu burada da yorum yapmak, doğru olmasa gerek. Eğer Allah nedenini açıklamamışsa, bunun da bir hikmeti vardır, bunu da unutmayalım ve kendimizi temize çıkarmak adına, Rabbin açıklamadığı bir konuda yorum yapmayalım. Allah ne diyordu bir ayetinde; Benim katımda, açıklamadığım konularda konuşmanızı HARAM kılıyorum.
 
Şimdide 72. ayete bakalım. (Sonra sakınanları kurtarara k zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.) Allah ayette anlatmak isteneni çok açık anlatıyor. Bizlerin bilmesi gereken iman edenlerin eninde sonunda buradan kurtarılacağının müjdesini almaktır. Dikkat ederseniz iman etmeyenle r, diz üstü orada kalacakla rdır diyor. Eğer söyledikleri gibi herkesin girdiği yer cehennemi n çevresi ise, iman etmeyenle rin bırakıldığı yerde cehennemi n çevresi olarak düşünmeliyiz ki, böyle bir açıklama asla yok.
 
Ayette de iman edenlerin kurtarılacağı söyleniyor. Bir insanı bir yerden kurtarmak demek, kötü olan bir yerden onu almak götürmek demektir, yani kurtarılmadan önce demek ki bir müddet kalınmış ki kurtarılma tabirini kullanmış Allah. Hapisten çıkan birisini düşünün, geride kalan hükümlülere, ALLAH KURTARSIN derler. Demek ki cehennemd en kurtarılma var, ama orada kalışı konusunda bir açıklama yok. Aşağıdaki ayet, bu konuya açıklık getiriyor ve bakın ne diyor.
 
Müminun 103: Ama tartıda hafif çekenlere gelince; işte, CEHENNEMD E YERLEŞİP KALMAK ÜZERE kendi kendileri ne yazık edenler de böyleleridir; (Muhammed Esed meali)
 
Muhammed Esed bu ayeti tercüme ederken, çok dikkatli seçmiş kelimeler ini ve ayeti çok daha güzel yazmış. Hesap görüldü ve tüm insanlar cehenneme uğradı, burada herkes yaptığı yanlışların karşılığını gördü, ama yaptıkları ölçüldüğünde, günahları ağır gelenler cehennemd e ebedi kaldı, diğerleri elbette cennete geçti anlamı çıkıyor ortaya.
 
Bu ayetlerde bahsedile n kişilerin, Allah ın ayetlerin i inkâr eden insanlar olduğunu, onun içinde, aranızda hiç kimse yoktur ki cehenneme uğramasın sözünden, inkârcılardan bahsediyo r diye ayetten anlayanla rı görüyoruz. Ama ayetin devamında dikkat ederseniz, SAKINANLA RI KURATACAĞIZ İFADESİ VAR. Demek ki bu ayette bahsedile n yalnız inkârcılar değil, tüm insanlard an bahsedili yor. İnkârcılar neden cehennemd en kurtarılsın. Onlar ebedi kalacak olanlar. Buradan da şunu anlıyoruz. Aranızda cehenneme uğrayacak hiç kimse yoktur hükmü, tüm insanlar için verilmiş bir hükümdür.
 
ALLAH KİMİ KULUNU, O CEHENNEMİN AZAMETİNİ GÖSTERİP DİREK CENNETİNE ALIR, KİMİSİNİ DE İSTEDİĞİ KADAR TUTAR, DAHA SONRA KURTARIR CENNETİNE ALIR. Bize düşen burada kimin ne kadar kalacağının hesabını yapmak değildir, onu yalnız RABBİMİZ BİLİR. Allah bu konuda bir açıklama yapmamışsa bizlere yorum yapmak yerine, BU AYETTEN HER İNSANIN YAPTIĞININ KARŞILIĞINI MUTLAKA ALACAĞINI ANLAMASI GEREKMEKT EDİR.
 
Allah ın affedeceği, bağışlayacağı konularının neler olacağını Allah bilir. Ama bunların küçük günahlar olacağını özellikle söylüyor. Bir insanın bir insana yaptığı adaletsiz liği, iftirayı neden affetsin, zaten affetmeye ceğini söylüyor. Bu sizce adaletli olur mu? Bakın aşağıda ki ayette yetimin malını yiyen, cehennem ateşi ile cezalandırılır diyor, ama orada ebedi kalır demiyor. Buna örnek birçok ayet vardır. Bazı ayetlerde özellikle ebedi cehennemd e kalır diye de belirtiyo r.
 
Nisa 10: Yetimleri n mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarında ateş yemiş olurlar. Yakında onlar alevli bir ateşe girecekle rdir. (Bayraktar Bayraklı meali)
 
Büruç 10: Şüphesiz mü’min erkeklerl e mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenle re; cehennem azabı ve yangın azabı vardır. (Diyanet meali)
 
Nur 19: İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsin iz. (Diyanet meali)
 
Bakara 174: Allah'ın indirdiği kitabın bir kısmını gizleyenl er ve onu az bir değere değişenler, karınlarına ateşten başka bir şey tıkmış olmazlar; kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temize çıkartmayacaktır; onlara acıklı bir azap vardır.(Bayraktar Bayraklı meali)
 
Bakın bu ayetlerde, işlenen suçun cezası cehennemd ir diyor, ama dikkat ederseniz ebedi cehennemd e kalırlar demiyor. Ebedi cehennemd e kalırlar diyen ayetlerde n örnek verelim.
 
Araf 40: Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenm ek isteyenle r var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyec eklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız! ( Diyanet vakfı)
 
Araf 36: Âyetlerimizi yalanlaya nlar ve onlara uymayı kibirleri ne yediremey enlere gelince, işte onlar cehenneml iklerdir. ONLAR ORADA EBEDÎ KALACAKLA RDIR. (Diyanet meali)
 
Bu ayetlerde n de anlıyoruz ki, cehennem suçlular için hazırlanmıştır ve kat kat farklı şekillerde hazırlanmıştır, tıpkı cennet gibi. Bir kısmı cehennemd e ebedi kalırlar, bir kısmı da cezasını çektikten sonra çıkarlar. Araf 40. ayet bunu çok güzel açıklıyor ve Allah ın ayetlerin i yalanlaya nlara, gök kapısı açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçene kadar cennete giremeyec eklerdir diyor. DEMEK Kİ BUNUN DIŞINDA OLANLAR, CEZASINI ÇEKTİKTEN SONRA CENNETE GİRECEKLER ANLAMINDA OLDUĞU ÇOK AÇIKTIR.
 
Ben Kur’an ın bütününü ve Rabbin adaletini düşündüğümde, Kur’an ayetlerin den bunları anladım. Bunlar benim düşüncelerim ve anladıklarımdır yalnız beni bağlar. Dikkat ederseniz ayetler üzerinde asla yorum yapmak yerine, söylenen sözleri bir bütün olarak anlamaya çalıştım.
 
Elbette hatalarım, eksikleri m olacaktır. Sizlerde Kur’an ı anladığınız dilden bol bol okuyup, ayetler üzerine düşününüz. Dilerim Allah dan, işlediğimiz günahlarımızı bağışlayan, cehennem azabından kısa sürede kurtulanl ar arasında oluruz.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

http://hakyolkuran.com/
6
İSLAMİ BİLGİLER / İslam Dininde Liderlik, Halifelik Konusu Üzerine......
« Son İleti Gönderen: halukgta 17 Mart 2018, 17:56:15 »
Günümüzde çok konuşulan bir konu vardır. İslam toplumlarının dini bir lidere ihtiyacı vardır, dini lider HALİFE etrafında birleşilmelidir diyenleri duyarız. Halife kelimesin i araştırdığınızda, şöyle bir anlamı olduğunu görürsünüz.

“Hazreti Muhammet’ten sonra, ONUN VEKİLİ OLARAK Müslümanların imamlığını ve ŞERİATIN KORUYUCUL UĞUNU yapmakla görevli kimse.”

Önce şunu hatırlatmak isterim, ALLAH IN ELÇİSİNİN VEKİLLİĞİNİ HİÇ KİMSE YAPAMAZ. Çünkü böyle bir görevi yapmaya hiç kimsenin yetkisi ve salahiyet i yoktur. Görevi Allah vermiştir ve Peygamber imiz vefat etmeden öncede, en yakınlarına bile benden sonra, bu görevimi sen devam ettir şeklinde bir yetki vermemiştir, zaten veremezdi de. Çünkü böyle bir görevi, yetkiyi Allah dan başka kimse veremez. Böyle bir makam oluşturursak, peygamber in yetki ve görevleriyle onu donatmış oluruz. İslam dininde ruhban sınıfı yoktur. Hıristiyanlarda olduğu gibi Papa ya da papazların, Allah ile kulu arasında aracılık, topluma din adına liderlik yaptığı gibi, İslam dininde aracılık ya da liderlik yapacak, dini yönetecek bir sınıf asla yoktur.

Allah elçisine, sana indirdiğim Kur’an ile onlara hükmet demiştir. Hükümlerde çok açıktır. Kur’an da toplumun düzeni ile ilgili konularda açıklama yapılmış, cezalar getirilmiş, imanı ilgilendi ren konularda ise asla bu dünyada Allah ın elçisinin bile, kişisel olarak inanç kurallarını yerine getirmeye nlere, ceza verme yetkisi elçisine bile verilmemiştir. Kur’an ın hiçbir yerinde namaz kılmayana, oruç tutmayana şöyle ceza verilir diye bir hüküm yoktur. ÇÜNKÜ ALLAH ELÇİSİNE, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER DİYE HÜKMÜNÜ BİLDİRMİŞTİR. İmtihanın da gereği budur.

Allah ın şeriatını, yani kanunlarını, kitabını yine Allah ben koruyorum diyor. Bu konuda çok açık bir şekilde Kur’an ı koruması altına aldığını bildirmiştir. Her Müslüman, Kur’an ı tebliğ aldıktan sonra, onu tebliğ etmek, çevresine anlatmak görevi vardır. Kur’an ı koruma görevi, özellikle bir kişiye verilmemiştir. 

Bu durumda Dört halifenin konumu nedir? Bu ismi veren ve bu yetkileri n olduğunu söyleyen bizleriz. Yoksa dört halife nin hiç birisi, Allah ın elçisinin vekili değildi, böyle bir iddiaları da yoktu. Böyle bir görevi de üstlendiklerine dair hiçbir bilgi yoktur. Allah ın elçisine en yakın olan bu insanlar, bu gerçeği çok iyi bilen insanlardı. VEKİLLİK ASLİ GÖREV SAHİBİNİN, YETKİSİNİ DEVRETMESİYLE OLUR. PEYGAMBERİMİZDE ÖLMEDEN ÖNCE ASLA BÖYLE BİR YETKİYLE HİÇ KİMSEYİ GÖREVLENDİRMEMİŞTİR. ONUN İÇİNDE DİNİ LİDERLİK, VEKİLLİK DİYE BİR MAKAM İSLAM DİNİNDE, PEYGAMBERİMİZDEN SONRA OLMAMIŞTIR. Böyle bir makam oluşturulmaya çalışıldığı için, İslam mezhepler e, fırkalara bölünmüştür. Allah sakın dinde bölünmeyin dediği halde.

Dört halife seçimle gelmiştir ve kendileri o toplumun yönetiminden sorumlu, devlet başkanlarıydı. Peygamber imizin vekili değildi. DİNİ LİDERİ ALLAH SEÇER ELÇİ OLARAK, BEŞER DEĞİL. Hatırlayınız lütfen, Allah elçime uyun diyordu Kur’an da. Eğer dini bir lider seçersek, seçtiğimiz dini lidere nasıl olurda güvenebiliriz, Allah ın elçisine güvendiğimiz gibi. Hükmü veren yalnız Allah dır, oda Kur’an ın çizdiği sınırlarla sabittir. Seçimle gelmiş her lider/devlet başkanı toplumuna Kur’an ile hükmetmelidir. Ne yazık ki Allah ın koyduğu sınırlar, geçmiş toplumların kendi inisiyati fleriyle oluşturdukları HALİFELİK makamıyla bozulmuş, din adına bu makamlar kullanılarak, dine ilaveler yapılarak, Kur’an ın yanında beşeri FIKIH inancı oluşturulmuştur.

Dini liderlik kisvesi altında yapılan bu makam, öyle bir hal almıştır ki, devleti yönetenlerin de etkisiyle, adeta din toplumun üstünde baskı aracı olarak kullanılmıştır. Fetva makamları oluşturulup, gündelik serbest yaşam hayatı, Allah ın asla karışmadığı sınırlama getirmediği konularda bile, fetvalar verilerek, toplum istedikle ri gibi yönetilmiş ve istedikle ri kalıplara sokulmuştur. Öyle olunca da düşünemeyen, özgür olmayan bir toplum yaratılarak, toplumların önlerine büyük bir set çekilmiştir. Fetva dini konularda yargıda bulunmak, din adına olur vermek anlamındadır ki, bunun hükmünü Allah dan başka kimse veremez. Oda Kur’an da açıkça belirtilm iştir ve Yaradan sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyerek, son noktayı koymuştur.

Allah bizleri yönetecek kişilerin seçimle başa gelmesini ister ve bizlerin ehil insanları seçerek, adaletle toplumu bu kişilerin yönetmeleri uyarısını yapar. Bu yöneticilere de uymamızı emreder. AMA LÜTFEN UNUTMAYAL IM, SEÇTİĞİMİZ BU YÖNETİCİLER BİZLERİ DİN ADINA YÖNETENLER DEĞİL, DEVLETİN BEKASI, DEVAMLILIĞI ADINA YÖNETEN YÖNETİCİLERDİR. Elbette yöneticinin görevi toplumu adaletle ve özgürce yöneterek, onların inançlarına karışmadan, baskı yapmadan imtihanla rını yerine getirmele rine yardımcı olmalıdır. Seçilen bu yöneticiler, toplumun inançlarına aykırı kanunlar çıkarmamalıdır ama çoğunluğun, azınlığa baskı kurmasına da asla izin vermemeli dir. Onun için Allah dinde zorlama yoktur demiştir.

Dini bir lider seçersek, o kişinin vereceği fetvalara da uymamız gerekir. Ama Allah bu konularda bizleri uyarıyor ve emin olmadığınız bilginin ardına düşüp sakın veliler, efendiler edinmeyin . Kimin en doğru yolda gittiğini yalnız ben bilirim der. Hatta Allah ın sözünden daha doğru kim vardır diyerek, bu konularda bizleri uyarır. Güvenilecek veliniz yalnız benim der Kur’an. Bu durumda din ve iman adına, Allah ın elçisinden sonra güvenebileceğimiz hiç kimse yoktur, olamazda. Bizlerin sarılacağı, rehber edineceği, güveneceği tek kitap Kur’an dır onun açık, muhkem hükümleridir. Hatasız insan olmaz.  EN ÖNEMLİSİ ALLAH ELÇİSİNİ, SÜREKLİ KONTROL ALTINDA TUTUYOR İZLETİYOR EN KÜÇÜK BİR HATASINDA İKAZ EDİYORDU. Bunun örneklerini Kur’an da görüyoruz. ONUN İÇİNDİR Kİ, DİN ADINA EN SON LİDER PEYGAMBERİMİZ, UYACAĞIMIZ KİTAPTA YALNIZ KUR’AN DIR.

İslam a sokulan yanlış bir inançta, MEHDİLİK inancıdır. Kur’an asla böyle bir kişinin geleceğinden, İslam toplumlarına liderlik yapacağından bahsetmez . KUR’AN BEKLEMEYİ DEĞİL, O ANI EN DOĞRU YAŞAMAMIZI DEĞERLENDİRMEMİZİ, ÇABA GÖSTERMEMİZİ İSTER BİZLERDEN. Birilerin in kurtarıcı olarak beklenmes i, insanlar arasında çaba gösterilmeden bir başkasından medet umması, Kur’an a aykırı bir düşüncedir. Kur’an birlik ve beraberli k içinde olmamızı ister bizlerden . Ali İmran 103. ayetinde, Allah ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın der bizlere. Din ve iman adına, velilerin, efendiler in, Liderleri n ardından değil, Kur’an ın ardından gitmemizi n uyarısını yapar. DİN DE LİDERLİK, PEYGAMBERİMİZLE NOKTALANM IŞTIR.

Günümüzde böyle bir makamın, oluşturulmaya çalışıldığı izlenimle ri vardır. Din adına liderlik, halifelik, mehdilik yapacak bir kişinin olabileceğini düşünmek hatadır. Geçmiş yıllarda oluşturulmuş bu makamlar, ne yazık ki İslam ı böldüğü gibi, birbirler ine düşmanlığı da körüklemiştir. Bizlerin yapması gereken, Allah ın elçisine vekillik yapmak yerine, Allah ın elçisinin bizlere tebliğ ettiği, emanet bıraktığı Kur’an ın çevresinde birleşmek olmalıdır. Bunu başarabildiğimiz ölçüde, İslam a faydamız dokunacak tır. Aksi halde birbirimi ze düşmanlığımız çok daha fazla artacak ve Müslüman ın Müslüman ı öldürdü günler hiç eksik olmayacak tır. Unutmayalım lütfen, dinde lider aramaya kalkarsak, her mezhep, her cemaat, tarikat kendi içinden lider seçmek isteyecek tir. Buda dinde karmaşa yaratır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

7
İSLAMİ BİLGİLER / Kendilerini Müctehid Ve Fıkıh Alimi Zannedenlere.....
« Son İleti Gönderen: halukgta 10 Mart 2018, 12:47:15 »

Bizlerin İslam anlayışına güzel bir örnek, geçen gün Cumhurbaşkanı ve kendisini dinde söz sahibi gören bir Profesör arasında geçti. Cumhurbaşkanı, dini konularda hiç hoş olmayan farklı sözler konuşan, hatta haddini aşan kişilerin sözlerini tenkit ederek, İslam ın hükümlerinin güncellenmesi konusunu gündeme getirdi. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanına şöyle bir cevap vermiş, basından okudum.

"MUHTEREM CUMHURBAŞKANIM! HADDİNİZİ AŞARAK ŞER’Î MESELELER DE FİKİR BEYAN ETMEYİNİZ! ZİRA NE MÜCTEHİD VE NE DE FIKIHÇISINIZ!"

İşte bizlerin İslam anlayışı, İşte bizlerin İslam dininde kendi ellerimiz le yarattığımız ruhban sınıfının özeti. Dini konularda öyle bir sınıf yarattık ki, bu kişilerin sözleri adeta Allah ın emri gibi, dinin asli unsuru sayılır oldu. Düşünebiliyor musunuz, bizler yaşantımızda herhangi bir konunun, dine uyup uymadığına kendimiz karar veremeyec eğiz ve doğrumu yapıyoruz diye, bahsettiği kişilere soracakmışız. Hani İslam dininde ruhban sınıfı yoktu? Bu kişilere göre dinin tek kaynağı Kur’an değil, beşerin koyduğu fıkıh kuralları da dinin ana unsuru sayılıyor. Onun içinde dinde bölündük parçalandık ve ruhban sınıfını yarattık. Bu kişiler kendileri ni öyle kaptırmışlar ki, Cumhurbaşkanı sen işine bak, dini konulara karışma, o bizim işimiz diyecek kadar, kendileri ni din adına yetkili kabul edebiliyo rlar. Kim verdi onlara bu yetkiyi? Kur’an da Allah elçisine hitaben, senin görevin tebliğ etmektir, yarattığım kulumla aramdan çekil. Tebliğ etmek senin, hesap sormak bizim görevimizdir der. AMA BU ŞAHISLAR NE YAZIK Kİ KENDİLERİNİ, ALLAH IN ELÇİSİNDEN BİLE YETKİLİ GÖRÜYORLAR.

Bizler İslam ı, Allah ın kolaylaştırılmış hükümlerine göre yaşamayıp, beşeri hükümler ile harmanlayıp yaşarsak, elbette her zaman, her çağda toplum sorunlarl a karşılaşacaktır. Allah ayetlerin i tüm zamana uygun şekilde saf, arı, duru bir şekilde göndermiştir. Bizlerde bu hükümleri, kendi çağımıza uyarlayar ak anlamasını öğrenemediğimiz sürece, kendimizc e dinin güncellenmesi gerektiğini söyleriz. HÂLBUKİ DİNİN GÜNCELLENMEYE DEĞİL, KAFALARIN, BATIL İNANÇLARIN GÜNCELLENMEYE İHTİYACI VAR. Unutmayalım din yalnız Kur'an dır. Allah ın elçisi de ümmetine, yalnız Kur'an ı tebliğ etmiş ve yalnız Kur'an ile hükmetmiştir.

Önce şunu hatırlatmak isterim. Fıkıh din değildir. Dini konularda beşeri düşüncelerin oluşturduğu hükümlerdir ve asla Allah emri olmayıp, kişileri bağlayıcıda değildir. Konuyu daha iyi anlayabil memiz için Müctehid ve fıkıh ne anlama geliyor toplumumu zda, önce onun özetini yazmak istiyorum .

“Müctehid; Kur'an'ın sırlarını hakkıyla bilen, içtihat yapabilen, İslâmî ilimlerin bütün hükümlerinde otorite olan her fıkıh bilginidi r. Bu zatlar ayet ve hadisleri n sırlarını bilme yeteneğine sahip seçkin insanlardır.
“Arapça bir kelime olan "fıkıh", bir şeyi derinleme sine bilmek demektir. Temel kaynakları Kur’an ve sünnet olan İslam hukukuna verilen ad. İslam hukukudur . Dört temele dayanır. 1) Kuran, 2) Hadis, 3) Kıyas, 4) İcma. Herhangi bir konuda, Kuran'da açıklayıcı bir ayet varsa, evvela bu esas alınır. Kuran'da bulunmaya n konularda Hz. Muhammed'in «sahih» (doğru) Hadisleri esas alınır. Eğer aranan esas burada da bulunamaz sa, o zaman fıkıhın üçüncü esası olan «kıyas» yoluna başvurulur. Kıyas, bir meselenin benzerini Ayet ve Hadis olarak bulmak demektir. Bulunan benzer Ayet veya Hadis, genelleştirilerek yeni meseleye uygulanır. Bu da olmazsa, nihayet fıkhın dördüncü esası İcma ya başvurulur. İcma, bir mesele üzerindeki halkın İsteği demektir. KUR AN'A VE HADİS'E AYKIRI OLMADIKÇA HALKIN İSTEĞİ ESAS SAYILIR.”
Müctehid, Kur’an ın sınırlarını hakkıyla bilen kişi olduğu söyleniyor.  Peki, kim bu kişiler? Allah ın apaçık ayetlerin i yeterli görmeyen, Allah hüküm vermediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenler mi Müctehid? Bu kişiler hangi sırrı Kur’an dan anlamışlar, Allah apaçık dediği halde. Sakın veliler edinmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyen Allah ın hükmüne inat, nelere inandığımızın farkında mıyız? Bu kişiler benim imanıma nasıl olurda yön verebilir? Sizlere indirdiğim Kur’an yetmiyor mu diyen Yaradan a inatla, Allah ın kitabını yeterli görmeyip, anlaşılması zor ilan edip, bizleri kendi hükümlerine uymamızın mecburiye tine zorlayan bu kişiler, hangi yetki ve salahiyet le kendileri ni yetkili görüyorlar? Kur’an azınlık kişilerin anlayacağı sırlarla dolu kitap değil, Allah ın yemin ederek kolaylarl aştırdığı bir rehberdir . Allah Kur’an ı ben açıkladım ve nice örneklerle izah ettim ki, sizi Allah ile aldatanla r çıkmasın diyor Kur’an da.

Günümüzde topluma anlatılan fıkıh beşeridir. İslam hukuku diye topluma sunulan fıkıh inancının, nerelerde n oluşturulduğunu sizlere yazdım. Kur’an da olmayan hükümleri nerelerde n derleyip, sanki Allah ın emriymiş gibi dinin ana unsuru yapmaya çalışıyorlar. İlginçtir, Kur’an a ve hadise aykırı olmadıkça halkın isteği esas alınır diyor. Din halkın isteği ile yaşanmaz. DİN YALNIZ ALLAH IN İNDİRDİĞİ KUR’AN İLE YAŞANIR. Öyle hadisler, peygamber imiz söylemiş gibi gösterilmiştir ki, apaçık Allah ın elçisine iftiradır. Unutmayalım lütfen, Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyor. Kur’an ın dışından beşeri fıkıh inancından değil.

Bizler Kur’an ı anlayarak, düşünerek okumadığımız sürece, Allah ın bizlerden ne istediğini de, ilk elden asla anlayamayız. Allah ile aramıza, kendisini din adına yetkili, sorumlu olduğunu iddia eden kişileri sokarsak, onların yanlış inançlarıyla da Allah ın huzuruna çıkarız. İnanın o çetin gün, şaşkınlığımızdan kaçacak yer ararız. 

Lütfen şunu unutmayalım, din Allah ın dinidir. Allah da yemin ederek, bizleri imtihan ettiği Kur’an ı anlayabil memiz için kolaylaştırdığını söylüyor da, dinde ruhban sınıfı olmadığını belirtiyo rsa, kendileri ni ruhban sınıfının yetkilile ri olarak gören ve müctehid ve fıkıh âlimi kabul eden kişilerin oyunlarına gelmeyeli m.

Padişahlık dönemlerinde, toplumu istedikle ri gibi yönetmek isteyen yöneticiler, toplumu ellerinde tutabilme k adına, dinde söz sahibi kişiler ihdas edip, onların yardımıyla saltanatl arını sürdürebilmişlerdir. Âlim insan, İmamı Azam Ebu Hanife, buna asla izin vermemiş ve böyle yöneticilerin oyununa gelmemiştir. Onun içinde çok acılar çekmiş, hapislerd e yatmıştır. Bugün aynı oyunlar oynanıyor ve kendileri ni dinde yetkili ve sorumlu olduklarını ilan eden kişiler çıkıyor, devleti yönetenleri bile etkileri altına almaya, onları din adına tehdit etmeye çalışıyorlar. Bunun acı bir örneğini yakın zamanda gördük, toplum büyük acılar çekti. Yenilerin in ortaya çıkmaması içinde önlemler alınmalı ve kendileri ni ruhban ilan eden bu kişilere, gereken cevaplar verilmeli dir.

Allah Kur’an ın sınırlarını aşan, Allah hükmetmediği halde bunlarda Allah katındandır diyerek, Allah ın kolaylaştırdığı dini zorlaştıranlara Rabbimiz kâfir diyor. Lütfen dikkatli olalım, farkında olmadan kendimizi kâfirlerin safında bulabilir iz. Allah ile aldatıcı bu kişilerin oyunlarına gelmeyeli m. Elde Kur’an onu anlayarak ve düşünerek okuyalım. Unutmayalım Allah anlayamay acağımız, açıklanmamış bir kitap gönderip, daha sonrada ondan bizleri asla sorumlu tutmaz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

8
Bizler ne yazık ki, rivayet hadislere gösterdiğimiz saygıyı, Kur’an ayetlerin e göstermiyoruz. Onun içinde Kur’an ın gerçekleri ile buluşamıyoruz. BİR MÜSLÜMAN IN ÖLÇÜSÜ YALNIZ KUR’AN OLMALIDIR . Eğer Kur’an ın dışından farklı ölçü Kullanırsak, inancımız mutlaka Kur’an ile çatışır ve ters düşer, bunu asla unutmayalım. Doğru tekdir, oda Kur’an dır. Kur’an a uymayan, onayından geçmeyen hiçbir söz, bir Müslüman ı bağlamaz. SİZCE ALLAH IN RESULÜ, KUR’AN IN ONAY VERMEDİĞİ TEK BİR SÖZ SÖYLER Mİ? Cevabınızın, söylemez olduğunu biliyorum . ÇÜNKÜ ALLAH ELÇİSİNE, KUR’AN İLE HÜKMET ME EMRİ VERMİŞ VE BİZLERİ, KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEPĞİNİ SÖYLEMİŞTİR. O zaman bizlerde bu gerçeği hayatımıza lütfen geçirelim.  Yoksa peygamber imize iftira atmış olacağımızı unutmayalım.

Yazdığım makaleler imde, Allah ın Resulünün söylemesi mümkün olmayan, rivayet edilen hadisleri örnek gösterip, ayetlerle bunu anlatmaya çalıştığımda, sen sünnet inkârcısısın iftirası ile karşı karşıya kalıyorum. Yine bir yazıma cevap veren, rivayet hadisleri n neredeyse tamamına, kuşku duymadan inandığı sözlerinden anlaşılan ve bu hadisleri n doğruluğunu, genel çoğunluğun kabulüyle açıklayan bir kardeşimiz, bakın bana nasıl bir cevap vermiş.

“CEHENNEMLİKSİNİZ HABERİNİZ OLSUN, HADİSLERİ BU KADAR MÜSLÜMAN KABUL EDİYOR DA, SİZ NEDEN KABUL ETMİYORSUNUZ, BU KADAR ÂLİM HOCA MÜSLÜMAN MI YANLIŞ, YOKSA SİZ Mİ?”

Ne yazık ki din adına Kur’an dışından, imanımızı etkileyen, hatta dine hüküm koyan sözlerin kabul görme kriteri-ölçüsü, genel çoğunluğun kabul etmesi ve geçmiş yüzlerce yıl öncesinden günümüze rivayet yoluyla bizlere ulaşan, âlim ve hocaların bunları söylediğini iddia etmeleri, bizler için doğru ve sağlam bilgi olarak kabul edilebili yor. Hâlbuki Allah ayetinde bizleri nasıl uyarmıştı. ÇOĞUNLUĞA UYARSAN SİZLERİ DİNDEN SAPTIRIRL AR. İlginçtir, bu sözleri söylediği rivayet edilen kişiler, acaba bu sözleri gerçekten söyledi mi diye hiç kendimize soruyor muyuz? Ya söylemedilerse? Aslında bunun örnekleri Kur’an da var, ama kıssadan hisse almadıktan sonra, ne söylesek boş. Çünkü Kur’an ile bağlantımız koparılmış. Adı üstünde bu bilgiler rivayet. Rivayetin anlamı, dilden dile SÖYLENTİ YOLUYLA BİZLERE ULAŞMIŞ, doğruluğu hakkında tam emin olunamaya n, ama içinde doğruda olabilece k sözler demektir.

Yazımın ilk cümlesinde söylediğim gibi, bizler rivayet edilen hadislere gösterdiğimiz saygıyı, itinayı, inanın Kur’an ayetlerin e, Allah ın sözlerine göstermiyoruz. Rivayet hadisleri aklayabil mek adına, Allah ın sözlerini görmezden geliyoruz, ayetlerin üstünü örtüyoruz. Hatırlatırım bunun hesabını Allah ın huzurunda veremeyiz . Öyle yanlışlar yapıyoruz ki, Allah ın sözlerinin önüne, emin olamayacağımız rivayetle ri geçiriyoruz, böylece ayetler hükümsüz kalıyor hayatımızda. Bunun acısını da, Müslüman toplumlar olarak çekiyoruz. Sizlere bu konuda yaptığımız yanlışlara, bazı örnekler vermek istiyorum .

Allah Kur’an da birçok ayetinde, şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatçinin fayda etmediği o günden sakının dediği halde, Kur’an ın asla onaylamadığı, hatta tam tersini söyleyen rivayet hadislerd e, peygamber ler, din ulemaları, veliler, şeyhler de şefaatçidir dedikleri hadislere inanmıyor muyuz? Bu hadislere inandığımız takdirde, onlarca ayete iman etmemiş olacağımızın, artık farkında olalım. İşin kötüsü, ayetlerin bir kısmında kelimeler in anlamını değiştirip, farklı anlamlar yükleyip, kendimize kanıt arıyoruz. Diğer ayetlerle ters düşmesi, Kur’an da çelişki yaratması, umurumuzd a bile olmuyor.

Kur’an zina, fuhuş yapmanın cezasını açıkça yazdığı, izah ettiği, hatta zina yapan erkek, zina yapan kadınla evlenir örneğini de verdiği halde, hala doğru olması mümkün olamayan rivayet hadise inanıyoruz ve bakın ne diyoruz. “Zinanın cezası aslında Kur’an da recm cezasıydı, ama Kur’an a geçmedi”. Rivayet edilen hadisi, ayetin önüne getirip, Allah ın sözlerini geçersiz kılanlar mı cehenneml iktir, yoksa bu yanlışı hatırlatıp, Kur’an a davet edenler mi cehenneml iktir, onu Allah ın huzurunda hep birlikte göreceğiz.

Allah Kur’an da bizleri uyarıp, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, emin olamayacağınız bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım dediği halde, Kur’an ın asla onay vermediği ve bir rivayete göre diye başlayan söylentilere göre imanımızı nasıl yaşarız. Onca ayetin üstünü örtüp, görmezden gelip, Allah ın uyarılarına kulak asmayıp, rivayetle ri nasıl aklamaya çalışırız, apaçık Allah ın ayetleri önümüzdeyken.

Allah görev verdiği elçisinin, görev ve sorumluluğunu bizlere Kur’an da anlatırken, şu sözlerle uyarıyor. Peygamber e düşen, apaçık tebliğden başka bir şey değildir. (Ankebut 18) Biz Resulleri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.(Kehf 56) Ben sadece bana vahyedile ne uyarım, ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.( Ahkaf 9) Senin görevin sadece tebliğ etmektir. ( Rad 40) diye Rabbimiz bizlere apaçık bildirdiği halde, bizler nasıl olurda emin olamayacağımız onlarca hatta yüzlerce, Kur’an a göre doğru olması mümkün olmayan rivayet hadisleri savunmak adına, ayetleri görmezden geliriz. Bu kadar mı Kur’an ı terk ettik, bu kadar mı gözlerimiz dönmüş.

Allah Kehf 26. ayetinde, KENDİ HÜKMÜNE ALLAH KİMSEYİ ORTAK ETMEZ dediği halde, ne yani peygamber imiz postacımıydı diyerek, Allah ın elçisine vermediği yetkileri bizler verip, Allah elçisine Kur’an ın misli kadar hüküm verme, yetkisi vermiştir diyecek hale geldik. Bunları söyleyip inandığımızda ise, yüzlerce ayeti inkâr ettiğimizin, ne yazık ki farkında bile değiliz. Bunları da emin olamayacağımız, rivayet hadisleri aklamak adına yapıyoruz.

Buna benzer verilecek o kadar çok örnekler var ki, gözlerinde perde olan, gönülleri mühürlenmişlere ne anlatsak boşuna, bunu biliyorum . Ama bir Müslüman a düşen görev, din kardeşini sonuna kadar Kur’an ile uyarmak olmalıdır. Bazı kardeşlerimiz hadisleri İslam dininde meşrulaştırmak, dinin ana unsuru yapabilme k adına şunları söylüyor. “ Peygamber imiz Kur’an ı sağlığında yazdırmamıştır, hadisleri de yazdırmamış olmasının ne önemi olabilir. Kur’an peygamber imizin ölümünden sonra yazıldıysa, hadislerd e daha sonra yazılmasının ne sakıncası olabilir” Bu sözler aklın ve mantığın kabul etmeyeceği, nefsimizi kandırmak için söylediğimiz sözlerdir. ALLAH IN ELÇİSİ KUR’AN I SAĞLIĞINDA SAYFA SAYFA TEK TEK YAZDIRMIŞTIR, AMA CİLT HALİNE GETİRMEMİŞTİR, ÇÜNKÜ VAHİY DEVAM EDİYORDU. Ciltlenme işlemi daha sonra yapılmıştır. Verdikler i örnek, nefisleri mizde yarattığımız şeytani düşüncenin, dışa vurmuş halidir, lütfen bu düşüncelerin etkisinde n kurtulalım. Tüm söylenenleri bir tarafa bırakın, Kur’an ı Allah ben koruyorum diyor. Bu delil, güvence bizlere yetmiyor mu? Emin olamayacağımız rivayetle rin, doğruluk adına garantisi ni kimler veriyor?

Hepimiz insanız hata yapabilir iz, bende hata yapabilir im. Ama lütfen beni, kendi doğrularınızla değil, ALLAH IN DOĞRULARI, REHBERİ, SORUMLU OLDUĞUMUZ KUR’AN İLE UYARINIZ. Ömür çok uzun gibi gelebilir, ama bir nefes alışı kadar kısa olduğunu bir gün anlayacağız. Tabi o zaman affedilme yecek büyük hatalar yatıysak, bu hatalarımızı telafi edecek, vaktimizd e olamayaca k.

Değerli din kardeşlerim. Bir birimizi lütfen sen kâfirsin, sen cehenneml iksin sözleriyle itham etmeyelim . Kur’an ehli, zikir ehli bir Müslüman, Allah ın Kur’an da ki uyarısını bilir ve karşısındaki din kardeşine asla böyle bir söz söylemez. Çünkü Allah İsra suresi 84. ayetinde, “YOLCA DAHA DOĞRU GİDENİN, KİM OLDUĞUNU RABBİMİZ DAHA İYİ BİLİR” diye bizleri uyarır. Kim bilir dinsizlik le itham ettiğimiz kişi, belki de bizden Allah katında daha makbuldür, biz bilemeyiz Allah bilir. HADİSLERİ KUŞKU DUYMADAN, ÖLÇÜMÜZ OLAN KUR’AN İLE KONTROL ETMEDEN, ÖYLE BİR SAVUNUYOR UZ Kİ, AYETLERİ İNKÂR ETME DURUMUNA DÜŞÜYORUZ.

Kurtuluşa ermek istiyorsa k, sorumlu tutulacağımıza Allah ın hükmettiği, KUR’AN IN İPİNE SARILALIM . Allah kurtuluşa erecek olanların, Kur’an a sarılacak olanlar olduğunu bildiriyo rsa bizlere, gelin ebedi hayatımızı tehlikeye atmayalım. Emin olamayacağımız rivayetle ri aklanmaya çalışırken, yüzlerce ayete iman etmemiş olduğumuzun da farkına varalım. Allah Kur’an da Enam suresi 19. ayetinde, elçisine bizlere söylemesini istediği çok önemli bir hatırlatma var. Bu hatırlatmayı, ikazı lütfen hayatımıza geçirelim, yoksa mahşer günü, PİŞMAN OLANLARIN SAFINDA OLURUZ.

“BU KUR’AN BANA VAHYOLUND U Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKEZİ UYARAYIM.”

Bu uyarıyı duyanlara, hayatına geçirenlere, sorumlu tutulacağımıza hükmedilen, emin olduğumuz Kur’an ın ipine sarılanlara, her sözü, bilgiyi Kur’an süzgecinden geçirip, inancını emin kaynaklar la yaşayanlara ne mutlu. Allah ın elçisi bizler için örnek gösterilmiştir. Onun örnek oluşu, yaşamı insanlara karşı davranışı ve İslam ı topluma anlatırken takındığı tavrındandır. Onun güzel sözlerini, elbette birbirimi ze aktaralım ama şunu unutmayalım, Allah ın elçisi ümmetine yalnız Kur’an ile hükmetmiş ve yalnız Kur’an ın hükümlerini topluma anlatmıştır. Onun adını kullanara k, dine hurafe sokmaya çalışanlara fırsat vermeyeli m, çünkü Peygamber imiz bu konularda bizleri bakın nasıl uyarmıştır.

“BENDEN KUR’AN DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YAZMAYIN. Kim, benden Kur’an dışından bir şey yazmışsa, onu imha etsin.”
Müslim-Zuhd/72(3004)/4137 Ebu Davud-ilm/3(3647)/4136 Musned-c.3/12.21.39 Darimi-Mukaddime/42

5176-Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor.” Resülulllah aleyhissa latu vesselam buyurdula r ki: BENİM HAKKIMDA YALAN SÖYLEMEYİN. ZİRA BENİM ÜZERİME YALAN UYDURAN, CEHENNEME GİRER.”
Buhari, ilm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, ilm 8,(2662)


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
9
Hikayeler / Saz Çalan Kazım
« Son İleti Gönderen: Serdar102 27 Şubat 2018, 16:58:49 »

   

Köyün birinde köylünün birinin kaz sürüsü vardı. Zaten adamda kaz çobanıydı ve adı Kazım’dı. Koyun güder gibi kaz güdüyordu. Kaz çobanı önüne katmış kazları giderken durup Türkü söylemeye başlayınca kazlar etrafına toplanıyor ve onu dinliyorl ardı. Böyle sazsız, cazsız, müziksiz Türkü söylemek Kazım’ı mutsuz ediyordu. Kazım bir gün arkadaşlarından izin alarak köyden ayrıldı ve şehre saz almaya gitti.

Kazım şehirde aradı, taradı ve sonunda saz satan bir dükkân buldu. Saz da tam dükkânın önündeki sandalyen in üstüne konmuştu. Kazım sazı aldı, sandalyey e oturdu ve çalıp söylemeye başladı. Kazım buydu işte, sazsız Kazım, Kazım’sız saz olmazdı. Kazım sazın tellerine vurdukça bir sürü insan dükkânın önünde toplandı. Yola oturan mı ararsın, ağlayan mı ararsın, ayılan-bayılan mı ararsın hepsi vardı. Dükkân sahibi kapının önünde dikilmiş kalmış, olanları hayret dolu bakışlarla izliyordu . Daha sonra durumdan faydalanm ayı düşünen dükkân sahibi komşu bakkaldan bir kutu kesme şeker alıp dinleyenl ere dağıtmaya başladı. Bedavaya değil canım hediyesi 1 lira. Yeni biri gelip kenara çömelirse hemen dükkân sahibi onun yanında bitiyor ve şeker kutusunu burnuna dayıyordu. “ Dinlerken ağzın tatlansın bey abi, ücreti 1 lira, kulak kirası. “ Akşam olduğunda bir aylık kazancını bir günde doğrultan dükkân sahibinin ağzı kulaklarına kadar açılıyordu.

Kazım sazı dükkâna bırakıp ilerdeki bir bahçede yarı uykulu, yarı uyanık geceyi geçirdi. Sabah erkenden dükkânın önüne geldi, dükkân kapalıydı ama yarım saat sonra dükkân açıldı. Kazım yine sazı aldı ve kapı önündeki sandalyey e oturup saz çalmaya, Türkü söylemeye başladı. Sesi duyan, sazı duyan geliyordu . İstek Türkü, şarkı olursa Kazım onları da çalıp söylüyordu. Kazım gelişinin beşinci gününün akşamı dükkân sahibine köye arkadaşlarının yanına döneceğini, giderken sazı başarı ödülü olarak vermesini istedi. Buna dükkân sahibi karşı çıktı: “ Olmaz, ödül falan yok. Sana bu sazı satarım ama parayla. 1.000 lira. O da senin için, tanıdık diye. “

Kazım: “ Nee, 1.000 lira mı? Sen araba mı satıyorsun arkadaş? Beş gün önce sazın üstündeki etikette 100 lira yazıyordu. “

Dükkân sahibi: “ O beş gün önceydi. Zam yaptım. Saz 1.000 lira. Alırsan. “

Kazım: “ Tüh sana. Her gün bin kişi dinlese tanesi 1 liradan beş günde 5.000 lira kazandın. Bana beş para vermedin. Bari sazı ver. “

Dükkân sahibi: “ Olmaz Kazım, saz 1.000 lira. Sazı verirsem zarar ederim. “

Kazım adama baktı, baktı ne dese az gelecek, bir şey söylemedi ve hızlı adımlarla yürüdü, gitti. Ertesi gün öğle vakitleri Kazım dükkânın önünden geçiyordu. Baktı adam içerde kafayı önüne eğmiş, gazete okuyor. Dükkânın önündeki sandalyed e duran sazı kaptığı gibi kaçmaya başladı. Adam anında ayağa fırlayıp dükkânın önüne çıktı ve avazı çıktığı kadar: “ Kazım sazı çaldı kaçıyor, Kazım sazı çaldı. “ Olaydan haberi olup yoldan geçmekte olan biri: “ Evet, dün Kazım’ı dinledimd i. Pek güzel saz çalıyor canım bu Kazım. “

Bir başkası: “ Pardon ve de bravo, tam beş gün işe gitmedim, onun saz çalmasını, Türkü söylemesini dinledim. Bu kadar olur. “

Dükkân sahibi: “ Benim sazı çaldı diyorum size. Çaldı kaçıyor. “

Az önceki adam: “ Hep biliyordu k. Daha dün sazı çalıyor ama saz benim diyordun. Saz senin o çaldı, herkes farkında. Çalmasını istiyordu n ya o da çalıyordu. Saz çalan Kazım işte bu. “ Kazım köye döndü. Artık beş gün sabahtan akşama konser vererek, alın teri dökerek elde ettiği sazı  yanındaydı. O, doğuştan yetenekli ydi. Çok iyi saz çalıyordu, şurup gibi akıyordu gönüllere, çok iyi Türkü söylüyordu, can veriyordu ömürlere.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım

10
İSLAMİ BİLGİLER / İzlediğimiz Yolun Doğruluğundan, Ne Kadar Eminiz?
« Son İleti Gönderen: halukgta 25 Şubat 2018, 11:26:51 »
Bir kardeşimiz bana verdiği cevapta, yazılarımın ana fikrini tenkit ederek, bazı uyarı ve ikazlarda bulunmuş. Ben fikirleri min tenkit edilmesin e çok önem veririm. Çünkü hepimiz hata yaparız, hatasız insan olmaz. Onun içindir ki, her tenkit ve uyarıdan sonra, düşüncelerimi tekrar gözden geçirir ve Kur’an a danışırım, tekrar araştırırım. Gelin bana verilen cevaplar üzerinde, birlikte düşünelim ama HAKEMİMİZ, DANIŞACAĞIMIZ REHBERİMİZ YALNIZ KUR’AN OLMALIDIR . Bunun nedenini biliyorsu nuz, çünkü Allah SİZLERİ YALNIZ, KUR’ANDAN SORUMLU TUTUYORUM HÜKMÜNÜ VERMİŞTİR. Hatta Allah ın elçisi de sizleri, yalnız Kur’an ile uyarma görevi aldım demiyor muydu? Önce tenkitler i yazalım.

“Kur’an ı kerimin ayetlerin i herkes kendine göre yorumlaya maz, mana veremez. KUR’AN I KERİMİ KENDİ AKLINIZLA YORUMLAMA YA KALKARSAN IZ, BU YAPTIĞINIZ EN BÜYÜK HATA OLUR. O yüzden hadisleri inkâr etmek, Kur’an a aykırıdır. Kur’an da velilerin, tarikatla rın hak olduğu beyan edilmiştir.

Kur’an ın bazı ayetlerin i alıp, bazı ayetlerin i almayarak Kur’an ı eksik anlatıp yalnız Kur’an a inanın hurafeler e inanmayın diyerek, hadis inkârcılığını yapanlarl a bizim hiçbir şekilde işimiz yoktur. Yazılarınızı inceledim, velilere özellikle atıfta bulunuyor sunuz. KUR’AN AYETLERİNİ KULLANIYO RSUNUZ, ORADA Kİ KUR’AN AYETLERİ DE DEĞİL, ORADA Kİ MEALLER. KÂFİRLERE SÖYLENMİŞ OLAN AYETLERİ, VELİLERE KULLANIYO RSUNUZ. Fikirleri nize onun için katılmıyorum.

BİZİM DİNİMİZDE TARİKAT, ŞERİAT VARDIR KUR’AN I KERİMLE HADİSLERLE SABİTTİR, VELİNİN GERÇEK OLDUĞU HAK OLDUĞU. Yedi tane ayette sabittir. Şefaatinde hak olduğu şefaate izni olacakların hak olduğu açıkça Kur an da ifade edilmiştir. Dinimizi mealden değil Kur’an dan öğrenin.

Allah ın velileri vardır, Allah ın evliyaları vardır. DİN SADECE KUR’AN I OKUMAKLA BİTMEZ. Ona göre paylaşımlar yapın, yanlış yapıyorsunuz. Velilere karşı tavrınız var. Allah ın velilerin e Allah ın dostlarına seçtiği insanlara düşmanlık yapmayın, benim velilerim e savaş açmayın size harp ilan ederim diyor Allah. Benim görüşüm ehlisünnet velcemaat ir. Hem Kur’an ı kerim, hem de sahih hadisleri n ışığında dır yolumuz. YALNIZ KUR’AN DİYEN İNSANLARA, BİZ MEYLETMEYİZ.”

Bu cevapların doğruluğunu, eğer yalnız Kur’an ile karşılaştırma yoluna gitmezsek, Allah ın ayetlerin e taban tabana zıt bir inanç yaratmış oluruz kendimize . Kur’an a aykırı düşen hiçbir düşünceyi kabul edemeyiz. Hepimiz bu dünyada, imtihan oluyoruz. Buna İnanıyoruz demekle iş bitmez. Gereğini de yerine getirmeli yiz. Allah yemin ederek, bu kitabı sizler anlayasınız diye kolaylaştırdık, onun için aklınızı kullanın, düşünün emrini veriyorsa, düşünerek aklımızı kullanara k ayetlerin anlaşılamayacağına inanırsak, Kur’an a değil Kur’an ı anlatanla rın sözlerine iman etmiş oluruz.

Allah ile kulu arasında hiç kimse yoktur. Allah elçisine bile, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer diye bildirir. Bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetler, yoruma kapalıdır, onun için herkes kendince yorumlayıp, ben böyle anladım diyemez. Muhkem şüphe duyulmaya cak kadar açık ve anlaşılan demektir. Allah ayetleri okuduğumuzda, düşündüğümüzde anlayamay acağımız ayetlerde n bizleri nasıl sorumlu tutar ve imtihan eder, bunu da mı düşünemiyoruz. Kendi aklımızla düşünmeyip, başkalarının aklıyla ayetleri anlarsak, imtihanımızı başkalarının sözleriyle vermeye çalışmış oluruz. Sizce böyle bir imtihan olur mu?

Kur’an dan bazı ayetleri alıp, bazılarını görmezden gelemeyiz . Bunu yaptığımızda zaten kendimizi kandırırız. Allah bir ayetinde apaçık bir hüküm veriyorsa, bir başka ayetinde onun tam tersini asla söylemez. Ama bizler rivayet hadisleri aklamak adına, ne yazık ki bu yanlışları yapıyoruz ve ellerimiz le Kur’an da çelişki varmış izlenimi yaratıyoruz. Allah şefaat yani affetme, bağışlama yetkisi yalnız benim yetkimded ir, HİÇBİR ŞEFAATİN FAYDA ETMEYECEĞİ O GÜNDEN SAKININ DEDİĞİ HALDE, başka ayetlerde kelime oyunları ile Allah ın yanında şefaatçiler de vardır anlamını ayetlerde n çıkartmaya çalışırsak, Allah a şirk koşmuş oluruz. Veliler konusunda Kur’an ın uyarılarının, o dönemdeki inkârcılara hitap ettiğini söylüyor arkadaşımız. İyide Kur’an ın tamamı zaten kâfirleri, inkârcıları doğru yola iletmek için inmedi mi? Yani buna benzer ayetlerin, bizlerle ilgisi yok mu? Bizlere hitap etmiyor mu? İşte ayetler işimize gelmediğinde, böyle birer birer devre dışı kalıyor, hatta bazı hadisler örnek gösterilip, ayetlerin nesih edildiğini, yani hükmünün kalktığını dahi söyleyebiliyorlar. Bizler günümüzde, cahiliye devrinin yaptığı yanlışların aynısını, ne yazık ki yapıyoruz.

Hatırlayınız Muhammed suresi 19. ayetinde, Allah elçisine bakın ne diyor hatırlayalım. “ HEM KENDİNİN HEM DE MÜMİN ERKEKLERİN VE MÜMİN KADINLARI N GÜNAHLARININ BAĞIŞLANMASINI DİLE.” Bakın Allah ın elçisi, kendi günahı için bile Allah a dua ediyorsa, nasıl olurda bugün bizlerin imanı konusunda bilgisi olmayan, hatta mahşer günü söyleyeceği sözleri hatırlayın, BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ diyecekse, Kur’an ı terk eden bir toplumun günahları için dua bile etmeyeceği çok açık değil mi? Ayete lütfen dikkat, Peygamber imiz kendisine iman etmiş Müslümanlar için, Allah a dua et, bağışlanmalarını Allah dan dile diyor.

Şefaat haktır diyerek, yalnız Allah ın şefaatini kabul etmeyip, şefaatçiler edinenler in durumunu Kur’an çok açık anlatıyor ve o gün geldiğinde hepsi birbirind en kaçacağını bizlere bildiriyo r. Arkadaşımız, velilere Allah dostlarına itaatin Kur’an da ayetlerle sabit olduğunu söyleyebiliyor. Hâlbuki Allah Bakara suresi 107. ayetinde bakın ne diyor.

“BİLMEDİN Mİ Kİ GÖKLERİN DE YERİN DE MÜLK VE SALTANATI YALNIZ ALLAH'INDIR. SİZİN İÇİN ALLAH'TAN BAŞKA NE BİR VELİ VARDIR, NE DE BİR YARDIMCI.”

Bunca açık Allah ın ayetinin, tam tersinde hüküm veren bir hadisi nasıl alıp kabul ederiz ve imanımızın asli unsuru yaparız, hiç düşünmüyor muyuz? Bakara 257. ayette, Allah iman edenlerin velisidir der. Acaba bazı kardeşlerimize Allah ı veli edinmek yetmiyor mu? Allah Enam suresi 51. ayetinde, “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACA KLARINDAN KORKANLAR I KUR'AN'LA UYAR.” diye bizlerin dikkatini çeker. Bu uyarıdan sonra, Kur’an ın dışından hangi kaynağı kabul edebiliri z, bunu da mı anlayamıyoruz. Allah ın elçisine hitaben ayetleri hatırlayın ne diyordu deki onlara diye. BEN YALNIZ KUR’AN A UYARIM, SİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARIRIM.”

Araf 3: RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Diyanet meali)

Bakın bu ayetin orijinali n de evliya diye geçer ve sakın Allah ın indirdiği Kur’an ın dışında evliyalar a, velilere uymayın diye apaçık bildirir bizlere. Allah ın yolundan giden her kul, Allah ın sevgili kuludur, Allah ın dostudur ayetlerin de bu şekliyle bahseder. Ama kimin Allah ın en doğru yolunda gittiğini de, Rabbimiz yalnız ben bilirim der ayetinde. Onun için bizler kimin Allah ın sevgili kulu olduğunu bilemeyiz . Bunun acı örneklerini günümüzde görüyoruz ama ne yazık ki ders alamıyoruz. Araf suresi 3. ayetinde Allah, tüm iman edenlere seslenere k ne diyordu hatırlayalım, veliler konusunda .” RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN; O'nun berisinde n BİR TAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN!”

Arkadaşımız dinimizde tarikat vardır demiş ve ayet ve hadislerl e sabittir diye de eklemiş. Kur’an da tek bir tarik, yani yol vardır oda Allah ın Kur’an da açıkladığı, elçisinin uyduğu yoldur. Bunun dışında Allah, sakın dinde bölünmeyin emrini vermiş, bölünenlerin Kur’an ın yani dinin dışına çıkanlar olduğunu söylemiştir. Şeriat Allah ın kanunudur, asla hiç kimse tarafından değiştirilemez, ilave yapılamaz. Buda yalnız Kur’an hükümleridir. EĞER, BEŞERİ HÜKÜMLERLE ŞERİAT YARATIRSA K, BU ALLAH IN DEĞİL, BEŞERİN YARATTIĞI ŞERİATTIR UNUTMAYAL IM.

Dinimizi mealden değil, Kur’an dan öğrenin diyen kardeşimize sormak isterim. Araplar kendi dillerind e indirilmiş Kur’an ı mı yaşıyor, yoksa dini bölüp parçalayıp, beşeri şeriatın yaratıldığı mezhepler in oluşturduğu FIKIH inancını mı yaşıyor. Demek ki Kur’an ı Arapça okumak değil önemli olan, Allah ın hükümleri ile yaşamak önemli. İlginçtir hadisleri n orijinali de Arapçadır, ama Türkçeye çevrilmiş halinden hiç kimse şikâyet etmez, Kur’an a takındıkları tavrı onlara takınmazlar. Bu hadisler Türkçeye çevrildiğinde gerçek hadis olamaz, diyeni hiç duymadım. Bu farklı tavrı akılla, mantıkla açıklamak çok zor. Kur’an meali Kur’an değildir diyen kişilere, aslında Âlim insan İmamı Azam, çok güzel cevap vermiş yüzlerce yıl önce, hatırlayalım bakalım ne demiş.

“İmamı Azam Görüsünün Hanefi FUKAHASIN CA ayrıntılanan gerekçesi söyle özetlenir. Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KURAN O LAFIZLARI N TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS KURAN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.
 
O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KURAN I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARD AKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.”

Arkadaşımız, din yalnız Kur’an ı okumakla bitmez demiş ve dini yaşamak için Kur’an ın yanında başka kaynaklarında olduğunu, rahatlıkla söylemiş. Benim Allah ın dostlarına veli kişilere, Allah ın seçtiği insanlara düşmanlık yaptığımı söylüyor. Böyle bir şeyi aklı başında hiç kimse yapmaz. Daha doğrusu böyle bir tavır hiç kimseye yapılamaz. Unutmayalım, günümüzde ismi kullanılıp anlatılan, onca bilgiler acaba bahsedile n kişilerin söylediği sözler mi? Kim garanti verebilir bizlere?

Allah Kur’an da, elçisini bizlere örnek olarak göstermiştir. İslam ı yaşama azmi, insanlara karşı tavrı,  davranışları hayat görüşü ile bizler için örnektir Peygamber imiz. Hatırlayınız tarikatla r, mezhepler, Peygamber imizin ölümünden yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmıştır. Bu bölünmüşlüğü nasıl savunuruz . Allah yasaklamış. Yaradan dinde sakın bölünmeyin diyor, birileri çıkıyor, dinde bölünmekte zenginlik vardır diyor. Siz Allah a mı inanıyorsunuz, yoksa bu sözleri söyleyenlere mi?

Arkadaşımız izlediği yolunun, hem Kur’an ı kerim, hem de sahih hadisleri n yolu olduğunu söylemiş. Sahih kelimesi sağlam, güçlü, şüphe duyulmaya cak kadar doğru anlamındadır. Sizce Allah ın ayetlerin den başka sahih, şüphe duyulmaya cak kadar doğru olduğuna emin olabileceğimiz sözler var mıdır? Kur’an Allah ın korumasında, bunun dışında hangi bilgi, söz Allah ın korumasındadır, bunun garantisi ni bizlere aramızda verebilec ek var mı? Allah Maide 50. ayetinde, Kimin hükmü/sözü Allah ın kinden daha güzeldir diyor. Araf 185. ayetinde, O halde Kur’an dan sonra hangi söze inanacakl ar, diye uyarıyor. Nisa 87. ayetinde, Kimdir sözü Allah ın kinden daha doğru olan diyor. Bakın Allah ın elçisi yalnız nereye uymuş, bakalım arkadaşımızın söylediği gibi, Peygamber imizin uyduğu başka kaynaklar, bilgiler var mı?

BANA VAHYE DİLENDEN BAŞKASINA DA UYMAM! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.(Ahkaf 9)

“Ey kavmim! ANDOLSUN Kİ BEN SİZE RABBİMİN VAHYETTİKLERİNİ TEBLİĞ ETTİM ve size öğüt verdim.” (Araf 79) . Bu Kuran bana vahyolund u ki, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. (Enam 50)

(Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNA NA UY ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. (Yunus 109) Bu Kuran bana vahyolund u ki, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM. (Enam 19)

Bakın Allah ın elçisi, ben yalnız Kur’an a uydum ve yalnız Kur’an ı tebliğ ettim sizlere diyor. Ama bazı kardeşlerimiz Kur’an ın yanında, emin olamayacağımız rivayetle rin de dinin asli unsuru olduğunu, peygamber imizin din adına tebliği olduğunu söyleyebiliyor. Acaba hangi Müslüman, Allah ın ve elçisinin yolunda yürüyordur? Karar sizlerin, imtihan sizin imtihanınız. Son olarak enbiya suresi 10. ayeti hatırlatmak istiyorum .

Enbiya 10: Yemin olsun, SİZE BİR KİTAP GÖNDERDİK Kİ, ÖĞÜT VE UYARINIZ/ZİKRİNİZ/ŞEREFİNİZ YALNIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız? (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Allah size öyle bir kitap gönderdik ki, bütün şanınız, şerefiniz, öğüt ve uyarınız yalnız ondadır diyor. Ama bu uyarılar, bu ikazlar bizlere yetmiyor, Allah ın kitabının yanında, asla emin olamayacağımız rivayet bilgileri de, din adına yaşamaktan çekinmiyoruz ve kendimize yol ediniyoru z. Gerçekler ortaya çıktığında, pişmanlık duymak istemiyor sak, Allah ın emrettiği gibi, en garantili yolu izleyelim ve YALNIZ KUR’AN IN İPİNE SARILALIM .

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Kısayollar
Gemlik Haberleri
Gemlik Haberleri
Gemlik Resimleri
Gemlik Ulaşım
Gemlik E-Randevu Gemlik Aile Hekim
Gemlik Video
Gemlik Şiirleri
Gemlik Tel Rehberi